Ortalıkta bir "Açılım"dır gidiyor.
Karayı ak diye yutturanlar şimdi de hıyaneti açılım diye yutturmaya çalışıyorlar. Bir taraftan medya bombardımanıyla, bir taraftan elin gâvurlarının “aferin” leriyle, diğer taraftan “aydın” denilen kapkaranlık adamların satılmış beyinleri ve yürekleriyle, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete…
Bir dostumla sohbet ederken kafa karışıklığının ciddiyetini ifade eden bir laf etti ve şöyle dedi; “Acaba biz mi yanlış düşünüyoruz, bu Kürt açılımı iyi bir şey mi ki? Televizyonları izleyip gazeteleri okuyunca, Kürt açılımına şüpheyle yaklaştığım için kendimi suçlu hissetmeye başladım.”
İşte ”Toplum Mühendisliği” ve psikolojik savaşın en önemli enstrümanı olan “Gri Propaganda”nın gücü bu cümlede gizlidir. Bu öyle bir güçtür ki; karayı ak diye, şerefsizliği erdem diye, dinsizliği din diye, hıyaneti onur diye, yanlışı doğru diye yutturabilir topluma. Analitik düşünceyi ortadan kaldırır, günübirlik kabullerle beyinleri işlemez hale getirir ve “Öğrenilmiş Çaresizlik”le toplumu teslim alır. İnsanları bütün doğrularından, bütün değerlerinden şüpheye düşürebilir.
Türkiye’de yıllardır başarıyla uygulanan yöntem ve sistem bu değil midir?
Peki, bu neyin açılımıdır? Kim, kime, ne açıyor? Yabancı ülke yetkilileri ve nerden beslendiği, kimin borazanı olduğu belli, hıyaneti ayan beyan ortada olan bazı yerli zevatların, etki ajanlarının, satılık beyinleri ve kalemleri niye bu kadar iştahlı bu açılım konusunda?
Bu gün tartıştığımız konuya hazırlık olsun, olgunlaşsın diye devletin en üst kademesinden “tarihi fırsat yakaladık” diye ortaya bir laf atıldı. Bu fırsatın ne olduğu, nasıl olduğu konusunda en ufak somut bilgisi olan varsa beri gelsin. Bu gün tartışılan “açılım” meselesinde nelerin yapılacağı, ne olacağını bilen varsa da beri gelsin.
Ama dünyayı satranç tahtası olarak gören Global Baronların ve onların yerli işbirlikçilerinin “Kürt Alçımı” konusundaki iştahlarına bakınca, Türkiye’nin nereye getirilmek istendiğini tahmin etmemek için oldukça saf olmak gerekir.
ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretinden sonra bu “Tarihi Fırsat”, “Ermeni Açılımı”, “Kürt Açılımı” meselelerinin Türk Milletine usluca enjekte ediliyor olduğunu, bu işlerin bizim “ipi dışarıda” yöneticilerimize verilen ev ödevi olduğunu göremiyorsak, gaflet veya dalalet içinde olduğumuzun resmidir.
Sayın Bakanın ifadesine göre; “Açılım Paketi”nin odak noktası “Demokratikleşme” olacakmış.
Demek oluyor ki; bu açılım normal hayat süren vatandaşlarımıza çok fazla bir fayda sağlamayacak…
O zaman bu açılım olsa olsa dağdaki, bayırdaki, şehirdeki, eşkıyalara, bölücülere yarayacak, onların elini rahatlatacaktır. Netice olarak demokratikleşme kavramı içerisine gizlenmiş birçok dayatma daha gerçekleşecek, böylece üzerimizde oynanmak istenen bir oyun daha bu “açılım” ve “demokratikleşme” üzerinden millete yutturulacaktır.
Tıpkı;
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kavramı içerisine gizlenerek Irak’ın işgali dahil olmak üzere, ABD küresel sömürü düzenini, Türkiye’yi de taşeron (Eş Başkanlık) olarak kullanarak kapımıza kadar getirmesi gibi.
İnsan hakları adı altında diğer insanlara insanlık dışı davranışları layık görenlerin baş tacı edilmesi gibi.
Asırlardır; bir arada yaşayan Yüce Türk Milletinin ayrışma sürecinin, olmayan sorunlara “sorun” adı konarak gerçekleşmesi gibi.
Muhalif her ses “Ergenekon” yaftası ile suçlamalara maruz bırakılırken, ne kadar ajan, provokatör, dış ülkenin maaşlı yazarları varsa sınırsız hoşgörü ile taltif edilmesi gibi.
AB ve ABD'nin verdiği ev ödevleri gereği ülkemiz, öncesinde hazırlanan plana göre etnik ve dinsel parçalanmaya doğru hızla ilerlemektedir. Bunun adında kimi zaman “açılım”, kimi zaman “demokratikleşme” deniyor.
Ve zaten bizim gibi ülkelere “demokrasi getiriyoruz” teranesiyle uygulamaya çalıştıkları hep budur. Parçalamak istedikleri ülkeleri bu şekilde ayrıştırıyorlar.
En yakın örneğine bakacak olursak; Yugoslavya bir bütünken barış içinde yaşayan insanların, aynı bu şekilde ayrıştırıldığında başına gelenlerin hepimize, bütün insanlığa ibret olması gerekir.
“İmarlı tatil köyünde” ağırlanan caninin İktidar tarafından muhatap alınması, bazı PKK sever, sivri akıllı vekillerin şehitlerimize kan bedeli biçmeye kalkışması ise her şeyin ötesinde kanıma dokunuyor.
Tıpkı Kore savaşına gönderilen ve orda şehit olan Mehmetçiğe ABD’nin biçtiği 23 Sentlik bedel gibi…
Ne demişti o zaman bir şairimiz ABD’ye;
Mister Dalles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara'da 23 sente…
Dahası var Mister Dalles,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz,
zulüm gibi,
hürriyet gibi,
kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zulme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek…
Karayı ak diye yutturanlar şimdi de hıyaneti açılım diye yutturmaya çalışıyorlar. Bir taraftan medya bombardımanıyla, bir taraftan elin gâvurlarının “aferin” leriyle, diğer taraftan “aydın” denilen kapkaranlık adamların satılmış beyinleri ve yürekleriyle, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete…
Bir dostumla sohbet ederken kafa karışıklığının ciddiyetini ifade eden bir laf etti ve şöyle dedi; “Acaba biz mi yanlış düşünüyoruz, bu Kürt açılımı iyi bir şey mi ki? Televizyonları izleyip gazeteleri okuyunca, Kürt açılımına şüpheyle yaklaştığım için kendimi suçlu hissetmeye başladım.”
İşte ”Toplum Mühendisliği” ve psikolojik savaşın en önemli enstrümanı olan “Gri Propaganda”nın gücü bu cümlede gizlidir. Bu öyle bir güçtür ki; karayı ak diye, şerefsizliği erdem diye, dinsizliği din diye, hıyaneti onur diye, yanlışı doğru diye yutturabilir topluma. Analitik düşünceyi ortadan kaldırır, günübirlik kabullerle beyinleri işlemez hale getirir ve “Öğrenilmiş Çaresizlik”le toplumu teslim alır. İnsanları bütün doğrularından, bütün değerlerinden şüpheye düşürebilir.
Türkiye’de yıllardır başarıyla uygulanan yöntem ve sistem bu değil midir?
Peki, bu neyin açılımıdır? Kim, kime, ne açıyor? Yabancı ülke yetkilileri ve nerden beslendiği, kimin borazanı olduğu belli, hıyaneti ayan beyan ortada olan bazı yerli zevatların, etki ajanlarının, satılık beyinleri ve kalemleri niye bu kadar iştahlı bu açılım konusunda?
Bu gün tartıştığımız konuya hazırlık olsun, olgunlaşsın diye devletin en üst kademesinden “tarihi fırsat yakaladık” diye ortaya bir laf atıldı. Bu fırsatın ne olduğu, nasıl olduğu konusunda en ufak somut bilgisi olan varsa beri gelsin. Bu gün tartışılan “açılım” meselesinde nelerin yapılacağı, ne olacağını bilen varsa da beri gelsin.
Ama dünyayı satranç tahtası olarak gören Global Baronların ve onların yerli işbirlikçilerinin “Kürt Alçımı” konusundaki iştahlarına bakınca, Türkiye’nin nereye getirilmek istendiğini tahmin etmemek için oldukça saf olmak gerekir.
ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretinden sonra bu “Tarihi Fırsat”, “Ermeni Açılımı”, “Kürt Açılımı” meselelerinin Türk Milletine usluca enjekte ediliyor olduğunu, bu işlerin bizim “ipi dışarıda” yöneticilerimize verilen ev ödevi olduğunu göremiyorsak, gaflet veya dalalet içinde olduğumuzun resmidir.
Sayın Bakanın ifadesine göre; “Açılım Paketi”nin odak noktası “Demokratikleşme” olacakmış.
Demek oluyor ki; bu açılım normal hayat süren vatandaşlarımıza çok fazla bir fayda sağlamayacak…
O zaman bu açılım olsa olsa dağdaki, bayırdaki, şehirdeki, eşkıyalara, bölücülere yarayacak, onların elini rahatlatacaktır. Netice olarak demokratikleşme kavramı içerisine gizlenmiş birçok dayatma daha gerçekleşecek, böylece üzerimizde oynanmak istenen bir oyun daha bu “açılım” ve “demokratikleşme” üzerinden millete yutturulacaktır.
Tıpkı;
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kavramı içerisine gizlenerek Irak’ın işgali dahil olmak üzere, ABD küresel sömürü düzenini, Türkiye’yi de taşeron (Eş Başkanlık) olarak kullanarak kapımıza kadar getirmesi gibi.
İnsan hakları adı altında diğer insanlara insanlık dışı davranışları layık görenlerin baş tacı edilmesi gibi.
Asırlardır; bir arada yaşayan Yüce Türk Milletinin ayrışma sürecinin, olmayan sorunlara “sorun” adı konarak gerçekleşmesi gibi.
Muhalif her ses “Ergenekon” yaftası ile suçlamalara maruz bırakılırken, ne kadar ajan, provokatör, dış ülkenin maaşlı yazarları varsa sınırsız hoşgörü ile taltif edilmesi gibi.
AB ve ABD'nin verdiği ev ödevleri gereği ülkemiz, öncesinde hazırlanan plana göre etnik ve dinsel parçalanmaya doğru hızla ilerlemektedir. Bunun adında kimi zaman “açılım”, kimi zaman “demokratikleşme” deniyor.
Ve zaten bizim gibi ülkelere “demokrasi getiriyoruz” teranesiyle uygulamaya çalıştıkları hep budur. Parçalamak istedikleri ülkeleri bu şekilde ayrıştırıyorlar.
En yakın örneğine bakacak olursak; Yugoslavya bir bütünken barış içinde yaşayan insanların, aynı bu şekilde ayrıştırıldığında başına gelenlerin hepimize, bütün insanlığa ibret olması gerekir.
“İmarlı tatil köyünde” ağırlanan caninin İktidar tarafından muhatap alınması, bazı PKK sever, sivri akıllı vekillerin şehitlerimize kan bedeli biçmeye kalkışması ise her şeyin ötesinde kanıma dokunuyor.
Tıpkı Kore savaşına gönderilen ve orda şehit olan Mehmetçiğe ABD’nin biçtiği 23 Sentlik bedel gibi…
Ne demişti o zaman bir şairimiz ABD’ye;
Mister Dalles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara'da 23 sente…
Dahası var Mister Dalles,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz,
zulüm gibi,
hürriyet gibi,
kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zulme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek…
...
Mustafa KIZIKLI





























