Nasıl bir ülkede yaşıyorsak, her şeyin enflasyonu oldu gibi “fırsat” enflasyonunu da gördük. Üstelik öyle ufak tefek fırsatlar değil, ne hikmetse hep tarihi fırsatlar önümüze konuyor.
Kıbrıs meselesinde, nerdeyse adayı kökten kaybetme durumuna gelmemiz tarihi fırsatmış.
ABD nin Irak’ı işgali, Türkiye için Ortadoğu’da tarihi fırsatmış.
4 Milyon nüfuslu, İzlanda gibi minik bir ülkeyi oylamada geçerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici Üyesi olmamız Türkiye için tarihi zafer ve fırsatmış.
Senede 60 milyar dolar zararımız olan Gümrük Birliği ve AB Müzakere süreci bizim için tarihi fırsatmış.
ABD başkanı Obama’nın Türkiye’ye gelişi tarihi fırsatmış.
Ermenilerle diyalog ve sınır kapısı meselesi tarihi fırsatmış.
Dinler arası diyalog tutmadı, medeniyetler diyalogu tarihi fırsatmış.
Ergenekon soruşturması tarihi fırsatmış.
Ekonomik kriz bizler için fırsatmış.
AKP iktidarı tarihi fırsatmış.
Vs.vs…
4 Milyon nüfuslu, İzlanda gibi minik bir ülkeyi oylamada geçerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici Üyesi olmamız Türkiye için tarihi zafer ve fırsatmış.
Senede 60 milyar dolar zararımız olan Gümrük Birliği ve AB Müzakere süreci bizim için tarihi fırsatmış.
ABD başkanı Obama’nın Türkiye’ye gelişi tarihi fırsatmış.
Ermenilerle diyalog ve sınır kapısı meselesi tarihi fırsatmış.
Dinler arası diyalog tutmadı, medeniyetler diyalogu tarihi fırsatmış.
Ergenekon soruşturması tarihi fırsatmış.
Ekonomik kriz bizler için fırsatmış.
AKP iktidarı tarihi fırsatmış.
Vs.vs…
Yeter be..! Başlatmayın fırsatınıza..!
Bu millete salak muamelesi yapan rezil adamlar..!
Fırsat diye yutturmaya çalıştığınız kepazeliklerin hangisi Türkiye’nin lehine oldu? Yukarıdaki fırsat diye yutturulmaya çalışılan her kepazelik, ABD’nin, AB’nin, global baronların senaryosuyla onların fırsatı olmadı mı hep?
Şimdi de Kürt meselesinde tarihi fırsat yakalamışız. Bak sen şu işe..!
Peki, neymiş bu fırsat? Kimseden tatmin edici bir cevap yok, denilen şey; tarihi fırsat işte…
Bazı malum gazeteler ve kurmalı yazarlarının yorumları da trajikomik.
Neymiş efendim; Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız bir takım görüşmelerde yaptıkları pazarlıklarda bu tarihi fırsatı yakaladılar ama bunu şu anda açıklamıyorlarmış.
Kimle, neyin pazarlığı yapıldığı, bu pazarlık karşılığında ne taahhüt edildiği, nelerin yapılacağı, hangi sonuç elde edileceği konusunda ise yorum yok.
Madem yorum yok, bu"Kürt meselesi tarihi fırsatı(!)" ne ayaktır biz yorumlayalım.
Öncelikle bu fırsat işi nerden, nasıl çıktı irdelemek gerekir.
Malum “Taraf” gazetesinin “malum yazarı” Yasemin Çongar, 13 Mayıs tarihli köşe yazısında, Türk Devletinin ve PKK’nın iradelerini aşan bir bölgesel ve küresel iradenin devrede olduğunu ve bu iradenin “barış” için bastırdığını yazdı.
“CIA’nın gelini”, Bölgesel ve Küresel bir irade devrede diyorsa, bunu “ABD bütün araçları ve imkânları ile Kürt meselesinde devreye girmiştir” diye anlamak gerekir.
Aynı gün Amerika’nın Dışişleri Bakan Yardımcılarından Richard Schmeirer, diplomatik bir dille süreç içindeki rollerini basına açıkladı: “Türkiye’nin Kürt sorununda diyalogdan yana tavır koymasını takdirle karşılıyoruz.”
Yani Cumhurbaşkanının ve Başbakanın “Tarihi fırsatının” arkasındaki gücün ABD olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye’den kaynaklanan bir inisiyatif söz konusu bile değildir.
Dolaysıyla, her şeyden önce, bu adımın atılmasıyla ABD hangi kazancı elde etmek istiyor? Amerika’nın bu kazancının Türkiye’ye nelere mal olacağı üzerinde düşünmek gerekiyor.
Bu açıdan bakınca ABD’nin amacı;
1- Uzun yıllardan beri PKK ve çeşitli enstrümanlarla Irak’ın kuzeyindeki kukla devletin alt yapısını oluşturan ve amacına ulaşan ABD’nin artık PKK ya ihtiyacı kalmamış olabilir mi?
2- Irak’tan çekilme hazırlığı yapan ABD, Irak’ın kuzeyinde kurdurduğu kukla devletin elini rahatlatmak, Türkiye’deki Kürt inisiyatifinin kontrolünü de Barzani’ye devretmek için PKK’nın aradan çekilmesini sağlıyor olabilir mi?
3- Güneydoğu’da güçlenen PKK yandaşı siyasi iradenin ve etnik kutuplaşmanın artık yeterince olgunlaştığı, karşı duracak gücün kalmadığı kabul edilerek, Türkiye’de bölgesel özerklik konusuna geçiş amaçlanıyor olabilir mi?
4- Ortadoğu’da PKK ya yeni bir rol biçilmiş ve o rolün gereğince yeniden yapılanıp konuşlanması sürecinde Türkiye’nin uyutulması amaçlanıyor olabilir mi? (Örnek; Pejak)
Burada başka sorular da sorulabilir. Bu amaçlara ulaşılması için izlenen yol ve kamuoyuna meselenin takdimi de ilginç.
Gerek AKP çevrelerinin, gerekse PKK ile Türk Devleti arasında arabuluculuğa soyunanların sürekli tekrarladıkları bir gerekçe üzerinde durmak gerekiyor. Diyorlar ki; “PKK sıkıştı, silahlı mücadele ile sonuç alamayacağını anladı. Onun için şimdi barıştan, çözümden söz ediyor.”
Bu sözlerle millet aldatılıyor. AKP ve “arabulucular”, Amerika’nın istekleri doğrultusunda, gene silahlı bir güç olması itibariyle bu ülkenin Ortadoğu planları içinde yer alabilecek olan PKK ile ortak bir adım atmadan önce kamuoyundan gelebilecek tepkileri yumuşatmayı amaçlıyorlar. Kürt meselesinin çözümü için şartların çok elverişli olduğundan dem vuruyorlar.
Elverişli şartlardan kastedilenin, Türkiye’de AKP’nin işbaşında olmasıdır. 29 Mart’ta aldığı seçim sonucundan sonra ABD’ye bağımlılığı her zamankinden daha fazla olan, “deliğe süpürülme” korkusunda olan AKP’nin, Atlantik ötesinden gelen hiçbir talebe direnme şansı yoktur.
Onun için Obama geldiğinde Cumhurbaşkanının ve Hükümetin önüne konan, Kürt meselesinde PKK ile diyaloga girme dayatmasına direnilmesi söz konusu değildir.
Ve şimdi de bu talimatın gereği yapılıyor.
Fırsatlar enflasyonu yaşayan güzel ülkemin, güzel insanlarının, hem gören gözünün hem kalp gözünün açılmasını Rabbim nasip eder inşallah.
Mustafa KIZIKLI




























