“Yetişkin zekaları kitapla beslemeyen milletler hüsrana mahkumdur.” ( Fletcher )
İnsan kelimelerle düşünür. İnsan ne kadar çok kelime bilirse düşünme ufku o kadar genişler, zekâ seviyesi o nispette artar. İnsan zekasını ölçen en keskin kıstas; KELİME HAZİNESİDİR. Zekâ, aynen kaslar benzer. Ne kadar çok çalıştırılırsa; egzersiz yaptırılırsa, o nispette güçlenir. Egzersiz yaptırmanın yolu da; problem çözme, kitap okuma, dinlediğini - okuduğunu yorumlama ve kelime ezberlemedir.
Kelime ezberlemenin en kolay yolu da ÇOK KİTAP OKUMADIR. Ülkemizde kitap okumak hakkında herkesin güzel yorumları vardır. Bu konuşmaları dinleyince insan kitap kurdu bir toplulukta yaşadığını düşünüyor. Gerçekte ise kitap okumak toplumumuzda bir ihtiyaç değil, boş zamanlarımızda yapılması gereken bir uğraş olarak görülüyor. Öğretmenlerimiz bize hep boş zamanlarımızda ne yaptığımızı sorarlardı. İçimizden boş zamanlarında kitap okuduğunu söyleyenler mutlaka “aferin” ile ödüllendirilirdi.
Evet bizler kitap okumayı; büyüklerimizden bir ihtiyaç olarak değil, boş zaman uğraşı olarak öğrendik… Gelişmiş ülkelerde kitap okumak ihtiyaçlar listesinde ilk 15-16’da yer alırken ülkemizde Kültür Bakanlığı’nın geçmişte yaptığı bir listede ilk 100’e bile girememiştir. Hatırladığım kadarıyla o listede kitap okumak toplum için ihtiyaç listesinde 230’larda idi. A.B.D.’ de bir okulda, zekâyla alakalı bir deney yapılmış. 2 ayı sınıftaki talebelerin sen başında, zekâ seviyeleri ölçülmüş. Ve bir yere kaydedilmiş. Daha sonra 1 dönem boyunca, her 2 sınıfa da, matematik anlatılmış, 2.dönemin sonunda, her 2 iki sınıftaki talebelerin zekâ seviyeleri, aynı oranda artmış. 2 dönem; bir sınıfa gene sadece Matematik anlatılırken, diğer sınıfa Matematikle beraber, kitap okutulmuş. 2.dönemin sonunda görülmüş ki sadece Matematik görenlere nazaran, hem Matematik öğrenen, hem de kitap okuyanların zekâ seviyeleri, 2 misli artmış.Bundan şunu çıkarmamız gerekiyor ki; BİZİM KİTAP OKUMAMIZ sadece Türkçe ve Sosyal gibi sözel dersleri değil, Matematik ve Fen derslerini de iyi öğrenmemize yardım edecektir. Zaten son yıllarda yapılan araştırmalarda Kitap okuma oranı yüksek olan iller ile OKS ve ÖSS sınavında başarılı olan illerin paralellik göstermesi de bu sebepten olsa gerek.
Geçtiğimiz günlerde saygıdeğer bir öğretmenimiz bir sohbetimizde üniversite yıllarında kitap günü yaptıklarından bahsetti. Gerçekten bu kitap günlerini toplum olarak gelenekselleştirsek ve tüm toplum bünyesine yayabilsek… Hatta özel günlerimizde birbirimize daha kalıcı ve faydalı olan kitapları hediye etsek bu büyük millete en büyük hizmeti yapmış oluruz.
Kitap bir medeniyet ölçüsüdür. Bir ülkede basılan kitapların muhtevası, türleri, adedi, kitap dağıtım sistemi, alış miktarı o ülkenin uygarlık düzeyini gösterir.
Medeniyetin kaynağı olan kültür, bilgiye dayanır. Bilginin kaynağı ise kitaptır. Bir milletin ileriliği, kitap okuyanların sayısıyla orantılıdır. İnsanlarımızdan şikâyetçi isek, kesin olarak bilmeliyiz ki, kitap okuyanlarımız azdır. Kitaptan uzak kalan, insanlıktan ve insanlardan da uzak kalır. Yusuf Hashacip: “Yurdu olan onu kılıçla almıştır, yurdu tutanda onu kalemle tutmuştur” der. Yavuz Sultan Selim’in savaş meydanlarına giderken, katırlar üzerinde kütüphanesini de taşıması, atalarımızın büyük devletleri ne üzerinde kurduklarını gösterir. Her büyük adamın heyetini incelerseniz, onun özellikle kitaba inanıp dayandığını görürsünüz.
Dünyayı insansız düşünemediğimiz gibi, insanı da kitapsız düşünemeyiz. Tarih boyunca kitap önemini kaybetmemiştir ama, bundan sonra okuyanla okumayan arasındaki fark daha fazla olacaktır. Kitap, tarihi önümüze koyar, geçmişi öğretir, geçmişini bilmeyen bir millet, geleceğini nasıl düzenleyecektir?
Günümüzde, ne yazık ki, millet olarak ecdadımızda tüm ihtişamıyla görülen kitap şuuruna sahip değiliz. İnsanlar artık bilgilenmek için okumayı değil de, insana kolay gelen, televizyonu izlemeyi tercih ediyorlar. Televizyon insanı belirli kavramlar, anlam yüklü kelimeler üzerinde düşünmekten alıkoyuyor. Çünkü sürekli akıp giden görüntüler, buna fırsat vermiyor. İnsanlar vakitlerini değerlendirmek için, televizyon izlemeyi seçiyorlar. Bu şekilde, bilgi ve kültürlerini artırdıklarını zannediyorlar. Gerçekte bilgi ve kültürde zenginleşmenin, görüntünün seline kapılmakla değil, ‘kelime ve kavramların çilesini çekmekle’ kazanılacağını artık iyi bilmeliyiz.





























