Şimdi Hangisini Yazmalı?

  • e-Posta

Eğitim camiası ile alakalı güzel şeyler paylaşmak istiyor insan… “Eğitim-Öğretim sorunlarımızın asgariye indiği, öğretmenlerin ve diğer memurların halinden memnun olduğu, öğrencilerin ezberci eğitimden kurtulduğu, öğretmenlerin öğrencilerinin SBS, YGS vb. gibi sınavlarda yaptıkları nete göre değerlendirildiği dönemin artık geride kaldığı, MEB’in bir sendika üyelerine değil tüm eğitim camiasına yakın olduğu…” gibi bir şeyler yazmak beni daha mutlu ederdi haliyle… Fakat eğitim camiasının sorunları her geçen gün artarken bu pek mümkün olmuyor…

Ezberci Eğitim…

Şimdi bu artan sorunlardan hangisini yazmalıyım?  Eğitim, bilim alanı olarak çok geniş bir içeriğe sahiptir. Eğitimciler, eğitim kelimesini; "Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir." şeklinde tanımlamışlardır. Bu tanıma göre eğitim, plânlı ve programlı değişmeleri içerir. Fakat ülkemizde eğitim-öğretim faaliyetleri sınava endeksli bir süreç içerdiği için eğitim değil öğretim öncelikli bir yapı mevcuttur ve bu ezberci bir eğitim sistemini vücuda getirmiştir.

Ezberci eğitim, bilgiyi günlük öğretir veya ezberletir, fakat bilginin ne işe yaradığını ve nasıl kullanılması gerektiğini öğretmez. Ülkemizde de bilginin her yerde ulaşılabilir olduğu bir dönemde, öğretmenin bildiklerini öğrencilere aktarması yerine öğrencinin öğrenmeye yönlendirilmesi, sorun çözmeyi kendi kendine öğrenmesini hedefleyen bir sistem oluşturulmak istendi.

Değiştirilen müfredat ile bu sistem oturtulmaya çalışıldı fakat altyapı ve sınav başarısına endeksli bir sistemde bunun uygulanası pek mümkün olmadı. Değişen müfredata göre; “ Öğretmen yalnızca yardımcı bir rehber, koordinatördür ve güdeleyicidir, ancak yine öğrenmeyi öğrencinin kendisi becermelidir. Buradaki amaç artık öğrencinin bilgi depolamayı değil, düşünmeyi öğrenmesidir.” Bu noktadan baktığımızda,  düşünmeyi öğrenen kişi, o düşünceyi nasıl ve nerede kullanacağını yöntem olarak benimser. Böyle bir eğitim eleştirel ve yaratıcı bir düşünce eğitimidir. Bu öğrenme anlayışı aynı zamanda kolektif çalışmayı içerdiği için kişinin toplumsal düşünmesini de sağlamaktadır. Şimdi şöyle kendimize bir soralım sınava endeksli bir sistemde bu müfredatın başarı şansı ne kadardır? Yorum okuyucularımızındır…

Dershane Okulların Alternatifi Mi?

Ezberci, sınava endeksli, analitik düşünmeye yönlendirmeyen, yenilikçi olmayan bir eğitim sistemine sahip olan ülkemizde, öğrencilerin büyük çoğunluğu dershanelere gitmektedir. Ülkemizde neredeyse dershaneler okullara alternatif hale getirilmiştir. Öğrenci dershanede aldığı eğitimle sınava hazırlanmaktadır. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle dershaneye gidemeyenler ise, sadece okulda aldığı eğitimle sınava hazırlanmaktadır. Bu da ülkemizde  fırsat eşitliği ilkesini yok etmektedir.

MEB bir taraftan dershaneleri kaldıracağını ifade ediyor diğer yandan dershanelerin daha iyi bir eğitim verdiğini kabul ederek öğrencilere sınav izni veriyor. Dershanelere rahatça gidebilirsiniz diyor. Yani dershaneler okullara alternatif olmak bir yana okullardan daha üst düzey eğitim veren kurum olarak bizzat MEB’i yönetenler tarafından kabul edilmiş durumda…

Öğrenciye İzin, Öğretmene Ceza!

Milli Eğitim Bakanlığı bir genelge yayımlayarak;  “Öğrencilere, 25 günü özürlü olmak üzere toplam 45 gün okula devamsızlık hakkı” vermişti… Basınımız bunu öğrencilere müjde olarak duyurdu. Güya bu genelge ile öğrenciler, 25 günlük özürlü devamsızlık haklarını kullanmak için sağlık raporu almak zorunda kalmayacaktı. Yani bakanlığımız siz okula gelmeyin daha iyi eğitim veren ve sınava hazırlayan dershanelere gidin dedi. Bunun karşılığı olarak da kendi öğretmenlerinin ek derslerini kesti.

MEB savunma olarak da şöyle açıklama yapıyor; “Öğrencilerin herhangi bir nedenle okula gelmemeleri, sınavlar nedeniyle bakanlıkça izinli sayılmaları halinde ders görevlerini yerine getiremeyen öğretmenlerin, bu sürelere rastlayan ders görevlerine ek ders ücreti ödenmeyecek. Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar'ın 16'ncı maddesinde öğrencilerin herhangi bir nedenle okula gelmemeleri halinde ders görevlerini yerine getiremeyen öğretmenlerin, bu sürelere rastlayan ders görevlerini yapmış sayılmaları yönünde herhangi bir düzenleme bulunmadığından, bu konumdaki öğretmenlerin fiilen yerine getirmedikleri ders görevlerini yapmış sayılabilmeleri mümkün bulunmamaktadır.”

Öğrenciler dershanelere yönlendirilecek, sınıflar boş kalacak ve öğretmenler ek ders alamayacak. Yani güya öğrenciye müjde, aslında öğretmene ceza!!!…

Öğretmen Açığı Ne Kadar?

Atanamayan öğretmenlerin sayısı 350.000 civarında bir rakamla ifade edilirken MEB kadrolu öğretmen istihdamı dışında , vekil, ek ders karşılığı, usta öğretici, ücretli, sözleşmeli vb. şekillerde öğretmen istihdamı yapmaktadır. Öğretmen ihtiyacı konusunda ise farklı sayılar ifade edilmektedir. MEB, MEB’in İç Denetim Raporu ve sendikaların rakamları birbirini tutmamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ‘2009 İç Denetim Faaliyet Raporu’nda; mevcut norm hesaplama kriterlerine göre sistemde olması gereken öğretmen sayısının 717 bin 824 olduğu buna rağmen mevcut öğretmen sayısının 584 bin 507’de kaldığı belirtildi. Raporda, 133 bin 317 öğretmen açığı olduğu vurgulanırken, MEB Bakanı; “Okullarda net olarak 72 bin 668 öğretmen ihtiyacı olduğunu” söylemekteydi. Milli Eğitim Bakanlığı illere ait kontenjanları açıkladı. Memurlar.net sitesinin bu kontenjanlara dayandırarak yaptığı araştırma sonucuna göre sayı daha farklı. Okullarımızda açık bulunan Norm Kadrolarının sayısını gösteren bu listelere göre tam 141 bin kadro açığımız var. Bunlara 70 bin sözleşmeli öğretmeni de eklersek, sayı 210 bin civarında oluyor.

Şimdi biz hangisine inanmalıyız?…

Devlet Sözünü Tutacak Mı?

Milli Eğitim Bakanlarımız (Çelik-Çubukçu) tarafından sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirileceğine dair söz verilmiştir. Eski bakanımız kadroya geçirme işini yerine getirememişti.  Mevcut  bakanımızın sözleşmeli tüm öğretmenleri kadroya geçireceğim sözünden ise yaklaşık bir yıl geçmiştir. Buna rağmen bu konuda somut bir adım atılamamış olması sözleşmeli öğretmenlerin motivasyonunu olumsuz bir şekilde etkilemekte ve her geçen sürenin MEB’e olan güveni azaltmaktadır… Sözleşmeli öğretmenler için son bir yıl;  “Kadroya geçiyorum, geçeceğim, geçemiyorum” umut ve umutsuzluk arasında geçen 1 yıl olmuştur…

Yönetici Atama Gündemden Düşmüyor…

Bakanlık verilerine göre (25 Mart 2009 tarihi itibarıyla) atama – yer değiştirme işlemlerine yönelik 2006 – 2008 yıllarında toplam 4.256 dava açılmıştır. 2010 yılına kadar bu dava sayısı 10.000 rakamına ulaşıyor. Bunlardan birçoğu yönetici atama ile ilgilidir.

Yedi yıllık yönetici atama(ma), vekaletle devam etme sürecinin eğitim sistemimize olumsuz etkiler yaptığı aşikar olan bir gerçek…  Eski bakan Hüseyin ÇELİK döneminde yandaş atama isteği yönetici atamayı bir kabus haline getirmiş ve bunun sonucu olarak konu defalarca yargıya taşınmış, sendikalar tarafından veya kişisel açılan davalar sonucu MEB aleyhine birçok yargı kararı çıkmış, MEB kendi mensupları nazarında güven kaybetmiştir.

İstenince çok kolay bir şekilde aşılabildiğini yeni Milli Eğitim Bakanımız Nimet ÇUBUKÇU’nun bu konudaki tutumundan sonra rahatlıkla görebiliyoruz. Nimet ÇUBUKÇU’nun göreve gelmesi ile birlikte bu sorun büyük ölçüde aşılmış olmasına rağmen, atama sürecinde son anda verilen ve atamaları direk etkileyen ödüllerin bu atamaları olumsuz etkileme endişesi ve iptal dedikoduları yöneticilerin motivasyonunu olumsuz etkilemeye devam etmektedir.

Öğretmen İçin Bir Angarya: NÖBET

Okullarımızda yaşanan şiddet kaygı verici şekilde artmaktadır. Fiziksel ve psikolojik saldırıların önemli bir kısmı öğretmenlere yöneliktir. Öğrencilerin mağdur olduğu tüm olaylarda öğretmen ve idareciler doğrudan veya dolaylı olarak fail ilan edilmektedir.

AES Başkanının ifadesi ile; “Devlet memurları arasında yalnızca öğretmenlerin nöbeti ücretsiz ve zorunludur. Nöbeti gereğince tutmayan bir öğretmene maaş kesim dahil cezalar verilirken, sorunlu ve yorucu süreci gereğince yapan meslektaşlarımız tek kuruş bile almamaktadır. Bedelsiz ve zorunlu yaptırılan bu iş öğretmenlerimiz için ANGARYADIR…”

Nöbet tutarak büyük efor harcaması karşılığında bırakın herhangi bir maddi manevi mükafat alayı, öğretmen için bu mevzu en kolay açığa alınma sebebidir. Basınımızda sıkça çıkan haberlerde de gördüğümüz üzere okullarda meydana gelen herhangi bir olumsuz olayda o günün nöbetçi öğretmenleri açığa alınmak ve soruşturma açılmak suretiyle çok kolay cezalandırılabilmektedir…

Şimdi Hangisini Yazmalı?…

Zorunlu hizmet affı ile küstürülen öğretmenlerin birkaç pansuman tedbir ile gönülleri alınmaya çalışılmıştır.  Eğer bir pozitif ayrımcılık yapılacak ise bu öncelikle doğuda çalışan öğretmenler için olmalıdır. Fakat tam aksi durum ortaya çıkmaktadır. Çünkü batı illerinde zorunlu hizmet yükümlülük görevi affedilen öğretmenler doğu illerine atanmayacakları için batı illerindeki okullar doğu illerinde çalışan öğretmenlere (il dışı kontenjanlarının azlığı da etki edecek) sürekli olarak norm kadro dolu olarak gözükecek ve atama işlemleri kilitlenecektir.

Ülkemizde 26.415 kurumda hiç kadrolu hizmetli bulunmamaktadır. Okulların temizlik gibi en temel problemlerinin çözümüne yönelik hiçbir düzenleme yapılmamış olması, özellikle okul yöneticileri ile velileri karşı karşıya getirmekte, okul idarelerini veliden sürekli para isteyen bir mekanizma haline dönüştürmektedir. Bu durum hem okul yöneticilerini yıpratmakta hem de Bakanlığın itibarını olumsuz etkilemektedir. İlköğretim okullarımıza ödenek gönderilmediği de dikkate alınırsa sorun daha iyi anlaşılabilir. Konunun bir sorun olarak görülüp çözümüne yönelik sistemli çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Bir de Güzel Haber;

GFK Grubu tarafından 16 ülkede 15 bin 806 kişi ile görüşülerek gerçekleştirilen ''Meslek Gruplarına ve Kurumlara Güven Endeksi Araştırmasının sonuçları (Haziran 2010) açıklandı. Türkiye'de bu kapsamda GFK Türkiye tarafından 16 ilde 1.300 kişi ile yüz yüze görüşülerek bir araştırma yapıldı. Araştırmaya göne en fazla güven duyulan meslek gruplarının başında yüzde 89 ile öğretmenler, en az güven duyulan meslek gruplarının başında ise yüzde 19 ile politikacılar geliyor.

Öğretmenler yığınlarca sorun ve sıkıntıya rağmen eğitimci olmanın vakarı ve yeni nesli yetiştirmenin bilinci ile hareket ettiğinin en çarpıcı güzel sonucu bu ankete yansıyan neticeler olmuştur.

Değinmemiz gereken birçok konu başlığının daha mevcut olduğu aşikardır. Özellikle eş durumu mağduru olan, aile bütünlüğünü sağlayamamış, eşinden ayrı çalışan meslektaşlarınızın sorunları yürek incitici boyutlardadır.  Nasip olursa sonraki yazılarımızda diğer başlıklarla alakalı konulara da değineceğiz.Son söz olarak eğitim meselemizi ve kendimizi ciddi bir sorgulamadan geçirmemiz gerektiğine inanıyorum.

Kendisini sorgulamayan hiçbir kişi veya sistem sağlıklı gelişmez. Yarının gelişmiş ve çağdaş Türkiye'si için Milli Eğitim, YÖK ve Üniversiteler kendi eğitim sistemlerini mutlaka masaya yatırarak sorgulamak zorundadırlar. Sorgulama bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ülkemizde eğitim en önemli mesele olmalı ve tartışılmalıdır. Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi; eğitim sistemimiz zaman geçirmeden bütün aşamaları ile masaya yatırılmalı,  olumsuzluklar tartışılmalı, hedefler ve stratejiler iyi belirlenmeli, kurumsal ve kişisel kaynak ve imkanlar doğru hesaplanmalı ve “Eğitim Meselemiz” ülke gündemine bu şekliyle taşınmalıdır.

Zülküf SARITEPE
 

Yorum Ekle


ÇANAKKALE
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Orhun Kitapevi

Destan Romanlar

Kırk Kahraman Kız
Karakalpak Türklerinin Kırk Kız Destanı, 110 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  
 
Reklam

URUMÇİ OLAYLARI

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Misafirlerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün244
mod_vvisit_counterDün504
mod_vvisit_counterBu Hafta2097
mod_vvisit_counterGeçen Hafta3166
mod_vvisit_counterBu Ay4356
mod_vvisit_counterGeçen Ay14373
mod_vvisit_counterToplam203427

Çevrimiçi: 37
IP: 38.107.179.238
Tarih: 10 / 02 / 2012