Eğitimciler; öğreten, fikir üreten, yorumlayan, yol gösterenlerdir. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de “entelektüeller”, “fikir elitleri” ve “toplum önderleri” olarak toplumsal statülerinin gerektirdiği rolü oynamak, örnek olmak, topluma yön vermek zorundadırlar. Artık sadece hamaset içeren nutuklarda bahsedilen “Peygamberlerin mesleğini” meslek olarak seçmiş insanların her şeyden önce böyle bir görevleri olmalı, bu görevin ifası için sürekli araştırma, kendini geliştirme çabası, etrafında olup bitenden kaygıları veya umutları olmalıdır. En önemlisi de, bu görevin insan üzerindeki görüntüsü olan dik duruş ve vakar özenle korunmalı, gururla taşınmalıdır.
Bu kriterleri düşündüğümüzde hemen herkesin aklına çocukluk döneminde kişiliğine hayran olduğu, örnek aldığı, bir veya birkaç öğretmeni gelir sanırım.
Fakat şimdi endişe duymamız gereken mesele şu;
Bu gün bu kriterleri ne kadarımız taşıyor? Acaba 10-15 yıl sonra da şimdinin çocukları, o zamanın büyükleri, düşündükleri zaman yukarıdaki kriterleri taşıyan, dik duruşuyla, sevecenliğiyle, elitliği ve dürüstlüğü ile hangi öğretmenlerini hatırlayacaklar ya da hatırlayabilecekler mi? Yoksa; noktayı öğretmeninin elde etmeye çalıştığı menfaatten, virgülü o menfaat için eğilmesinden mi hatırlayacaklar? Düşüncesi bile tedirgin ediyor insanı değil mi?
Bunları niye anlatıyorum?
Hak mücadelesi yapan memur sendikacılığının başından beri aktif olarak içinde bulunan, kuruculuğunu, yöneticiliğini yapan biri olarak, zaman içinde gelişen toplumsal olayları, eğitimci profilini düşündüğümde yukarıdaki endişeleri duyuyorum çünkü.
Sizde bu endişeleri duyuyorsanız yazıyı okumaya devam edin lütfen. Eğer bir endişeniz yoksa bu yazı size göre değildir.
Kişilik; toplumun iyi ya da kötü olduğunu düşündüğü tutum, davranış ve düşüncelerin harmanlanmasıyla ortaya çıkan, genetik özelliklerin de etkilediği, insanın parmak izi veya göz retinası gibi diğerlerinden benzersiz olan, oluşması ve gelişmesi süreç gerektiren, insana özgü bir kavramdır. Kişilik öyle bir kavramdır ki, gelişmeye ve maalesef aşınmaya da müsaittir. Şartlar ne olursa olsun insanın yaşamında duruşunu, görüntüsünü kişiliği belirler. Toplumdan göreceği rağbette, nefrette kişiliği ile, kişiliğindeki tutarlılığı ile yakından alakalıdır. Bu sebeple önemli bir kavramdır, geliştirilmeli ve aşınmasına müsaade edilmemelidir.
Dünyaya bir bakış açınız var. Bu açıdan akı ak olarak, karayı kara olarak ve yeteneğinize bağlı olarak ta, grinin çeşitli tonlarının ve diğer renklerin de ayırımdaysanız, başka açıdan da bakınca renkler hala aynıysa, oturmuş bir kişiliğiniz var demektir. Fakat bu yetmiyor. Bu kişiliğin dışa yansımasında da tutarlılık gerekmektedir. Dün ak dediğinize bu gün kara diyorsanız veya gördüğünüz grinin tonlarını duruma, zamana ve mekâna göre değiştiriyorsanız oturmuş bir kişiliğe sahip olmanız, tutarlı bir kişiliğe sahip olmanıza yetmeyecektir.
Toplumun gözünde, öğrencilerimizin nezdinde “Adam gibi adam” olmak ancak gelişmiş, saygın, tutarlı bir kişilikle, dik duruşla, vakarla, kaybedeceği ihtimaline rağmen dürüst olabilmekle mümkündür. Bu meziyetleri bir insandan çekip aldığınız zaman geriye insan kalmaz, maalesef “insan posası” kalır. Aynı mesleği icra ettiğimiz, kendi camiamız içinde insan posalarının çoğaldığını görmek hepimizin korkulu rüyası, kâbusu olmalıdır.
Şüphesiz kişinin kendi menfaatleri önemlidir, kazanılması için mücadele edilmelidir. Hakkını hakkıyla kazanan kimseye sözümüz olamaz. Fakat kazanılan menfaat hak edilmeden kazanılıyorsa, bir başkasının hak kaybına yol açar ki, işte kişilik aşınmasının başladığı noktalardan birisi burasıdır. Çünkü hak etmediğiniz halde kazandığınız menfaat tombaladan çıkmamıştır. Ona sahip olmak için birilerine, bir yerlere tavizler vermişsinizdir. Diyet ödemişsinizdir. Bu diyet çoğu zaman ilkelerinizi, etik değerlerinizi bir yana bırakmak, arkadaşlarınıza kazık atmak ve riyakârlık şeklinde tezahür eder. Ciğeri beş para etmez adamlara teslim olmak, önlerinde saygıyla eğilmekte bu menfaatin bedelleri olarak karşınıza çıkar. Normal zamanlarda yutmayıp tüküreceğiniz balgamlı tükürüğü yutmak zorunda kalırsınız. Sizin için en önemli değerler bile anlamsız hale gelir. Ve en kötüsü de bir süre sonra bu davranışlar üzerinize siner, kişiliğinizin parçası haline gelir. İşte yıllar sonra öğrencilerinizin ve çevrenizin “noktayı öğretmeninin elde etmeye çalıştığı menfaatten, virgülü o menfaat için eğilmesinden” hatırlayacağı, kişiliği aşınmış öğretmen tipi böyle ortaya çıkar.
Varlık sebebi “kişiliği aşınmış eğitimci tipi” oluşturmak olan, sendika benzeri bazı organizasyonların ve bazı güruhların var olduğu bir ortamda kişiliğini aşındırmadan dik duranları saygıyla kutluyorum. Sizler özüne lağım suyu karışmamış pınarlarsınız. Oturmuş ve tutarlı kişiliğinizin size verdiği asalet ve “toplum önderi” olmanın yüklediği misyonun gereği olarak etrafınızdakilerin de kişiliklerinin aşınmasına müsaade etmemeniz gerekmektedir. Aşınmış kişiliklerin tamiri için, onurlu, dik duruşlu, şerefli yola çağırmak, çağırmakla kalmayıp ikna etmek kişiliğinizi ve asaletinizi taçlandıracaktır. Çünkü siz; Atatürk'ün "Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" sözündeki "siz"siniz.
Ata öğretmenimiz Edebali’nin, dedemiz Osman bey’in ve torunlarının dünyaya hükmetmesine vesile olan nasihatini hatırlayalım, hatırlatalım;
“Oğul, İnsan vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler!....
Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev hayattır. Bir lokma için şerefini ayaklar altına almaya, Bir anlık zevk için namusunu kirletmeye, Bir zamanlık mevki için ayak öpmeye, Günlük menfaatler için faziletini karartmaya değmez.”
Bu kriterleri düşündüğümüzde hemen herkesin aklına çocukluk döneminde kişiliğine hayran olduğu, örnek aldığı, bir veya birkaç öğretmeni gelir sanırım.
Fakat şimdi endişe duymamız gereken mesele şu;
Bu gün bu kriterleri ne kadarımız taşıyor? Acaba 10-15 yıl sonra da şimdinin çocukları, o zamanın büyükleri, düşündükleri zaman yukarıdaki kriterleri taşıyan, dik duruşuyla, sevecenliğiyle, elitliği ve dürüstlüğü ile hangi öğretmenlerini hatırlayacaklar ya da hatırlayabilecekler mi? Yoksa; noktayı öğretmeninin elde etmeye çalıştığı menfaatten, virgülü o menfaat için eğilmesinden mi hatırlayacaklar? Düşüncesi bile tedirgin ediyor insanı değil mi?
Bunları niye anlatıyorum?
Hak mücadelesi yapan memur sendikacılığının başından beri aktif olarak içinde bulunan, kuruculuğunu, yöneticiliğini yapan biri olarak, zaman içinde gelişen toplumsal olayları, eğitimci profilini düşündüğümde yukarıdaki endişeleri duyuyorum çünkü.
Sizde bu endişeleri duyuyorsanız yazıyı okumaya devam edin lütfen. Eğer bir endişeniz yoksa bu yazı size göre değildir.
Kişilik; toplumun iyi ya da kötü olduğunu düşündüğü tutum, davranış ve düşüncelerin harmanlanmasıyla ortaya çıkan, genetik özelliklerin de etkilediği, insanın parmak izi veya göz retinası gibi diğerlerinden benzersiz olan, oluşması ve gelişmesi süreç gerektiren, insana özgü bir kavramdır. Kişilik öyle bir kavramdır ki, gelişmeye ve maalesef aşınmaya da müsaittir. Şartlar ne olursa olsun insanın yaşamında duruşunu, görüntüsünü kişiliği belirler. Toplumdan göreceği rağbette, nefrette kişiliği ile, kişiliğindeki tutarlılığı ile yakından alakalıdır. Bu sebeple önemli bir kavramdır, geliştirilmeli ve aşınmasına müsaade edilmemelidir.
Dünyaya bir bakış açınız var. Bu açıdan akı ak olarak, karayı kara olarak ve yeteneğinize bağlı olarak ta, grinin çeşitli tonlarının ve diğer renklerin de ayırımdaysanız, başka açıdan da bakınca renkler hala aynıysa, oturmuş bir kişiliğiniz var demektir. Fakat bu yetmiyor. Bu kişiliğin dışa yansımasında da tutarlılık gerekmektedir. Dün ak dediğinize bu gün kara diyorsanız veya gördüğünüz grinin tonlarını duruma, zamana ve mekâna göre değiştiriyorsanız oturmuş bir kişiliğe sahip olmanız, tutarlı bir kişiliğe sahip olmanıza yetmeyecektir.
Toplumun gözünde, öğrencilerimizin nezdinde “Adam gibi adam” olmak ancak gelişmiş, saygın, tutarlı bir kişilikle, dik duruşla, vakarla, kaybedeceği ihtimaline rağmen dürüst olabilmekle mümkündür. Bu meziyetleri bir insandan çekip aldığınız zaman geriye insan kalmaz, maalesef “insan posası” kalır. Aynı mesleği icra ettiğimiz, kendi camiamız içinde insan posalarının çoğaldığını görmek hepimizin korkulu rüyası, kâbusu olmalıdır.
Şüphesiz kişinin kendi menfaatleri önemlidir, kazanılması için mücadele edilmelidir. Hakkını hakkıyla kazanan kimseye sözümüz olamaz. Fakat kazanılan menfaat hak edilmeden kazanılıyorsa, bir başkasının hak kaybına yol açar ki, işte kişilik aşınmasının başladığı noktalardan birisi burasıdır. Çünkü hak etmediğiniz halde kazandığınız menfaat tombaladan çıkmamıştır. Ona sahip olmak için birilerine, bir yerlere tavizler vermişsinizdir. Diyet ödemişsinizdir. Bu diyet çoğu zaman ilkelerinizi, etik değerlerinizi bir yana bırakmak, arkadaşlarınıza kazık atmak ve riyakârlık şeklinde tezahür eder. Ciğeri beş para etmez adamlara teslim olmak, önlerinde saygıyla eğilmekte bu menfaatin bedelleri olarak karşınıza çıkar. Normal zamanlarda yutmayıp tüküreceğiniz balgamlı tükürüğü yutmak zorunda kalırsınız. Sizin için en önemli değerler bile anlamsız hale gelir. Ve en kötüsü de bir süre sonra bu davranışlar üzerinize siner, kişiliğinizin parçası haline gelir. İşte yıllar sonra öğrencilerinizin ve çevrenizin “noktayı öğretmeninin elde etmeye çalıştığı menfaatten, virgülü o menfaat için eğilmesinden” hatırlayacağı, kişiliği aşınmış öğretmen tipi böyle ortaya çıkar.
Varlık sebebi “kişiliği aşınmış eğitimci tipi” oluşturmak olan, sendika benzeri bazı organizasyonların ve bazı güruhların var olduğu bir ortamda kişiliğini aşındırmadan dik duranları saygıyla kutluyorum. Sizler özüne lağım suyu karışmamış pınarlarsınız. Oturmuş ve tutarlı kişiliğinizin size verdiği asalet ve “toplum önderi” olmanın yüklediği misyonun gereği olarak etrafınızdakilerin de kişiliklerinin aşınmasına müsaade etmemeniz gerekmektedir. Aşınmış kişiliklerin tamiri için, onurlu, dik duruşlu, şerefli yola çağırmak, çağırmakla kalmayıp ikna etmek kişiliğinizi ve asaletinizi taçlandıracaktır. Çünkü siz; Atatürk'ün "Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" sözündeki "siz"siniz.
Ata öğretmenimiz Edebali’nin, dedemiz Osman bey’in ve torunlarının dünyaya hükmetmesine vesile olan nasihatini hatırlayalım, hatırlatalım;
“Oğul, İnsan vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler!....
Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev hayattır. Bir lokma için şerefini ayaklar altına almaya, Bir anlık zevk için namusunu kirletmeye, Bir zamanlık mevki için ayak öpmeye, Günlük menfaatler için faziletini karartmaya değmez.”
Mustafa KIZIKLI






























