Sanma ciddiyet ile sarf ederim sanatımı
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir
Bezm i meyde sufehanın saza meftun oluşu
Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir…
Neyzen
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir
Bezm i meyde sufehanın saza meftun oluşu
Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir…
Neyzen
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar…
Niye? Çünkü Türkiye’de huzur var, mutluluk var, geleceğe güvenle bakıyoruz. Ve egemenlik kayıtsız şartsız % 47 nindir. Bayramdır, düğündür; %47 yi kapatamadılar işte…
Kökü 600 sene önceye dayanan “Agharta”cı, nam-ı diğer “Ergenekon”cu olan, el bombaları, av tüfekleri ve kesici-delici bıçaklarla darbe hazırlığı içindeki yaşlı amcalarla teyzeleri 2500 sayfa iddianameyle içeriye tıktık. Artık güvendeyiz, içimiz huzur doldu.
Meğer ülkedeki bütün faili meçhulleri, terör olaylarını, ortalık karıştırmalarını bunlar yapmışlar. CIA, MOSSAD, MI6 ve benzeri servislerin hiçbir etkinliği ve suçu yokmuş, hepimiz suizanda bulunmuşuz. İddianame gösterdi ve ispat etti ki bu servisler sütten çıkma ak kaşık kadar temizlermiş.
Fakat Agharta 600 sene önceye dayandığından, örgütün 1453 teki birinci adamı Fatih Sultan Mehmet’i, gençlik kolları başkanı Ulubatlı Hasan’ı, militan kadrosundan Eyüp Sultan’ı yargılayamadık. Ayrıca 1919’daki birinci adam Mustafa Kemal’i, örgütün yönetim kademelerindeki silah arkadaşlarını, örgütün finansörü olan köylüleri de yargılayamadık.
Olsun, elde olanları içeriye attık, bir gün o “Agharta”cıları da gıyabında yargılarız nasıl olsa.
Bazı kendini bilmezler, “Ergenekoncu olarak içeriye alınan bu şahısların hiç birinin hesabını veremeyecekleri büyük servetleri veya birden bire artmış statü ve makamları yok. Oysa dışarıdaki çığırtkanlara bakarsak, hemen hepsinin son yıllarda birden bire artmış statü, makam veya hesabını veremeyecekleri servetleri var, zaten bu Ergenekon adını da Türk‘e düşmanlık içindekiler kasıtlı olarak koydular” diyorlar.
Biz de diyoruz ki; Hadi oradan servet ve iktidar düşmanı darbeciler! Size mi inanacağız yoksa; % 47 lik İktidara mı, Soros beyefendinin masraf ettiği, hayır için kurdurduğu “Milletin Ortak Aklı” olan Sivil Toplum Kuruluşlarına mı, son dönemlerde yıldızları parlamış mütedeyyin olan ve olmayan gazetecilerimize mi, 2500 sayfalık çok ciddi iddianameye mi?
Huzurluyuz, telefonumuzun dinlenmediğinden, yabancı gizli servislerin ülkemizde operasyonlar yapmadığından eminiz. “Bilgisayarlarımızda, arşivimizde suç unsuru olabilecek bir belge var mıdır acep?” diye paranoyalar yaşamıyoruz. Ülkemizde birlik beraberlik gelişti, ayrılıklar bitti, artık birbirimize sevgi ve güvenle bakıyoruz.
Bir bahçe bırakın biz çocuklara
Göklerde yer açın uçurtmalara…
Sevinçliyiz, Başbakanımız sefaletten kurtuldu. Altı yıl önce oğlunu hayırseverlerin yardımıyla okumaya göndermişken, şimdi dünyanın sayılı zenginlerinden oldu. Okumaya giden evladımız aslan parçası çıktı, şimdi gemileri oldu. Emine hanımefendinin özel hastaneler zincirine ortak olduğu söyleniyor, bu durum gerçekse bizi daha da sevindirecektir.
Gelişiyoruz, koç gibi numaralı cumhuriyetçilerimiz oldu. Artık sadece 1 numaralı cumhuriyete mahkûm değiliz. Eski ahlaksızlar, kadın memesine ülke satanlar hidayete erdi, bazı mütedeyyin kardeşlerimizle ortak hareket ediyorlar. Şimdi demokrasimizi savunmayı ve geliştirmeyi gönül rahatlığıyla onlara bırakabiliriz. Çıkarttıkları gazetelerin finansının bazı mütedeyyin kardeşlerimiz tarafından sağlanıyor olması da şüphesiz demokrasimizi daha da geliştirecektir.
Yargımız siyasallaşmaktan kurtuldu, yargı güvencesi altındaki gizli bilgiler çarpıtma gazetelerine servis yapılmıyor, o gazetelerde satın alınmış kalemşörler yerine, soyu-sopu, beslendiği kaynak belli milli yazarlar yazıyor artık. Televizyonlarımız parasının “çalık” olmadığı belli olan, global baronlara, gizli servislere uşak olmayan kişi ve guruplara satılıyor, yansız ve dosdoğru yayınlar yapıyorlar.
Bir barış bırakın biz çocuklara
Uzansın şarkımız güneşe ve aya…
Gururluyuz, çevre ülkelerle dostluklarımız artıyor, ebedi ve ezeli müttefikimiz ve dostumuz ABD’nin tam güvenine mazhar olduk. Yakında Ermenistan’la da dostluğumuzu pekiştireceğiz, sınır kapımızı açacağız. Bunu Azerbaycan’lı soydaşlarımıza izah etmekte hiçbir güçlük çekmeyeceğiz. Bu maksatla, 1915 te soykırım olmamıştır, asıl “Ermeniler Türkleri kesmiştir” diye ortalığı karıştıran Türk Tarih Kurumu Başkanından da kurtulduk.
Komşumuz, Müslüman İran aklını başına alıp söz dinlemezse, dostumuz ABD’nin canını sıkmaya devam ederse, tabi ki aynen Irak’ta olduğu gibi ahde vefa gösterip dostumuzu rahatlatacağız.
Hiç kimseye nasip olamayan, Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanlığı Sayın Başbakanımıza verildi. Bu da itibarımızın ne kadar arttığının açık göstergesidir. İtibarlı bir ülke olarak artık kirli ve ağır işleri bile başka ülkelere yaptırıyoruz. Mesela Güney sınırımızdaki mayını temizleyip, bizim için değersiz ama kendileri için kutsal olan topraklara sahip olacak İsrail de bu şekilde samimi bir sınır komşumuz olacaktır. Buna kimileri "Büyük İsrail Projesi" diyor ama bu deli saçmasıdır. Çünkü böyle bir proje olsaydı başkanlığına bizim Başbakanımızın getirilmesi gerekmez miydi?
Irak’ın kuzeyindeki, kırmızı olan tek renkli çizgilerimize mavi katarak yeşile çevirdik ve diğer renklerle zenginleştirip tek düze olmaktan kurtulduk. Kerkük ve Musul’daki soydaşlarımız hükümetimizin itibar ve desteğini yanlarında hissediyor, peşmergelerle huzur içinde yaşıyorlar.
Kıbrıs’ta yıllar öncesine dayanan, bir “hiç”ten çıkmış gereksiz düşmanlığı bitirip, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yerine, Rum kardeşlerimizle beraber Kıbrıs devletini kuruyoruz.
Bu arada AB yol haritamıza dosdoğru devam ediyoruz, yol alıyoruz, ufak bir gecikmeyle de olsa AB’ye gireceğiz, sabrın sonu selamettir. Gümrük birliği tek taraflı aleyhimize gibi görünse de, her yıl 50 milyar dolar zarar da etsek, sonu hayırlara vesile olacaktır. Demokrasimizi geliştirmek için AB’li dostlarımızın isteğiyle kanunlarımızı düzeltiyoruz, değiştiriyoruz, “Sivil Anayasa” yapıyoruz.
İmralı’daki misafirimize, saçının kılına halel gelmeyecek şekilde iyi bakıyoruz, başbakanımız bile "sayın" diye hitap ediyor ve bundan dolayı Avrupalı dostlarımız bizden son derce memnun kalıyorlar.
Artık batılı dostlarımız “Şark Meselesi”nden vazgeçtiler, Türkiye ve Türkler üzerinde bir emelleri yok. Biz Türkler istediğimiz kadar, rahatça Anadolu’da birlik beraberlik içinde yaşayabiliriz.
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar…
Mutluyuz, artık “Ortak akıl” üretiyoruz. Bu maksatla “Ortak Akıl Mitingleri” yapıyoruz. Türkiye’nin gelişmesi, demokrasimizin rayına oturmasından başka bir kaygısı olmayan, Türk ve Müslümanların kadim dostu, Amerikalı Macar Yahudi’si Soros beyefendinin; mutluluğumuzu sağlamak için kurdurduğu “Açık Toplum Enstitüsü”ne, “Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı”na bağlı örgütlenmelerin ve aslanlar gibi sendikaların bir araya gelmesiyle “Milletin Ortak Aklı” ortaya çıkıyor. Hem de öyle bir çıkıyor ki bu devletin, milletin düşmanı olan, bölmeye, parçalamaya çalışan darbecilerin, hâkimlerin, savcıların, askerlerin, Başbakanımıza oy vermeyenlerin, yedi düvelin ayakları titriyor.
Artık hiç kimse Allah ile aldatılmıyor. Hiç kimse din-iman tacirliği yapmıyor, buradan cebini dolduramıyor. Hortumlar kesildi, ihaleler tarafsız yapılıyor, memurlar ve bürokratlar liyakatine göre atanıyor. İngilizlerin 300 sendir yaptığı şekilde papazları hoca diye yutturamıyorlar. Vatandaşımızın inançları suiistimal edilmiyor, Laik-Anti Laik çatışmasından kimse nemalanamıyor, seçimlerde oya tahvil edemiyor.
Önemli konuları ve bilimsel, hukuki, mantık örgüsü diye bize yutturmaya çalıştıkları herşeyi "Ulemaya" sorup en doğru kararları alıyoruz. Velevki ulema yanlış karar verirse ABD'ye soruyoruz, orası en doğrusunu biliyor.
Bir dünya bırakın biz çocuklara
Yazalım üstüne “SEVGİLİ DÜNYA”…
Güvenliyiz, devletimizin sırtından yük indi. Cumhuriyetimizin ilk yıllarından bu yana kurulan, bütün KİT’leri, madenleri, limanları ucuz-pahalı demeden sattık kurtulduk. Sırtımızda yük olan, zarar eden, hiçbir gereği olmayan bu kurumları kimin, niye aldığına, ne yapacağına kafa yormaya gerek yok, onu alanlar düşünsün. Bankacılık gibi zahmetli ve kar etmeyen işlerden kurtulmak için bankaların çoğunu da yabancılara verip kurtulduk. Onu da alanlar düşünsün.
Yabancılara arsa, ev, gayrimenkul, fabrika satarak, vergi indirimleri yaparak, yüksek faizler vererek yabancı sermayenin ülkemize gelmesini sağladık. Hazinemiz dövizle doldu.
Devletimizin borcunun 220 milyar dolardan 480 milyar dolara çıkması, cari açığımızın 50 milyar dolara dayanması da ülkemiz için şahane bir itici güç olmuştur. Çünkü ne diyor Başbakanımız; “Borç yiğidin kamçısıdır!”
Ülkemizde işsizlik bitmiş, üretim artmış, herkes aş-iş sahibi olmuş ve milli gelirimiz 10.000 dolara çıkmıştır. Yani dört kişilik bir memur ailesinin eline yılda en az 40.000 dolar geçmektedir.
Enflasyon tek haneli rakamlara inmiş, bolluk ve bereket gelmiştir. Gıda, elektrik, yakacak v.b. fiyatları bahane ederek enflasyonun daha yüksek olduğunu iddia eden aç gözlü çalışanlara fırsat verilmemiş, ücretlerine resmi enflasyon oranı temel alınarak artışlar yapılmış, böylece adalet sağlanmıştır.
Eğitimde, sağlıkta çağ atlanmış, AB standartları yakalanmıştır.
Osmanlı döneminde "Edrakı bi-idrak" olarak dile getirilen, daha sonra ünlü yazar Aziz Nesin tarafından %60 şeklinde iddia edilen "aptallık" oranı, %50 lerin altına düşmüştür.
Evet, Nerdeeen nereye…
El ele el ele verin çocuklar…
Niye? Çünkü Türkiye’de huzur var, mutluluk var, geleceğe güvenle bakıyoruz. Ve egemenlik kayıtsız şartsız % 47 nindir. Bayramdır, düğündür; %47 yi kapatamadılar işte…
Kökü 600 sene önceye dayanan “Agharta”cı, nam-ı diğer “Ergenekon”cu olan, el bombaları, av tüfekleri ve kesici-delici bıçaklarla darbe hazırlığı içindeki yaşlı amcalarla teyzeleri 2500 sayfa iddianameyle içeriye tıktık. Artık güvendeyiz, içimiz huzur doldu.
Meğer ülkedeki bütün faili meçhulleri, terör olaylarını, ortalık karıştırmalarını bunlar yapmışlar. CIA, MOSSAD, MI6 ve benzeri servislerin hiçbir etkinliği ve suçu yokmuş, hepimiz suizanda bulunmuşuz. İddianame gösterdi ve ispat etti ki bu servisler sütten çıkma ak kaşık kadar temizlermiş.
Fakat Agharta 600 sene önceye dayandığından, örgütün 1453 teki birinci adamı Fatih Sultan Mehmet’i, gençlik kolları başkanı Ulubatlı Hasan’ı, militan kadrosundan Eyüp Sultan’ı yargılayamadık. Ayrıca 1919’daki birinci adam Mustafa Kemal’i, örgütün yönetim kademelerindeki silah arkadaşlarını, örgütün finansörü olan köylüleri de yargılayamadık.
Olsun, elde olanları içeriye attık, bir gün o “Agharta”cıları da gıyabında yargılarız nasıl olsa.
Bazı kendini bilmezler, “Ergenekoncu olarak içeriye alınan bu şahısların hiç birinin hesabını veremeyecekleri büyük servetleri veya birden bire artmış statü ve makamları yok. Oysa dışarıdaki çığırtkanlara bakarsak, hemen hepsinin son yıllarda birden bire artmış statü, makam veya hesabını veremeyecekleri servetleri var, zaten bu Ergenekon adını da Türk‘e düşmanlık içindekiler kasıtlı olarak koydular” diyorlar.
Biz de diyoruz ki; Hadi oradan servet ve iktidar düşmanı darbeciler! Size mi inanacağız yoksa; % 47 lik İktidara mı, Soros beyefendinin masraf ettiği, hayır için kurdurduğu “Milletin Ortak Aklı” olan Sivil Toplum Kuruluşlarına mı, son dönemlerde yıldızları parlamış mütedeyyin olan ve olmayan gazetecilerimize mi, 2500 sayfalık çok ciddi iddianameye mi?
Huzurluyuz, telefonumuzun dinlenmediğinden, yabancı gizli servislerin ülkemizde operasyonlar yapmadığından eminiz. “Bilgisayarlarımızda, arşivimizde suç unsuru olabilecek bir belge var mıdır acep?” diye paranoyalar yaşamıyoruz. Ülkemizde birlik beraberlik gelişti, ayrılıklar bitti, artık birbirimize sevgi ve güvenle bakıyoruz.
Bir bahçe bırakın biz çocuklara
Göklerde yer açın uçurtmalara…
Sevinçliyiz, Başbakanımız sefaletten kurtuldu. Altı yıl önce oğlunu hayırseverlerin yardımıyla okumaya göndermişken, şimdi dünyanın sayılı zenginlerinden oldu. Okumaya giden evladımız aslan parçası çıktı, şimdi gemileri oldu. Emine hanımefendinin özel hastaneler zincirine ortak olduğu söyleniyor, bu durum gerçekse bizi daha da sevindirecektir.
Gelişiyoruz, koç gibi numaralı cumhuriyetçilerimiz oldu. Artık sadece 1 numaralı cumhuriyete mahkûm değiliz. Eski ahlaksızlar, kadın memesine ülke satanlar hidayete erdi, bazı mütedeyyin kardeşlerimizle ortak hareket ediyorlar. Şimdi demokrasimizi savunmayı ve geliştirmeyi gönül rahatlığıyla onlara bırakabiliriz. Çıkarttıkları gazetelerin finansının bazı mütedeyyin kardeşlerimiz tarafından sağlanıyor olması da şüphesiz demokrasimizi daha da geliştirecektir.
Yargımız siyasallaşmaktan kurtuldu, yargı güvencesi altındaki gizli bilgiler çarpıtma gazetelerine servis yapılmıyor, o gazetelerde satın alınmış kalemşörler yerine, soyu-sopu, beslendiği kaynak belli milli yazarlar yazıyor artık. Televizyonlarımız parasının “çalık” olmadığı belli olan, global baronlara, gizli servislere uşak olmayan kişi ve guruplara satılıyor, yansız ve dosdoğru yayınlar yapıyorlar.
Bir barış bırakın biz çocuklara
Uzansın şarkımız güneşe ve aya…
Gururluyuz, çevre ülkelerle dostluklarımız artıyor, ebedi ve ezeli müttefikimiz ve dostumuz ABD’nin tam güvenine mazhar olduk. Yakında Ermenistan’la da dostluğumuzu pekiştireceğiz, sınır kapımızı açacağız. Bunu Azerbaycan’lı soydaşlarımıza izah etmekte hiçbir güçlük çekmeyeceğiz. Bu maksatla, 1915 te soykırım olmamıştır, asıl “Ermeniler Türkleri kesmiştir” diye ortalığı karıştıran Türk Tarih Kurumu Başkanından da kurtulduk.
Komşumuz, Müslüman İran aklını başına alıp söz dinlemezse, dostumuz ABD’nin canını sıkmaya devam ederse, tabi ki aynen Irak’ta olduğu gibi ahde vefa gösterip dostumuzu rahatlatacağız.
Hiç kimseye nasip olamayan, Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanlığı Sayın Başbakanımıza verildi. Bu da itibarımızın ne kadar arttığının açık göstergesidir. İtibarlı bir ülke olarak artık kirli ve ağır işleri bile başka ülkelere yaptırıyoruz. Mesela Güney sınırımızdaki mayını temizleyip, bizim için değersiz ama kendileri için kutsal olan topraklara sahip olacak İsrail de bu şekilde samimi bir sınır komşumuz olacaktır. Buna kimileri "Büyük İsrail Projesi" diyor ama bu deli saçmasıdır. Çünkü böyle bir proje olsaydı başkanlığına bizim Başbakanımızın getirilmesi gerekmez miydi?
Irak’ın kuzeyindeki, kırmızı olan tek renkli çizgilerimize mavi katarak yeşile çevirdik ve diğer renklerle zenginleştirip tek düze olmaktan kurtulduk. Kerkük ve Musul’daki soydaşlarımız hükümetimizin itibar ve desteğini yanlarında hissediyor, peşmergelerle huzur içinde yaşıyorlar.
Kıbrıs’ta yıllar öncesine dayanan, bir “hiç”ten çıkmış gereksiz düşmanlığı bitirip, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yerine, Rum kardeşlerimizle beraber Kıbrıs devletini kuruyoruz.
Bu arada AB yol haritamıza dosdoğru devam ediyoruz, yol alıyoruz, ufak bir gecikmeyle de olsa AB’ye gireceğiz, sabrın sonu selamettir. Gümrük birliği tek taraflı aleyhimize gibi görünse de, her yıl 50 milyar dolar zarar da etsek, sonu hayırlara vesile olacaktır. Demokrasimizi geliştirmek için AB’li dostlarımızın isteğiyle kanunlarımızı düzeltiyoruz, değiştiriyoruz, “Sivil Anayasa” yapıyoruz.
İmralı’daki misafirimize, saçının kılına halel gelmeyecek şekilde iyi bakıyoruz, başbakanımız bile "sayın" diye hitap ediyor ve bundan dolayı Avrupalı dostlarımız bizden son derce memnun kalıyorlar.
Artık batılı dostlarımız “Şark Meselesi”nden vazgeçtiler, Türkiye ve Türkler üzerinde bir emelleri yok. Biz Türkler istediğimiz kadar, rahatça Anadolu’da birlik beraberlik içinde yaşayabiliriz.
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar…
Mutluyuz, artık “Ortak akıl” üretiyoruz. Bu maksatla “Ortak Akıl Mitingleri” yapıyoruz. Türkiye’nin gelişmesi, demokrasimizin rayına oturmasından başka bir kaygısı olmayan, Türk ve Müslümanların kadim dostu, Amerikalı Macar Yahudi’si Soros beyefendinin; mutluluğumuzu sağlamak için kurdurduğu “Açık Toplum Enstitüsü”ne, “Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı”na bağlı örgütlenmelerin ve aslanlar gibi sendikaların bir araya gelmesiyle “Milletin Ortak Aklı” ortaya çıkıyor. Hem de öyle bir çıkıyor ki bu devletin, milletin düşmanı olan, bölmeye, parçalamaya çalışan darbecilerin, hâkimlerin, savcıların, askerlerin, Başbakanımıza oy vermeyenlerin, yedi düvelin ayakları titriyor.
Artık hiç kimse Allah ile aldatılmıyor. Hiç kimse din-iman tacirliği yapmıyor, buradan cebini dolduramıyor. Hortumlar kesildi, ihaleler tarafsız yapılıyor, memurlar ve bürokratlar liyakatine göre atanıyor. İngilizlerin 300 sendir yaptığı şekilde papazları hoca diye yutturamıyorlar. Vatandaşımızın inançları suiistimal edilmiyor, Laik-Anti Laik çatışmasından kimse nemalanamıyor, seçimlerde oya tahvil edemiyor.
Önemli konuları ve bilimsel, hukuki, mantık örgüsü diye bize yutturmaya çalıştıkları herşeyi "Ulemaya" sorup en doğru kararları alıyoruz. Velevki ulema yanlış karar verirse ABD'ye soruyoruz, orası en doğrusunu biliyor.
Bir dünya bırakın biz çocuklara
Yazalım üstüne “SEVGİLİ DÜNYA”…
Güvenliyiz, devletimizin sırtından yük indi. Cumhuriyetimizin ilk yıllarından bu yana kurulan, bütün KİT’leri, madenleri, limanları ucuz-pahalı demeden sattık kurtulduk. Sırtımızda yük olan, zarar eden, hiçbir gereği olmayan bu kurumları kimin, niye aldığına, ne yapacağına kafa yormaya gerek yok, onu alanlar düşünsün. Bankacılık gibi zahmetli ve kar etmeyen işlerden kurtulmak için bankaların çoğunu da yabancılara verip kurtulduk. Onu da alanlar düşünsün.
Yabancılara arsa, ev, gayrimenkul, fabrika satarak, vergi indirimleri yaparak, yüksek faizler vererek yabancı sermayenin ülkemize gelmesini sağladık. Hazinemiz dövizle doldu.
Devletimizin borcunun 220 milyar dolardan 480 milyar dolara çıkması, cari açığımızın 50 milyar dolara dayanması da ülkemiz için şahane bir itici güç olmuştur. Çünkü ne diyor Başbakanımız; “Borç yiğidin kamçısıdır!”
Ülkemizde işsizlik bitmiş, üretim artmış, herkes aş-iş sahibi olmuş ve milli gelirimiz 10.000 dolara çıkmıştır. Yani dört kişilik bir memur ailesinin eline yılda en az 40.000 dolar geçmektedir.
Enflasyon tek haneli rakamlara inmiş, bolluk ve bereket gelmiştir. Gıda, elektrik, yakacak v.b. fiyatları bahane ederek enflasyonun daha yüksek olduğunu iddia eden aç gözlü çalışanlara fırsat verilmemiş, ücretlerine resmi enflasyon oranı temel alınarak artışlar yapılmış, böylece adalet sağlanmıştır.
Eğitimde, sağlıkta çağ atlanmış, AB standartları yakalanmıştır.
Osmanlı döneminde "Edrakı bi-idrak" olarak dile getirilen, daha sonra ünlü yazar Aziz Nesin tarafından %60 şeklinde iddia edilen "aptallık" oranı, %50 lerin altına düşmüştür.
Evet, Nerdeeen nereye…
Kim tutar bizi; “Yola devam!…"
06.08.2008






























