Türk Milli Eğitim Sistemine Eleştirel Bir Yaklaşım

  • e-Posta

 

a.       Yapısal Anlamda Kavram Açıklaması
 
Türkiye’nin Milli Eğitim Sistemini bir fabrika gibi düşünürsek; hammadde olarak, işlenmeye hazır bir biçimde okula gelen bireylerin istendik davranış değişikliklerini kazanması yani ürün halini alarak sistemden ayrılması için, sistem içindeki çarkların yani servis hizmetlerinin, çağın gereklerini taşıyan bir gelişmişlik düzeyine erişmiş olması gerekmektedir. Bu noktada, eğitimin her bir kademesinde bulunan görevli ve/veya gönüllülerin bireyin, yörenin yahut toplumun açık/gizli hedeflerine bağlılık duygularının, şuurunun da gelişmiş olması gerekmektedir. Hedeflerin kaynağı ise Atatürk inkılâp ve ilkeleri ile Anayasa belirtildiği şekliyle Atatürk milliyetçiliği olmuştur. Yalnız bize göre, hedeflerin kaynağının belirlenmesi noktasında, yorumdan kaynaklanan bir hedef daralmasının da sorun olarak karşımıza çıktığı apaçık ortadadır.
 
b.      Denetim Mekanizması
 
Her sistemde olduğu gibi, eğitim sisteminde; dar anlamda okullarda da aksaklıklar, hatalar, arızalar olması; sistem için verimli olmayan, işe yaramayan malzemelerin, araç-gereçlerin bulunması durumunda sistem içinde yer alan görevlilerin belirli hareket noktaları bulunmaktadır. Bu genelde dilekçe ile üst makama başvurmak; üst olarak, alt kademedekilere önerge, talimat vb. yollarla olmaktadır. Kısacası görevlilerin bu noktada kanunlar çerçevesinde hareket serbestliği bulunmaktadır. Bununla birlikte, Türk Eğitim Sisteminde bir denetim sorununun olduğu da açıktır. Müdür konumunda olan kişiye ya da bir müfettişe karşı astın gerektiği kadar görüş bildirmesi, sisteme müdahale edebilmesi hatta yetersiz öğretim yöntemlerine (metot) karşı, yeni yöntemler geliştirmesinin önünde neredeyse aşılmaz hale gelmiş engellerin olduğu bile söylenebilir.
 
c.       İstatistik
 
Eğitimde kaliteyi yükseltmek, bu arada sağlıklı ölçümler de yapabilmek için, istatistik biliminden elverdiğince yararlanmak esastır. Ama Türk Eğitim Sisteminde geçmişten gelen bir hastalık olarak, yüzeysel denetimlerin; nesnel (yansız, objektif) olmayan değerlendirme yöntemlerinin uygulandığı da ortadadır. Sözgelimi (misal, örnek) bir sınıfın genel değerlendirilmesi yerine, her bireyin gerçekleştirebileceği etkinliklerle, elde ettiği kazanımlarla değerlendirilmesi daha tutarlı olacaktır.
 
d.      Mal Alımı-Girdi Bedeli
 
Sistemin temelini oluşturan eğitim-öğretim sürecinde; kaliteyi verimliliği arttırmak için, kurumlara girişi yapılan her kalemden mal ya Devlet Malzeme Ofisi (DMO) tarafından verilmekte ya da ihaleler yoluyla alınmaktadır. Sorun da buradan çıkmakta, ya DMO’dan gelecek mal zamanında gelmemekte ya da ihale sürecinde yolsuzluk, usulsüzlük gibi olumsuz durumlarla karşılaşılabilmektedir. İhalelere giren girişimciler, ihaleyi kazanabilmek için bedel (fiyat) kırmakta; karşılığında da kalitesiz malların sisteme girmesine sebep olmaktadır. Hatta Deming’in “her kalem mal için ayrı tedarikçi ile çalışma” ilkesi bile sorunların çözümünde yeterli olmayacaktır. Zira bu usul de hem kurum içinde karışıklığa, hem de tedarikçinin insafına teslim olmaya kadar gidebilmektedir. Üstelik maliyetlerin düşeceği gibi bir yargı da şüphelidir.
 
Verimliliğin artması, maliyetlerin düşmesi gibi hayati önem taşıyan noktalarda istatistiksel verilerin kullanılması gerçekten yerindedir. Bu açıdan baktığımızda eğitim sistemimiz, gerçekten de istatistik biliminin nimetlerinden yararlanamamaktadır. Nitelikli ürün (birey) yetiştirmek, verimliliği arttırmak ve sanayi toplumundan, bilgi toplumuna geçmiş dünyada gerilere düşmemek için bilimsel tüm yeniliklerden faydalanılmalıdır. Bu ise sistemin, bilim ve teknoloji ile sürekli güncellenmesi ile mümkün olur.
e.       Göç Yolda Düzelir Mantığı
 
Bilimsel veriler ışığında, doğru olanı en başta yapmak; şüphesiz en doğru harekettir. Ne yazık ki Türk Eğitim Sistemi son 20–30 yılda, o kadar çok kalıba sokulmuştur ki; deneme-yanılma yoluyla bir ulusal eğitim modeli geliştirmek ne kadar mantıklıdır ve bu süreçte yer alan bireylerin (yani yeni nesiller) ne durumlara düşebilecekleri konusunda bir fikri olan var mı diye sorulmamıştır.
Antalyalı olmamız hasebiyle, eğitim sistemimizi nitelemek için bu yörede söylenen bir deyişi kullanabiliriz. “Göç yolda düzelir.” mantığında olduğu gibi işin, iş başında öğrenilmesi; eğitimcilerin, çağın gereğini yerine getirebilmeleri için hizmet içi eğitim vb. yöntemlerin de kullanılması mantıklıdır. Bu noktada eğitim sistemimiz bilgisayar ve sanalağ (internet) kullanımı, TKY gibi kurslarla bu açığı kapatmaya çalışmaktadır. Ama bu tür meslek becerilerinin öğretmen okullarımızda niye verilmediği de sorgulanmalıdır.
 
f.        Sistemin İç Dinamikleri
 
Eğitim sistemimizde liderlik konumu genelde amirlerde ve bir ma-kam statüsünde bulunur. Bununla birlikte zaman zaman kurum ya da sistem içinde bazı görevlilerin bu konumları amirle birlikte paylaşabildiği de görülür. Bu paylaşım yaş, cinsiyet, teknolojik yeterlilik, siyasi bağlantılar vs. niteliklerden kaynaklanan kanun dışı (gayri resmi, illegal) bir kazanımdır. Geçmiş dönemlerde -özellikle de Anadolu’da- görülen amirin nüfuzundan nemalanan bir odacı (Kapıcı demek daha uygundur.); kanun dışına çıkarak (illegal olarak) müdürün yetkilerini tırtıklayan bir şef veya memur tiplemeleri olağan görüntüler olarak hafızalardaki canlılığını korumaktadır.
 
Çalışanlara yol göstermek, onların yeterliliklerini arttırmak için müfettiş, amir gibi görevlilerden ziyade, çalışanların birbirlerine arka çıkmalarının, yardımlaşmalarının kısacası bir nevi geleneksel Türk dayanışmasının daha etkili olduğu da ortadadır.
 
g.      Kurum İçinde Çalışma-Yükselme Ortamı
 
İş yerlerinde güven, saygı, sevgi gibi etkenler şüphesiz başarıyı ve verimliliği arttıracaktır. Korku, çekinme, 'neme lazımcılık' gibi duygu çeşitleri ise kurumdaki çalışanları olumsuz yönde etkileyecektir. Zaten bu durum, amir-memur; memur-memur veya memur-sivil sürtüşmeleri olarak su yüzüne çıkmakta ve genellikle de -yukarıda da değindiğimiz gibi- kişisel sorunların birer yansıması olarak kabul görmektedir. Yine çalışanların dikey olarak statü değişikliği yani kariyer yapabilmelerinin, sadece bir amire havale edilmesi de çalışanlar açısından sıkıntılara neden olabilmektedir. Ama bir bütün olarak ele aldığımızda sistemin, kendi içinde bir huzur ve güven ortamını sağladığı da rahatlıkla söylenebilir.
 
Türk Eğitim Sistemini oluşturan kurumlar arasında mükemmel bir dayanışmanın, eşgüdümün (organizasyon) olduğunu söyleyemeyiz. Genellikle üst kademede bulunan planlayıcılar, okul olarak ortaya çıkan üretim süreci ve okuldan sonra bireyin gerekli kazanımları edinmiş olarak piyasada yer edinme süreçleri arasında mükemmel bir eşgüdümün olması gerekir. Sözgelimi bir okulda eğitim araç-gereci sıkıntısı çekilirken; birkaç fersah ötedeki bir başka okulun deposunda sözü edilen araç-gereçlerin çürümeye terk edildiği de gözlemlenebilmektedir. Yine ülkemizde evrenkent (univercity) mezunu işsizler kervanının her yıl biraz daha artması da bir başka sorundur.
 
h.      Verimliliğin Arttırılması
 
Verimliliği arttırmak, kaliteyi yükseltmek için çağın gerektirdiği yeni usullerin (metot) uygulanması bir zorunluluktur. Bunlara yer vermeden beylik laflarla (slogan), tanıtımlarla (reklâm) iş görenlerin güdülenmesinin bir işe yaramayacağı açıktır. Bugün Türkiye’de teknoloji sınıfı olmayan okullar, hala düz anlatım tekniği ile ders işleyen öğretmenlerin olduğu da malumdur.
 
Eğitim sisteminde, son yıllarda önem kazanan kavramlardan, olgulardan biri de TKY (Toplam Kalite Yönetimi) uygulamaları olmuştur. TKY uygulamalarını dünya gündemine getiren, dünyaca ünlü eğitim araştırmacısı Deming’dir. Verimliliği, kaliteyi olumsuz yönde etkileyen; iş görenleri kısıtlayan şartların, durumların ortadan kaldırılması, en aza indirilmesi TKY’nin esasını oluşturur. Bireysel, yöresel ve ulusal hedefleri; sayısal hedeflere, sınırlamalara mahkûm etmeyerek, eğitimde yeni ufuklar açılması hedeflenmektedir. Japonya, Deming kuramı sayesinde eğitim sorunlarını önemli ölçüde halletmiştir. Türkiye’de de son yıllarda uygulanan eğitim politikalarının Deming’in görüşleri doğrultusunda olduğu görülmektedir.
 
            ı. Mesai ve Ücret Düzenlemesi
 
Türkiye’de uygulanan sistemde saatle iş görme yerine aylık maaş usulü vardır. Batı tarzı 'part time' yani kısa zaman dilimli iş görme usulü pek yaygınlaşmamıştır. Haliyle özdenetim (otokontrol) sağlamada kolaylıklar göze çarpar. Bu nedenle saat doldurma, sorumluluğu biran önce başkasına yıkma gibi davranış biçimleri pek görülmez. Yapılan işte bir bütünlük vardır. İş görenlerin maddi-manevi sorumlulukları, yaptıkları işten dolayı diğer kurumlarda çalışanlara nazaran daha çok haz almalarına, gurur duymalarına yol açar. Birçok olumsuzluğa rağmen -ki bunların başında ücret düşüklüğü gelmektedir- eğitimde bir başarı sağlanabiliyorsa, bize göre bu başarı sözünü ettiğimiz bu haz ve gurur sayesinde olmaktadır.
 
i.        Sistemde Yozlaşma
 
Her beşeri sistemde olduğu gibi, eğitim sisteminde de zamanla aşınmaların, yozlaşmaların olması ihtimal dâhilindedir. Haliyle sistem, çağın ihtiyaçlarına cevap veremez hale gelebilir. Bu durumda yapılması gereken yeni üretim usulleri (metot), yeni araç-gereçler, yeni ürün şekilleri (model), yeni kazanımlar sorunu ile karşılaşabilir. Sistemin çarklarını oluşturan ya da birer dişli görevini yürüten çalışanlardaki yozlaşma yahut değer aşınması ise daha vahimdir. Bu nedenle hizmet içi eğitimlerde sadece beceri takviyesi değil; haz alma ve şuurlaşmaya yönelik uygulamalara da yer verilmelidir.
 
j.        Sonuç
 
Sistem içinde eşgüdümü, etkileşimi, iletişimi sağlamak ve bunu sağlamaya yönelik olarak bütün iş görenlerin bu amaca yönelmesini, bu amaca hizmet etmesini sağlamak için, sistem içinde yer alan bütün görevlilerin hatta gönüllülerin bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi gereklidir. Demirin, zamanla demir özelliğini yitirerek metal yorgunluğuna maruz kalması gibi; sistemler de zaman içinde hantallaşarak, iş göremez ya da istenen işlevi yerine getiremez hale gelebilir. Böyle durumlarda sistemi ortadan kaldırıp, yeni bir sistem kurmak çekinceli (risk), masraflı ve zaman alıcı bir iştir. Bunun yerine mevcut düzeni (systeam) zaman içinde geliştirmek, değiştirmek, çağın gereklerine cevap verir hale getirmek daha akılcı, daha mantıklı olacaktır. Bunun için de her türlü bilimsel yenilikler, veriler kullanılmalıdır. Kısacası “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” cancağızlar.
                                                          
Aziz Dolu Atabey
 

Yorum Ekle


ÇANAKKALE
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Orhun Kitapevi

Destan Romanlar

KAFKAS BAHADIRLARI
Karaçay Türklerinin Nart Destanı, 112 sayfa
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  
Reklam

URUMÇİ OLAYLARI

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Misafirlerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün372
mod_vvisit_counterDün504
mod_vvisit_counterBu Hafta2225
mod_vvisit_counterGeçen Hafta3166
mod_vvisit_counterBu Ay4484
mod_vvisit_counterGeçen Ay14373
mod_vvisit_counterToplam203555

Çevrimiçi: 28
IP: 38.107.179.236
Tarih: 10 / 02 / 2012