Sözün ayağa düşmediği zamanlarda, hani Yunus'un "Söz ola kese savaşı/Söz ola kestire başı" buyurduğu o çağlarda, bilhassa politik konular ve devletlerarası meselelerin halledilmesinde savaşlar, mücadeleler, antlaşmalar, yazılar, belgeler kadar söze de itibar olunur, konuşma üslubu ve imalarına hayli önem verilirdi.Devlet adamlarının sözü en iyi bilenlerden seçilmesi, şiirden anlaması, zeki ve hazırcevap olması o devirlerin genel kabullerinden idi. Bilhassa devlet itibarını koruma adına taşı gediğine koyan insanlar o sözleriyle birlikte tarihe geçerler ve menkıbeleri nesilden nesile aktarılır dururdu. Yazık ki çağımız insanı bu ruhu yavaş yavaş kaybediyor. Değişen dünya siyasetinin ibreleri başka sürtüşme alanları bulmuş kendine. Buna rağmen zaman zaman bir siyasinin ağzından şöyle devlet itibarını yüceltir bir söz duymanın, reel-politik olmasa da, ruhumuza ne derece iyi geldiğini inkar edemeyiz. Eskiden sözünüzün kalitesi devletinize itibar katardı; şimdi devletinizin itibarı sözünüze değer katıyor. Eskiden söz düellosunda üstün gelmek kılıçların üstünlüğünden daha etkiliydi, şimdi sözünüzü elinizde tuttuğunuz kılıcın gücü ölçüsünde söylemeye mahkûmsunuz. Velhasıl hile icad oldu, üslup bozuldu. Bize de eski zaman sözlerini hatırlamak düştü:
Kanuni zamanındayız. Yavuz Selim'in Şah İsmail ile Çaldıran'da yaptığı savaşın hatıraları hâlâ insanların zihinlerinde. İsmail'in savaş meydanında bırakıp kaçtığı güzeller güzeli Taçlı Hatun, sırf Şah'ı tahkir için, çiçek bozuğu bir yüze sahip olan Tacizade Cafer Çelebi ile evliliğinin yükünü çekmekte.
Kanuni, İran-Osmanlı ilişkileri belki düzelir umuduyla Şah'ın elçisi İmamkulu Han'ı kabul edecekti. Elçi büyük bir ihtişam ve tantana içinde Üsküdar'a ulaştı. Şemsi Paşa kendisine mihmandarlık yapıyordu. İlk görüşmeden sonra atbaşı ilerlemekteydiler. Elçi çok özenip gelmişti ama Şemsi Paşa'nın hazırlattığı tören birliğini görünce gözleri kamaştı. Boylu poslu Türk askeri baştan başa sırma ve ipekler içindeydi. Atlarının koşumları bile göz alıyordu. İmamkulu'nun şaşkınlığı gitgide kıskançlığa ve kendi askerine karşı komplekse dönüştü. Nefsini tatmin için Şemsi Paşa'yı iğnelemek istedi:
- Bunlar ne acayip süslü askerler, sanki düğün alayı gibi.
Paşa'nın cevabı tam da İmamkulu'nun hak ettiği biçimde geldi:
- Evet, Taçlı Hatun'u Şah İsmail'den alan düğün alayı bu idi.
***
İslam tarihinde ünlüdür; Hz. Ömer Bizans imparatoruna bir elçi göndermiş, elçi çok iyi karşılanmış, saygı gösterilmişti. Resmi görevler haricinde Bizans'ın rahipleriyle de sohbetler ediyor, tartışıyordu. Yine bir seferinde rahiplerden biri sırf elçiye hakaret maksadıyla Efendimiz'in zevceleri Hz. Aişe'den uzun uzun bahsetti ve sonunda sözü ifk hadisesine getirip iğnesini batırdı:
- Kendilerine olan iftira ne olmaz şeydi değil mi?
Rahibin kötü maksadı ortadaydı. Elçi misliyle mukabele için cevabı yapıştırdı:
- Evet, tıpkı Hz. Meryem'e olan iftira gibi.
--------------------------------------------------------------------------------
DEVLET İTİBARI
Keçecizade Fuat Paşa, Sultan Abdülaziz'in ünlü Paris gezisinde onun yaveri ve tercümanı olarak görev yapmaktaydı. Birkaç lisan konuşur, şiirden anlar, sözü bilir, devlet protokolü ve uluslararası ilişkilerde uzman zeki birisiydi. Abdülaziz, II. Napolyon'un şeref konuğu idi ve birlikte sergiyi gezeceklerdi. Sultan belirlenen saatte hazırlanmış, faytonuna binmek üzere konukevinin bahçesine inmişti. Ne ki sarayda bir hareketlilik görünmüyordu. Fuat Paşa ev sahibinin yaveriyle buluşmak ve durumu haber vermek üzere büyük salona girdiğinde Napolyon'u, terzilerine bağırıp çağırırken buldu. Yok pantolonunun şeridi, yok şapkasının kalıbı, huysuzlanmaktaydı. Yaver, Fuat Paşa ile görüştükten sonra Napolyon'un yanına gitti ve sultanın kendilerini beklemekte bulunduğunu kulağına fısıldadı. Napolyon terzilere öfkesini yaverinden çıkartırcasına bağırdı.
- Beklesin p.....nk! İşte hazırlanıyoruz.
Bu söz ağzından çıktığı anda kral, salonun kapı tarafında Fuat Paşa'yı gördü. Paşa oralı olmaz gibi davrandı. İçinden "Bunun hesabı görüle!" diyordu.
Beklediği fırsat çok geçmeden ayağına geliverdi. Napolyon iki dakika içinde alı al, moru mor, etrafındaki adamları defedip salon kapısına yönelerek "Aman konuğumuzu bekletmeyelim!" diye diye gelip Fuat Paşa'nın koluna girmişti. Tam kapıdan çıkacakları sırada paşanın kulağına eğilip samimi bir eda ile sordu:
- Paşa hazretleri, az evvel bir halt ettik, bunu haşmetmeaba duyurmazsınız değil mi?!..
Paşanın cevabı devlet itibarını yerden kaldırmakla kalmadı, taşı da gediğine koydu:
- Aman majesteleri, istirham ederim, onun sizin hakkınızda söylediklerini size duyuruyor muyum ki sizin söylediğinizi ona duyurayım.
--------------------------------------------------------------------------------
[BERCESTE]
Kendi derdim kor elin derdine ağlar gezerim
Lâlenin dağı gülün ateşi yandırdı beni
(Kendi derdim kora dönmüş iken (veya kendi derdimi bırakır da) elin derdine ağlayıp gezerim. Lalenin bağrındaki dağlama yarası ile gülün (rengindeki) ateşidir beni yandıran.)
Nevres-i Kadîm
İskender PALA





























