
Üçüncü sayımızla tekrar merhaba;
Bahar geldi.
Tabiat, tüm güzelliği ile yine aklımızı karıştıyor.
Yeni filizler, yeni çiçekler, yeni meyveler vermek için toprakta alabildiğince gayretli, ağaçlar da.
Her çiçeğin başında bir arı, çiçeğin özünü toplamanın peşinde.
İnsanın bunları görüp de gıpta etmemesi, insanlığının gereğini hakkıyla yerine getirememekten dolayı üzüntü duymaması mümkün değil.
Bir şeyler ters gidiyor...
Bir şeyler gerektiği gibi yapılmıyor...
Ve bizler, unuttuklarımızı hatırlamamak, bilmediklerimizi öğrenmemek dahası kendimiz olmamak adına sebepsiz bir telaşın içerisinde bocalayıp duruyoruz.
Nevruz’u kutluyoruz.
Ağaçların, çiçeklerin velhasıl tabiatın kendine gelmesini, titremesini, yeni tomurcuklar açmasını kutluyoruz.
18 Mart Çanakkale Zaferi’ni, o savaşta kahramanlık gösteren şehit ve gazileri rahmetle ve minnetle anıyoruz, hızımızı kesemeyip mayın gemisini de unutmuyoruz.
Ama bir yanımız eksik, bir yanımız garip.
Ağaçlar çiçek açıyor, silkinip kendine geliyor da biz niye yapamıyoruz.
Bizim de köklerimiz yok mu?
Bizim köklerimiz yeniden çiçek açtıracak, filiz verdirecek kadar güçlü değil mi?
Bu toprakların YURT olmasında kahramanlık gösterenleri özel günlerde hatırlıyoruz da, onların o imkansızlıklar içerisinde başardıkları, bizim bu uzay çağında yaptıklarımızla ve uğraştıklarımızla kıyaslanınca, acaba biraz daha utanmak, mahcup olmak gerekmiyor mu?
Nevruz’unuz kutlu olsun...
Saygılarımızla...
Abdullah BEYCEOĞLU





























