Ne güzel... Paket gelecek önümüze, cilatinine, şekline, şemalına bakıp evet diyecek ve demokratik olacağız.
Tabi ki demokratik olalım. Bu demokratiklikten ne kastediliyorsa mutlaka iyi bir şeydir diye düşünüyorum. Koca koca makamlar işgal eden bir sürü zevat şerefsizlik, ahlaksızlık yapıp yalan söyleyecek değiller ya...
Bu arada "evetçiler" ve "hayırcılar" çoktan peyda oldu etrafta.
Sırf merakımdan soruyorum; neden EVET?
Tatmin edici cevap alamadığım gibi, kulaktan dolma bazı iddialarla kandırılmaya çalışıyorum. En sık söylenen ise "darbeciler yargılanacak efendim, onun için evet demeliyiz" oluyor.
Peki, neden HAYIR?
Bu tarafın iddiası ise "mevcut iktidar geleceğini garantiye almak, işlediği suçlardan yargılanmamak için Anayasa'yı değiştirmek istiyor, onun için hayır demeliyiz" oluyor. Tatmin edici cevap yine yok.
Anladığım o ki okuma özürlü milletimden çoğu kimsenin "bize ne sunuluyor, hele bir de okuyup akıl süzgecinden geçirelim, gerçekten demokratik oluyor muyuz?" gibi bir kaygısı yok. Bunun yerine, hangi partiye oy verdiyse oranın tavrının referandumda oyunun rengini belirleyeceği aşikâr görünüyor.
Hal böyle olunca, sürüye uymamak konusunda inat damarım kabarıyor, beynim beni dürtüklüyor...
İşte böylece birkaç saatimi ayırıp başladım meşhur Anayasa değişiklik paketimizi incelemeye...
Beş sayfalık metinde önce, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği yerleri metinden çıkardım. Metinde atıfta bulunulan, mevcut Anayasa'daki maddeleri de tek tek bulup önüme aldım.
Şimdi değişiklik paketinde neler olduğundan önce, neler olmadığına "Demokratikleşeceğiz" iddiası ve beklentiler açısından bir bakalım.
Demokratikleşme süreci, sorunlardan oluşmuş ve sıralı dizilmiş domino taşlarına benzer. En baştaki birkaç taşı devirdiğiniz zaman diğerleri de otomatik devrilir ve sorunlar bir bir ortadan kalkar. Peki, baştaki en önemli domino taşları bu pakette var mıdır?
Referanduma sunulacak bu Anayasa değişiklik paketinde;
1- Seçim sistemine ve milli iradenin meclise yansımasına dair bir tek demokratikleşme ibaresi YOKTUR. Yani partilerde lider sultası devam edecek, millet kendi tercihiyle kendi milletvekilini belirlemek yerine, birilerinin dayattığı isimlere mecburen oy verecek, seçilen şahıs da milletin vekili olmak yerine liderinin vekili olacak, TBMM de emirle parmak kaldırıp indirmeye ve azınlığın çoğunluk üzerindeki tahakkümüne devam edilecektir.
2- Bu ülkede köşedeki bakkal efendinin, dağdaki çoban kardeşin, işçinin köylünün, esnafın siyasete katılma ve seçilme hakkı varken, ülkenin üniversiteler bitirmiş, okumuş yazmış aydın kesimi olan kamu çalışanlarına siyaset yapma ve seçilme hakkı bu pakette YOKTUR. Böylece ülkenin siyaseti ve yönetimi; paragöz tüccarların, liderden icazetli bazı fırıldak bürokratların, feodal ağaların ve din tacirlerinin oyun alanı olmaya devam edecektir.
3- Yıllardır siyasetin etkin olduğu yargı mekanizmasının siyasetten arındırılmasına ve bağımsızlaştırılmasına dair bir ibare bu pakette YOKTUR. Bilakis, bu paketi hazırlayan siyasi irade tarafından, yargıyı siyasetin dışına çıkarmak yerine, sanki bu ülkede hep kendisi iktidar olacakmış gibi, yargıyı tamamen siyasetin emrine veren düzenlemeler yapılmıştır.
4- Bu pakette dokunulmazlıkları kaldırmak adına veya suç işlemişlere dokunmak adına bir ibare YOKTUR. Yani TBMM de bekleyen yüzlerce suç dosyası kağıt olmakta öte bir şey ifade etmeyecek ve birçoğu yüz kızartıcı suçlar işlemiş olan birileri TBMM çatısı altında gayet demokratik(!) şekilde keyiflerine bakmaya, milletle alay etmeye devam edeceklerdir.
5- Bu pakette Kamu Çalışanı Sendikalarına, sendikacılığın olmazsa olmazı ve temel hakkı olan "Grev Hakkı" YOKTUR. Toplu sözleşme hakkı ise iktidarın belirleyeceği kurulun inisiyatifine bırakılmış ve uygulaması da "yasayla düzenlenir" şeklinde tuzak bir ibareye kurban edilmiştir.
Şimdi de bu pakette açık, gizli ve varmış gibi görünen şeyler nelerdir ona bakalım.
1- Anayasa değişiklik paketinin yaklaşık 80 satırı kişi hak ve özgürlükleri ile ilgili iken ki bunların birçoğu da sırf renk olsun diye konulmuş zaten uygulamada olan ibarelerdir. (örneğin 1,2,3,4 ve 8. maddeler) Paketin yaklaşık 420 satırının ise Yüksek yargı ile ilgili olduğu görülmektedir.
2- Paketi hazırlayan siyasi iradenin uygulamaları ile paketteki 2. madde tam bir tezat içermektedir. "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir." İbaresi ile başlayan bu maddeyi incelediğimizde; son 8 yıldır telefon dinlemeleri, bilgisayar kayıtları, e-postaların takibi uygulamalarının yapıldığı, malum bazı medya organlarına kişisel bütün bilgilerin servis edildiği Türkiye'de, bütün yönetim erkini elinde bulundurduğu halde, millete hiçbir mahreminin kalamadığı ve sürekli izleniyor paranoyasını yaşatanların samimi ve iyi niyetli olduklarına inanmak mümkün değildir.
3- Bu paketin çok konuşulan ve evetçilerin propaganda malzemesi, janjanlı 24. maddesi, Anayasa'nın geçici 15. maddesini yürürlükten kaldırıyor. Yani 12 Eylül darbesini yapanların yargılanamayacaklarına ilişkin maddeyi kaldırıyor. Bu şekilde de "Darbeciler yargılanacaktır, 12 Eylül Anayasasını değiştiriyoruz." propagandasına malzeme yapılıyor. Öncelikle bu maddenin kaldırılmasıyla birilerinin yargılanacağına inanmak için biraz saf hatta aptal olmak lazım. Kimi yargılayacaksınız 30 yıl sonra, 90 yaşındaki Kenan Evren'i mi? Hukukta "zaman aşımı" denilen olguyu ne yapacaksınız? Akıl, izan sahibi insanlar sormazlar mı; madem samimisiniz, dürüstsünüz, ülkeyi demokratikleştireceksiniz, 28 Şubat darbesini yapanlar ortalıkta, Anayasa'da hiçbir engel de yok, niye yargılamıyorsunuz? 27 Nisan e-muhtırasını verenler de ortalıkta hadi buyurun demezler mi? Lafın kısası, kaldırılıp kaldırılmaması hiçbir önem arz etmeyen, sadece artık işlevselliği ve hükmü bitmiş bir geçici maddenin Anayasa'dan silinmesinden ibaret bir konunun milleti kandırmak için kullanıldığı görülmektedir.
4- Paketin çok büyük bir kısmının yüksek yargının yeniden şekillenmesiyle ilgili olduğunu yukarıda da belirtmiştim. İncelediğimden anladığım; bu paketin asıl amacının, yüksek yargının ve özellikle Anayasa Mahkemesinin yeniden şekillenmesiyle ilgili olduğudur. Bu şekillendirmenin özünün ise bağımsız olması gereken yüksek yargının belirleyici unsurunun iktidar olması amacı olduğu açıkça görülmektedir. Diğer maddeler ise; sofrayı zengin göstermek için ana yemeğin etrafına serpiştirilmiş yeşillikler ve sebzeler olarak değerlendirilebilir. Bu paket şayet referandumda kabul edilirse; 19 kişiden oluşacak Anayasa Mahkemesinde 13 e 6 oranında iktidar lehine ağırlık oluşacak ve iktidar kimse, onun öngördüğü hiç bir şeyin Anayasa Mahkemesinden dönme ihtimali kalmayacaktır. Pakette, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunda Adalet Bakanının ve dolayısıyla iktidarın tam hâkimiyetinin sağlanarak oranın da siyasetin kontrolüne girmesi amaçlandığı açıkça görülmektedir.
Buraya kadar Anayasa değişikliği paketinde neler olup olmadığını objektif şekilde irdelemeye çalıştık. Şimdi gelelim bu paketin geri planına, sonrasına ne getirip ne götüreceğine, velhasıl ne memen bir şey olduğuna...
1- Öncelikle gerçekten bir Anayasa değişikliğine ihtiyaç bulunduğu, demokratikleşme yolunda adımlar atılması gerektiği tartışmasızdır. Fakat her değişmenin gelişme olmadığı da bir gerçektir. Çürüme de bir değişmedir ama gelişme değildir. Bu değişiklik paketinin değişme olduğu iddia edilmektedir ama bu değişimin gelişme olduğundan söz etmek mümkün değildir.
2- Bu paketin yerli malı olduğu inandırıcı değildir. 60 darbesinden, 12 Eylüle, 28 Şubat'a ve bugün Ergenekon darbesine kadar hepsinin arkasında ABD olduğunu anlamış birisi olarak, bu pakette de aynı yerin pis kokusu midemi bulandırmaktadır. Anayasa reformu denilen ve Türk yargı sistemini altüst eden çalışmaların, Adalet Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından sürdürülmüş olması, bu adamların yargı sistemimizi yeniden düzenleme projesine aktardıkları paraların sebebi hakkında düşünülmesi gerekmektedir.
3- Pakette, yargı mekanizmasının siyasete teslim edilmesinde iktidarın gelecekte yargılanmaktan kaçma, kurtulma amacı olduğuna ihtimal vermiyorum. Çünkü siyasi iktidarın güdümüne girmiş bir yargı sistemi, değişen her iktidara göre yeniden şekillenecektir. Anaysa paketi kabul edildiği takdirde; mevcut iktidar, kendisinden sonra gelen herhangi bir iktidarın yargıyı istediği gibi yönlendirebileceğini, kendilerini istedikleri gibi yargılatabileceğini biliyordur. Eğer yargılanacaklarsa, bağımsız bir yargıyla yargılanmak yerine, vesayet altında bir yargı sistemine teslim olma riskinin mevcut iktidar tarafından göz ardı edilmesinin altında başka vesayetler aranmalıdır.
4- Paketin temel amacı olan, yüksek yargının bağımlı hale getirilmesi yoluyla Anayasa Mahkemesi ele geçirilecek ve rafta bekletilen, daha önce bir tülü yasalaştırılamayan Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı vb. tasarıların önündeki engel kaldırılarak, Türkiye'nin federasyonlara ayrılması yolunda en büyük adımın atılacağının görülmesi gerekir. Yugoslavya'da da bu oyun aynen böyle oynanmıştır.
5- Pakete "Hayır" diyen ve boykot edeceklerini açıklayan BTP'nin oyunu çok açık ipuçları vermektedir ve dikkat edilmelidir. Bu işin, toplum mühendisleri tarafından tezgâhlanmış bir oyun olduğu gözden kaçmamalıdır. PKK'yi ve BTP'yi kim destekliyor ve akıl hocalığını yapıyorsa, paketin arkasındaki güç ve senaryonun yazarı da o dur. Eğer BTP bu pakete ve AKP hükümetine gerçekten karşı olsaydı, oyunu bozmak için Anayasa değişiklik paketine evet demesi yeterli olurdu. Çünkü BTP'nin "Evet" dediği bir paketin PKK'nin de istediği değişiklik olduğunu, bu işin sonucunda bölünmeye doğru gidileceğini Türkiye anlar ve bu pakete referandumda "Hayır" oyu çıkması kaçınılmaz olurdu. Yani kimileri "Evet" diyerek pakete destek olurken, ilginç bir şekilde BTP de "Hayır" diyerek destek olmaktadır.
Bizim memlekette kelle paçacılar sabaha kadar açıktır. 3 yıl önceydi, dört arkadaşımla gece geç saate canımız paça çorbası çekti. Gittik bir kelle paçacıya, paça çorbasıyla beraber bir de kelle söyledik. Kelle büyük bir tepside geldi ama ne kelle... Etrafı marullarla, domateslerle, yeşilbiberlerle, doğranmış soğanlarla süslenmiş, ortasında kızarmış bir kelle muhteşem görünüyordu. Sanat eseri gibi süslenmiş tepsideki kelleyi parçalamaya başladığımızda içinden parmak kalınlığında kurtlar çıkmıştı. O iştah açıcı muhteşem görüntünün altı meğer bir o kadar da iğrençmiş. Ben o gün o kelleyi yemeye HAYIR dedim ve yemedim.
Ben bu gün de "demokrasi" marulu, "darbeye karşıtlık" soğanı ve "dindarlık" domatesiyle süslenmiş, "Ergenekon" baharatı serpilmiş, dışarıdan ithal edilmiş kurtlu kelleye HAYIR diyorum.
Mustafa KIZIKLI





























