Bir zamanlar bize ait olan coğrafyalara bir göz gezdiriyorum da insanın içi sızlıyor. Acı, gözyaşı, açlık, zulüm, işkence, çile hep bu coğrafyalarda... Kadife devrimler, isyanlar, dini ve etnik çatışmalar, kardeş kavgaları… Balkanlarda, Kafkaslarda ve Ortadoğu’da meydana gelen olaylar sebebi ile bu coğrafyada yaşayanların yüzü bir türlü gülmüyor. Komşumuz Irak Amerikan emperyalizminin kanlı çizmeleri altında zulüm ve işkence görüyor, Çeçenistan yanıyor, Doğu Türkistan’da kızıl Çin’in zulmü aralıksız devam ediyor, Filistin hala Siyonist kıskacında, Karabağ hala Ermeni işgalinde, Irak ve Afganistan’da “Amerikan Demokrasisi(!)”hüküm sürüyor…
Peki, ne oldu da biz bu hale geldik? Bir zamanlar bize ait olan bu yerler nasıl bu hale geldi? Bu ülkelerin bir kurtuluş yolu yok mu? Bu coğrafya yani Türk-İslam coğrafyası her zaman bir emperyalist kurtarıcı mı bekleyecek? Hep AB, ABD gibi güçlerin ortaya koyduğu planların parçası veya uygulayıcısı mı olacak? Yoksa kendi yol haritasını çizip kendi ayakları üzerinde mi duracak? Tabiî ki gönlümüz son şıkkı istiyor. Peki, bu çok mu zor? Aslında pek de zor değil. Sadece bir öncüye, bir lokomotife ihtiyaç var. Bu coğrafyada lokomotif olma görevi; tarihi misyonu, devlet tecrübesi, coğrafi yapısı, genç nüfusu ve diğer koşullar göz önüne alındığında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne düşüyor. Kurtuluşu başkasından bekleyen yalnızca kölelerdir. Bu bağlamda Türkiye’nin yönü AB, ABD, Rusya veya Çin değil, tarihin kendine yüklediği misyon gereği sorumlu olduğu coğrafyalardır. Bu coğrafya Hunlardan itibaren kurmuş olduğu devletlerin ulaştığı en geniş sınırların toplamıdır. Bu coğrafya Göktürklerin, Gaznelilerin, Büyük Selçuklu Devleti’nin, Memlukluların, Babürlülerin, Osmanlı’nın ve diğer Türk devletlerinin ulaştığı yerlerin tamamıdır. Çünkü bu coğrafyaların tamamı Türkiye’nin nüfuz alanıdır.
Türk Milleti olarak artık o muhteşem coğrafyalardan Anadolu’ya sıkıştırılmışlığın verdiği ezikliği ve ürkekliğini üzerimizden atmalıyız. Aslında Atatürk önderliğinde yaptığımız kurtuluş savaşı ile bu ezikliği ve ürkekliği üzerimizden atmıştık… Artık büyük düşünmek ve büyük oynamak zamanı gelmiştir. Yeniden büyük oynamanın, büyük hedeflere kilitlenmenin, tarihimizi ve köklerimizi keşfetmenin tam vaktidir. Bu güne kadar önümüze konulan küçük, sahte, sığ ve sanal hedefler iliğimizi kurutmuş, kalıbımızı, kabımızı ve ufkumuzu daraltmıştır. Bizim için hedef; sadece milli geliri yüksek kalkınmış bir ülke olmak, olamaz, bizim hedefimiz; kalkınmış bir ülke olmanın yanında dünyada sözü geçen güçlü bir lider ülke olmak, olmalıdır. Unutmayalım ki İsveç, İsviçre, Güney Kore gibi ülkelerde kalkınmıştır ama dünyada sözleri geçmez. Ama İngiltere ve ABD kalkınmış ülke olmanın yanında güçlüdür ve dünyada sözleri geçer. Bizler; yüzyıllar boyunca dünyaya nizam vermiş, kurduğu devletlerle dünyaya adalet, barış ve huzur getirmiş, hâkim olduğu coğrafyalarda yüksek bir medeniyet oluşturmuş bir milletin mirasçısıyız. Atalarımızın geçmişte yüklendiği misyon bugün bize birtakım sorumluluklar yüklemektedir. Bu mirasın bize yüklediği tarihi görevi yerine getirmeyi bizden bekleyenler her geçen gün daha yüksek bir sesle bunu dile getirilmeye başladılar. Bu açıklamalardan birkaç tanesini hatırlayalım;
Önce Ata yurdumuz Türkistan’dan birlik teklifi gelmişti. Kazakistan Cumhurbaşkanı halka yaptığı hitapta “ Ortalık Asya Devletler Topluluğu’ndan” bahsetti. (Ortalık Asya, Kazak Türkçesi’nde Orta Asya ülkeleri ile bu ülkelerin kuzeyinde yer alan ve geniş bir alanı kapsayan ve Kazakistan’ıda içine alan coğrafyayı ifade etmek için kullanılır.) Nazarbayev açıklamasında; “şimdi Orta Asya devletlerinin önünde iki seçenek vardır. Hammadde sağlayıcısı konumunda kalarak emperyal bir devletin gelmesin beklemek veya ciddi bir birlik oluşturmak” diyerek birlik mesajları verdi. Biz Türkiye olarak bu projeye destek olmalı ve sürece dâhil olmalıyız.
Cezayir Cumhur Başkanı Abdelaziz Bouteflika; “Osmanlı Milletler topluluğunu kurmayı teklif ederken, Cezayir’in Osmanlıyı çok aradığını zira ülkesinin Osmanlı (Türk) himayesinden çıktığı günden beri istikrarlı bir düzene kavuşamamıştır. Cezayir halkı yıllar geçmesine rağmen Osmanlı’yı hala unutamamıştır. Bu yüzdende Eski Osmanlı coğrafyasındaki memleketlerin bir çatı altında toplanması gerektiğine inanıyorum” açıklamasıyla oluşturulacak birliğin gerekliliğini belirtti.
Iraklı akademisyen İsam er-Ravi; “bugün halk yeniden bilinçlenince tarihlerinin nasıl çarpıtıldığını yakinen gördüler. Osmanlı’nın tüm Irak halkını kucaklayıcı ve adaletli yönetimini arıyoruz. Anlayacağınız artık Irak’ta halk Osmanlıya hasret…” derken Türkiye’yi de göreve çağırıyor, “Irak halkı Osmanlıyı arıyor. Bu misyonu sürdürün” açıklamasında bulunuyordu. Kazakistan devlet başkanı Nazarbayev’in açıklamalarına Kırgızistan’ın yeni yönetiminden de destek geldi. Kırgızistan’ın yeni lideri Bakıyev; Türk dünyasının daha da yakınlaşması gerektiğini söylerken Türkiye ile ilişkilerin yeni bir ivmeyle daha da ilerilere taşınacağını, Kazakistan’ın “Ortalık Asya Devletler Birliği” teklifine de tam destek verdiklerini açıkladı.
Filistin’in Arap birliğindeki temsilcisi Muhammet Subeyh; “Kudüs’ün geleceği konusunda Filistinliler kadar Türklerinde sorumlu olduğunu söyleyerek Kudüs’teki binaların çoğu Türklerin eseridir” dedi. Azerbaycan Türk Kadınlar Derneği Başkanı ve Azerbaycan Merkezi Kooperatifler İttifakı Bakan Yardımcısı Tenzile Rüstamhan Türkiye’ye yaptığı ziyarette; Türkiye’nin yüzünü Avrupa Birliği’nden Türk Birliği’ne çevirmesi gerektiğini belirterek Türkiye’nin atacağı her türlü birlik adımına destek vereceklerini söyledi. Çok geçmeden Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev “Türk devletleri arasındaki ilişkilerin daha iyi seviyelere getirilmesi gerektiği” konusunda açıklamalarda bulunmaya başladı. Bir Malezyalı sendikacı ise “Türkiye bir gün gelecek, dünyada muazzam bir hamle yapacak, bomba gibi patlayacak” diyordu. Demek ki dışarıdan bizi böyle görüyorlar. Benim de kanaatim Malezyalı sendikacının dediği günler yakındır. İnşallah gelecek günlerde, yıllarda bu hedefe ulaşılacaktır.
Türk-İslam ülkeleri birlik ve beraberliğin lokomotifi olarak Türkiye’yi görüyor. Avrupa bunu iyi tahlil etmiş vaziyette. Avrupa’nın bakış açısını Fransa’nın ünlü dört aydınının Fransız halkına ve Fransa Cumhurbaşkanına yazdığı mektup özetliyor. Aydınlar “İslam dünyasının yolu Türkiye’den geçer” diyorlardı. Avrupa bundan dolayı Türkiye’yi İslam devletleriyle ilişkilerinde kullanacağı sınır ülkesi olarak görüyor ve böyle kalmasını istiyor. Avrupa, Türkiye’yi içine almadığı gibi Türkiye’nin yönünü başka tarafa dönmesini, yeni birliktelikler oluşturmasını da engellemeye çalışıyor. Avrupa, Türkiye’yi doğu ile arsında sınır(cephe) ülke olarak kullanmak istiyor. Türkiye sınır ülkesi olmak yerine “Merkezdeki” güç boşluğunu doldurmalıdır. Coğrafyamızın bize sağladığı imkânları da kullanarak önce Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlarda sonrada ata yurdumuz Türkistan’da güçlü birliktelikler oluşturmalıdır. Bu bölgelerde oluşturulacak güçlü bir yapılanma bölge insanının çektiği ızdırapların tükenmesine vesile olacağı gibi dünya barışı, uluslar arası güvenlik ve dayanışmanın sağlanması içinde gereklidir. İnsanımız ve sorumlu olduğumuz coğrafya bizden bunu bekliyor.
Hala bekleme kredimiz var mı? Tarihin ve bulunduğumuz coğrafyanın bize yüklediği sorumluluğun gereği harekete geçme vakti gelmedi mi? Türk Milleti’nin sezdiği, yüreğinde hissettiği, hayalini kurduğu dünyayı ona sunmak güç olmasa gerekir. Vakit “Uyuyan Dev’i” uyandırma vaktidir…
Zülküf SARITEPE




























