BU MEMLEKETTE TÜRK OLMAK

  • e-Posta

 

Bugün kör, kötü, lanet bir “Batı” hayranlığı bataklığının içinde debeleniyoruz. Her şeyimizi Batı’ya göre yapmaya çalışıyoruz. Tuvaletlerimiz alafranga, banyolarımız jakuzili, duşa kabinli, kulaklarımız küpeli, pantolonlarımızın dizleri delik, göğüslerinde “okşa beni bebeğim” yazan tişörtler giyiyoruz. Tabii t-short demek lazım galiba. Zaten yazılarda İngilizce, Almanca.
 
Geçmişimize de kızıyoruz, küfrediyoruz: Araplaşmışlar, Farslaşmışlar dilimizi yozlaştırmışlar, kültürümüzü bozmuşlar diyoruz. Evet, geçmişte de hep başkalarına özenmelerimiz olmuş, onlardan etkilenmişiz. Elbette iki komşu birbirinden etkilenir. Birbiriyle her türlü alış-verişi olur.Bizde de olması normal. Ama bazen aşırıya kaçılmış. Farsça resmi dil yapılacak kadar ileri gidilmiş, Arapçanın Farsçanın içinde kendi dilimiz kendi kimliğinden utanır olmuş.
 
Büyük Türk Başbuğu Bilge Kağan ve kardeşi Kül Tigin de zamanlarında bu yozlaşmayı, özentiyi sezmişler. Yazdıkları kitabelerinde “Çin milletine yaklaşmanın çok tehlikeli olduğunu, Çin milletinin Türkleri tatlı sözler, yumuşak ipekler ve altın-gümüşle kendine yakınlaştırdığını kandırdığını ve çok sayıda Türkün öldüğünü yazmışlardır. Türk oldukları, Türk gibi davrandıkları, Türk Kağanlarının sözünü tuttukları zaman kendileri için sıkıntı olmayacağını anlatmışlar. İşte o zamanlarda da bir “Çin” özentisi varmış milletimizde.
 
Zaten bu özenti, başkasına benzemek değil mi Macar’ı Türklükten uzaklaştıran, Bulgar’ı Türk’ten nefret ettiren. Bilim adamları Belçikalıların da, onlar gibi Finlilerinde, başka bir çok milletin de Türk olduğunu söylüyorlar, ama şimdi bakıyorsunuz Azerbaycan, Türkiye’nin televizyonlarını seyretmeyi yasaklıyor , resmi dil olarak “Azerbaycanca” yazıyor anayasasına. Diğer Türk devletlerine bakıyorsun, Rus’a bizden daha yakın. Almanların imtiyazları bizden daha fazla. Amerika’ya , İngiltere’ye hayranlıkları bizden daha çok. Aynı dili kullanalım, aynı alfabeyi kullanalım düşüncesi aradan geçen bunca zamana rağmen hala yok.Ortak bir tarih bilinci oluşturma anlayışı yok. Edebiyatımızı birleştiremiyoruz, ekonomilerimizi birbirine yaslayamıyoruz.
 
Evet, Türk Milleti için Türk olmak hakikaten zor ve çileli. Eskiden de öyleymiş, şimdi de öyle. Türk Milleti İslamiyet’le şereflendikten sonra Türk kimliğini biraz ikinci plana atmış. Hele Müslüman olmadan önceki dönemi pek ağızlarına almamışlar. Eskiye özenti zannedilmesinden endişe edilmiş. Bu durum zaman geçtikçe biraz daha derinleşmiş. Egemenlikleri altına aldıkları, birlikte yaşamaya başladıkları milletleri de gücendirmemeye azami dikkat etmişler. Bu kavimler için, “teba-yı sadıka” demişler, “şerefli teba” demişler, ama Türk Oğuz’u “hırsız, kan dökücü” gibi görmüşler. Türk Milleti için “etrak-ı bi idrak (düşüncesiz Türkler)” demişler. Mesela “Kadimi” mahlasıyla yazan birisinin,
 
“Devredelden beri şahım eflak
Zemm olur alem içinde Etrak
Vermemiş Türk’e Huda hiç idrak
Akl-ı evvel de olursa bi-bak
Uktül’üt-Türke velev kane ebak”
 
diye başlayan şiirinin ne kadar dehşet verici olduğunu anlamak için sadece bu bent bile yetiyor.
Bir başka örnek, Kemalpaşazade:
 
“Türk kim bir sınfıdır Tatar anun
İhtilatını ter et zinhar anın
Yir seni olursa yar u dostun
Ger ola düşmen, çıkarır postun”
 
Sururi (ö.1814) adındaki bir başkası da şöyle buyurmuş:
 
“Terk et o Türk’ü k’etse teşehhür ne denlü kim
Çifti komış Stanbul’a gelmiş Sabanca’dan”

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. İskender Pala’nın Ah Mine’l Aşk adlı eserinde bu örnekler var. Zaten günümüzde bile “Yörük ne bilir bayramı, lörp lörp içer ayranı.” diyen de bizler değil miyiz? Yörük denilen, Türk ‘ün ta kendisi değil mi?
 
Türk hep hor görülmüş, küçük düşürülmüş. O asker olmuş, savaşmış; o, kazanmış ve devletine vermiş. Devleti de ondan aldığını gitmiş, Türk'e hainlik yapmış, nankör davranmış kavimlere yatırmış. Oralara han, hamam, köprü, medrese yapmış. Mağdur olan, mağdur edilen hep Türk olmuş.
 
Atatürk Mersin’e geliyor. Tabii etrafında büyük bir sevgi seli. Herkes sevgisini, coşkusunu dile getiriyor. Atatürk soruyor yanındakilere: “Şu karşıdaki muhteşem bina kimin?” Cevap verirler: “Filanca Yahudi’nin paşam.” Atatürk sorar: “Peki şurası kimin?” Cevap verirler: “Falanca Rum’un paşam.” Atatürk birkaç soruya benzer cevapları alınca kızar: “Yahu sizin hiç mi bir şeyiniz yok. Bu adamlar bunlara sahip olurken, böyle güzel şeyler yaparlarken siz neredeydiniz, siz ne yaptınız?”deyince üstü başı perişan bir ihtiyar cevap verir: “Paşam, bunlar bunlara sahip olurken, bunları yaparken biz askerlik yapıyorduk, bunları korumak için savaşıyorduk.”
 
Türk olmak, Türk gibi yaşamak hakikaten zor.Bugün de bu memleketin yalınayakları Türkler. Bugün de hor görülenler Türkler, bu devleti kuran Türkler. Atatürk, gerçek bir Türk milliyetçisi, gerçek bir Türk.Kullandığı Türk kelimesini saysak ciltler dolduracak olan Atatürk. Ama maalesef ondan sonraki yıllarda “Türk” dediği için “Türk birliğini” savunduğu için tabutluklarda işkence çekenler de Türk’tü. Bugün hakaret edilenler gene Türk. Başbakanımız diyor ki, “Ben Gürcüyüm, eşim Arap.” Diyor ki, Mecliste şu kadar Kürt milletvekilim var.” Ben bu güne kadar hiçbir başbakanın “ Benim mecliste şu kadar Türk milletvekilim var.” Dediğini duymadım daha. Vatandaş diyor ki, “Türkiyelilik bir üst kimlik olmalı, Türk, Kürt, Çerkez, Gürcü,Abaza… alt kimliklerdir.” Ve başbakanın ağzından bu millet bir kere “Türklüğü ile övündüğünü duymadı. Gerçi Gürcü olduğunu söylemişti.
 
Başbakan müjdeyi Avrupa’dan verdi: "Sosyal güvenlik yasasından sonra “301” meclis gündemine alınacakmış. Yani “Türklüğe hakareti serbest bırakacak olan kanun. Türk hainlerine insan acıyor tabii. Adamlar şöyle ağızlarını doldura doldura, rahatça sövemiyorlar . Hep içlerine atıyorlar ve bu durum da psikolojilerini bozuyor . Adamların ruh sağlıklarını da düşünmek zorundayız. Aynı zamanda Avrupalı dostlarımız(!) da aynı şeyleri düşünüyorlar. İçimizdeki bu mahluklar Avrupalılara da dert oluyor. O yüzden ikide bir “301’i kaldırın, yoksa…” diyorlar. O üç noktayı da bu millet anlamıyor, ama sizi AB’ ye almayız ha! olmadığını çok iyi biliyor. O üç noktayı kendi çıkarlarına göre yorumlayanlar da bunun böyle olduğunun farkındalar da mahsusçuktan farklı şeyler anlıyormuşlar gibi davranmaya devam ediyorlar.Çünkü onların da istediği bu, Türk milletinin ikinci, üçüncü plana düşürülmesi. Milletin kendi kimliğinden utanır olması. Zaten kim utanmıyor ki kimliğinden? Başka ülkelere gidenler eminim ki kimliklerini gizliyorlar, belli etmemeye çalışıyorlar.Belki de kendilerini kamufle edebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Buradaki ahvalimizi anlatmaya gerek yok.Yapılan araştırmalar, şirket ve işyeri adlarının % 50’den fazlasının “gavurca” olduğunu gösteriyor.Artık insanlar çocuklarına da “gavur” isimleri vermeye başladılar.
 
Evet bu memlekette Türk olmak, Türk gibi yaşamak zor. “Türk” kelimesini ağzına alanlara yapıştırılacak etiket hazır: Irkçı, kafatasçı, şovenist, gerici. Psikoloji okuyanlar, iyi kötü anlayanlar çok iyi bilir; birini, bir şeyi yok etmek ortadan kaldırmak istiyorsan, onu alçaltacaksın, kötüleyeceksin, küçülteceksin. İnsanlar o şeyin adını bile ağızlarına almaya utanacaklar. Bizi biz yapan kültür değerlerimizin, inanç değerlerimizin yozlaşması da hep böyle olmuyor mu? Vatandaş çocuğunun elinden tutup camiye götürürse, çocuğu küçücük yaşında yobazlaştırmış oluyor.Elinden tutup da kiliseye götürse, “Ne aydın adam, çocuğuna ufuk veriyor, özgürlüğü öğretiyor.” deniyor. Babanın çocuğuna öğüt vermesi suç, ananın kızına bir şeyler öğretmeye çalışması, geri kafalılık. Evde köfte yemeyen çocuk, Mc Donals’ da “hamburgeri zevkle yiyiyor. Armudu ayılara layık görenler “bergamud” görünce ağızlarının suyunu tutamıyorlar. Harmandalı’dan zevk almayanlar, oynayanları da oyuncu olarak görmeyenler, “twist, break, bale…” olursa dansçılarına aşık oluyorlar. Halk müziği kötü, sanat müziği kötü, halk oyunu kötü. Hadi bakalım bir de klasik batı müziğini kötüleyin; baleye, operaya laf edin. Edin de “Angut herif sen ne anlarsın müzikten?” cevabını alıp oturun yerinize. Sizin haddinize mi Türk’ün olmayan bir şeyi eleştirmek? Türk yapmadıysa, patenti yabancınınsa o mutlaka iyidir. İçinde Türk varsa, Türk’ün menfaati varsa onun yanına yaklaşmayın.
 
Allah bu millete akıl fikir versin. Bu milleti yönetenlere demiyorum, çünkü Peygamberimiz diyor ki: “Siz neye layıksanız, o şekilde yönetilirsiniz.” Bu millet düzelmedikçe bu milleti yönetenlerin düzelmesini beklemek saflık olur. Bu millet elindeki en büyük fırsatı kaçırmıştır maalesef. Cenab-ı Hak bu millete Atatürk gibi bir evlat vermişti, ama biz onu erken “öldürdük.” Onun kurup, düzenleyip önümüze koyduğu devlete, esaslara sahip çıkmadık. Herkes kendince yorumladı kendine çekti, kendi fikrine göre yozlaştırdı, Atatürk’ü. Atatürkçüyüm diyerek, Atatürk’ün düşman olduklarını, Atatürk’e yüklemeye çalıştılar. Kimi rüyasında görüp konuştu, kimi ruhunu çağırıp konuşturdu.Atatürk adına para eden ne varsa, maddi manevi satmaya çalışanlar oldu. Kimi heykelinin, kimi posterinin ticaretini yaptı. Gerçek Atatürk’ü anlamaya çalışan pek çıkmadı. Onun değerlerini katlayıp çeyiz sandıklarına kaldırdık, rafların en ulaşılmaz noktalarına koyduk.Kendimize gelebilme, tekrar kendimizi bulabilmek için yapmamız gereken, ya Atatürk’ü yeniden keşfetmek ya da ikinci bir Atatürk’ün gelmesi için yüz yıl daha beklemek. Türk Milletinin yüz yıl daha bekleyebilmesi mümkün değil. Eğer tez zamanda kendimize gelmezsek bu milletin suyuna çorba yapıp içecekler. Zaten biz “Turkey” değil miyiz?
 

Yorum Ekle


ÇANAKKALE
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Orhun Kitapevi

Destan Romanlar

Ölümsüzlük Pınarı
Başkurt Türklerinin Ural Batur Destanı, 94 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  
Reklam

URUMÇİ OLAYLARI

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Misafirlerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün244
mod_vvisit_counterDün504
mod_vvisit_counterBu Hafta2097
mod_vvisit_counterGeçen Hafta3166
mod_vvisit_counterBu Ay4356
mod_vvisit_counterGeçen Ay14373
mod_vvisit_counterToplam203427

Çevrimiçi: 37
IP: 38.107.179.237
Tarih: 10 / 02 / 2012