Sevgili okuyucular, öğretmenlik gömleğini giyen bir insanın, bunun üzerine bir de yazarlık hırkası geçirmesi, inanın Hintli keşişlerin çivili yataklarda yatmasına benziyor. Bu nedenden dolayı, boyunlarında Hırvat mahsulü kravatları (boyunbağı) ile büyük ağabeyler “Aman hocam, suya sabuna dokunmadan yaz”. “Aman gardaş, kendini sıkıntıya sokma.” gibi sözler sarf ettiler. Allah onlardan razı olsun.
Dört yıl bu ülkenin bir evrenkentinde (Oktay Sinanoğlu’nun univercity sözcüğüne karşı önerdiği Türkçe karşılık) okuyup, aydın olma yolunda ağır aksak ilerlediğimiz şu zamanda, suya sabuna dokunmamak zor olsa gerek. Suya sabuna dokunmadan bir şeyler yazmak, bir yazarın önce kendi dimağına, vicdanına sonra da borçlu olduğu ülkesine, milletine karşı ihanet olmaz mı? Ya, Köroğlu dağlarında kalem almayı bekle yen ağaca, Mor dağlarda nöbet tutan askere en önemlisi de sınıfta her sözümüzü vahiy gibi algılayan öğrencilere karşı?
Yıllar önce erdemli bir adam vardı. Herkes O’na Galip Ağabey derdi. Yazdığı her satırı büyüteçle (mikroskop) didik didik eden su ve sabun düşmanları, bu derviş ruhlu insana etmediklerini bırakmamışlardı. Peki, o ne yaptı? Bir gün suya sabuna dokunmadan öyle bir yazı kaleme aldı ki okuyanların feleği şaştı. Sadece şu soruyu soruyordu Galip Erdem: “Beşiktaş nasıl kurtulur?” Ve ben o gün bu gündür Beşiktaş’ın nasıl kurtulacağına kafa yoranlardanım.
Son peygamber Hz. Muhammed (Yüce Allah’ın selamı üzerine olsun) “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” diyor. Bu kutlu söz benim için hem bir emir, hem de uyarıdır a dostlar. Ben bu sözün gereğini yerine getiremedikten sonra, Mina’da, Ebabil kuşları ile taarruza geçsem kaç para eder ki! Gözümle, kulağımla şeytana yataklık ettikten sonra… Ve elimle hizmet ettikten sonra… Ne diyordu âlemlerin sevgilisi “elinle, olmadı dilinle, olmadı kalbinle…”
Muhterem hanımlar, beyler; temiz toplum, erdemli toplum adını ne koyarsanız koyun, aynı kapıya çıktığı muhakkak… Bunlar gökten zembille inecek şeyler değil. Mehdi’ye bel bağlamak da faydasız… Çünkü ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Başkan Bush istedi diye de kıyamet kopmaz. O zaman düşünen insanlar için, yapılacak bir tek şey var. O da Mevlana’nın dediği gibi herkesin kendi kapısının önünü temizlemesi… Böylece bütün dünya temizlenecek.
Suya sabuna dokunmadan temizlik olur mu sevgili okuyucular? Söyleyin Allah aşkına!
Aziz Dolu Atabey





























