Sendikacılık ve Soytarılık

  • e-Posta

Tarihte "Soytarı" geleneği önce İngiltere'de ortaya çıkmış, sonra Fransa'ya, oradan da İtalya ve Polonya'ya sıçramıştır. Literatürdeki yerini ise Shakespeare’in oyunlarında almıştır. Shakespeare oyunlarında "Soytarı" tiplemesini, kralın her söylediğini onaylayan, zaman zaman gerçeğe benzer şeyler söyleyen, türlü yalakalık ve madrabazlıklar yapan "politik" bir sembol olarak yansıtmıştır.

Soytarılık geleneğine 1646 da Kral Charles tarafından son verilmesine rağmen Türkiye’de azimle devam ettirilmektedir. Siyasi ortamlardan kurumsal yapılara, çalıştığınız iş ortamından yönetim kademelerine, şöyle bir düşündüğünüzde soytarı geleneğini sürdüren epeyce zevat gözünüzün önünde canlanacaktır.

Sendikacılık alanı da son yıllarda soytarılardan mahrum kalmadı. “Hak aramak, hak mücadelesi vermek gibi ciddi bir işte nasıl soytarılık yapılır?” demeyin. Ben de yapılamayacağını düşünürdüm ama şahit oldum ki bal gibi yapılıyor. Şöyle bir düşünün bakalım; yalakalık yapmayı, yalan söylemeyi, münafıklık yapmayı, kendini kral sanan siyasilere, iktidara yağcılık yapmayı huy edinmiş ve bunu da sendikacılık diye yutturmaya çalışan ne kadar asalak soytarı var etrafınızda?

Hangi sendikadan ve sendikacı geçinenlerden bahsettiğimi hemen anladınız değil mi?

Bu “soytarı” lafını ben uydurmadım. İktidarın önemli bir siyasetçisinin odasında görüşme sırasında çıktı ortaya. Sayın siyasetçi itirafta bulunuyor ve aynen şöyle diyor; “ Biz bunlara iktidarın bütün nimetlerini önlerine serdik, her türlü desteği verdik. Fakat bunlar soytarı. Bunlardan bir halt olmaz. Bunlar sendikacı da olamazlar, yetkili metkili de olamazlar. Kerameti kendilerinden bilip şımardılar, edepsizleştiler. Biz bunlardan ümidi kestik. Randevu istiyorlar, randevu bile vermiyorum….” Doğru söze ne denir? Sadece tebessüm ettik.

İşte onlar, şu günlerde üye sayımız arttı diye ahmakça bir sevinç ve gurur gösterisinde bulunuyorlar. Üstelik yetkili sendika olmalarının hayal olduğunu bile bile “Kakasında boncuk bulmuş çocuk gibi” seviniyorlar. Zavallılar…

İlksan seçimlerinde bu üye sayısının niye sandığa yansımadığını, eylem veya gösteri için niye alana insanları indiremediklerini, en basitinden; internet sitelerinin niye ziyaret edilmediğini, yerlerde süründüğünü düşünmüyorlar. Yaptıkları toplantılara birbirinin fotokopisi gibi bir avuç kimsenin ve yalaka menfaatperestin katıldığını, diğer zoraki üyelerin kendileriyle o ortamda bulunmaktan utandıkları, vicdanen rahatsız oldukları için gelmediğini göremiyorlar.

Oysa aynı siyasi destek, aynı idari destek başka bir sendikaya verilmiş olsa, o sendika bunların 6 yılda yaptıkları toplam üyeyi bir yılda yapardı. Hem de soytarılıkla değil, sendikacılıkla yapardı. Üstelik sendikacılığın kalitesini de bu kadar düşürmezdi.

Eğitim çalışanı arkadaşlarımızla istişare edebilmek maksadıyla Türkiye’nin hemen her yerini dolaşıp toplantılar yapıyor, okul ve kurum ziyaretlerinde bulunuyoruz. Gittiğimiz kurumlarda sıkça karşılaştığımız manzarayı aktarmak istiyorum.

Öğretmenler odasında toplantı halindeyken katılanları selamladıktan sonra, kimlerin bir sendikaya üye olduğunu soruyor, sendika üyesi olanlara, hangi sendika üyesi olduğunu ayırt etmeden, öncelikle örgütlü olmayı seçtikleri için kendilerine teşekkür ediyoruz. Fakat dikkat çekici bir nokta; hemen her okulda bazı kişiler “Biz sendika üyesiyiz sendikamızda şu” demekten çekiniyor, utanıyor, kabahatli birinin tavırlarıyla oturuyorlar. Malum sendikaya üye olduklarını diğer arkadaşları söylüyor. Bu arkadaşların sendikalarını öğrenince hak veriyoruz öyle ezik durmalarına. Sadece üye olanlar değil, o malum sendikada yönetici olanlar da aynı eziklikle duruyorlar karşımızda. Babasından azar işitecek çocuk gibi.

Zoraki sohbet başlatıyor, soruyoruz;
Sendikanızın çalışmalarından memnun musunuz?
Her biri, diğeri konuşsun diye bekliyor. Derin bir sessizlik…
Sendikanız sizin için hiç kazanım elde etti mi?
Şahıs düşünüyor, bir şey bulamıyor.
Hiç hukuk mücadelesi yaptı mı, sizin lehinize kazandığı bir dava var mı?
Yok..!
Hiç sizin haklarınız için eylem veya gösteri yaptı mı?
Cık..!
Üye olmanız için size verdikleri sözlerden hiç birini tuttular mı?
Hayır..!
Sendikanızın etnik dillerde eğitim, öğrencilerin İstiklal Marşına katılmasını kaldırma talebi ve çeşitli bölücü talepleri olduğunu, “Andımız”daki “Türküm” kelimesinden rahatsız olduğunu, doğuda PKK destekçiliği yaptığını, bu konuda deklarasyonlar yayınladığını biliyor musunuz?
Utançtan kızarma belirtileri…
Sendikanızın Atatürk’e düşman olduğunu,“Cumhuriyet devrimlerine aykırı” faaliyetlerinden dolayı yargı önünde olduğunu biliyor musunuz?
Panikle beraber, kızgınlık, kendi sendikasına hakaret kelimeleri…
E peki güzel kardeşim, niye üye oldun bu sendikaya?
Falancanın hatırı, filancanın baskısı, idarecinin tehdidi vs.vs. Her sebep var ama hak arama, sendikacılığın temel felsefesi, haksızlıkla mücadele, dik duruş, şimdiki ve gelecek nesillere olan sorumluluktan dolayı üye oldum şeklindeki sebeplerden birini bile duyamıyoruz.

Okullarda bu durum devam ederken, sendikal alanda kaliteyi sıfırın altına düşürmüş bazı soytarılar, hallerine bakmadan, utanmadan her edepsizliği yapmaya devam ediyor.

Her sene “Bu sene yetkiliyiz, üç-beş üye daha yaparsanız kesin yetkiliyiz, Türk Eğitim-Sen’i geçtik” gibi türlü yalanlarla insanları kandırıp kimine baskı yaparak, kimine menfaat sözü vererek üye kaydetmenin derdine düşüyorlar, ama sonuç her sene değişmiyor, Türk Eğitim-Sen açık ara önde yetkili oluyor. Çünkü eğitim çalışanları ilkesizliğe, kalitesizliğe, edepsizliğe pirim vermiyor.

Avcımız avlanmaya çıkar dağa, tepeye. Bir bakar ki bir ayı karşısında. Çeker tüfeğini ateşler ama tüfek tutukluk yapar. Ne yapsın; kaçmaya başlar, ayı da peşinde. Ayı yakalar bunu, bir güzel döver. Avcımız hırs yapar vuracaktır illa ki bu ayıyı. Bir müddet sonra bir daha görür ayıyı, çeker tüfeği, basar tetiğe yine tutukluk yapar. Bizim ki kaçar, ayı peşinde, yakalar ayı bunu bir daha döver. Avcımız iyice hırslanmıştır illa ki vuracaktır bunu, takılır ayının peşine, görür, çeker tüfeği, basar tetiğe yine tutukluk yapar, ayı bunu bir daha yakalar bir daha döver. Bu olaylar tekrarlanır gün boyunca.
Artık avcının dayanacak gücü kalmamıştır, hayat meselesi olmuştur bu, son bir defa daha bakar ayı karşısında, çeker tüfeği, basar tetiğe ve yine tutukluk yapar. Ayı yakalar bunu ve dile gelir, der ki:
- Ya kardeşim avcı mısın, soytarı mısın be ?!

İktidarın kırık bastonunu tüfek sanan soytarılara ithaf olunur.

Son söz;
Bu yazıyı muhatabının kalitesine uygun yazmaya çalıştım.
Yarası olanın gocunma hakkı bakidir.

Mustafa KIZIKLI
 

Yorum Ekle


ÇANAKKALE
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Orhun Kitapevi

Destan Romanlar

KAYADAKİ KURT
Göktürklerin Ergenekon Destanı, 80 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL
Reklam

URUMÇİ OLAYLARI

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Misafirlerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün267
mod_vvisit_counterDün504
mod_vvisit_counterBu Hafta2120
mod_vvisit_counterGeçen Hafta3166
mod_vvisit_counterBu Ay4379
mod_vvisit_counterGeçen Ay14373
mod_vvisit_counterToplam203450

Çevrimiçi: 41
IP: 38.107.179.236
Tarih: 10 / 02 / 2012