Balçık adı verilen, bir miktar sulandırılmış topraktan yaratılan kişioğlu, çamurdan yaratıldığından mıdır nedir, kendisine hayat veren Yüce Yaradan’ın gönderdiği elçilere karşı hep çamura yatmıştır. Bugün, en çok elçi gönderilen; insanların en çok sapıttığı bölge olan Ortadoğu’nun suya hasret kalmasının hikmeti belki de bundandır. Allah, yoldan çıkmaya müsait olan bölge insanını yola getirmek için, belki de ilahî bir işaret olarak su ile toprağın vuslatını engelliyordur. Kim bilir?
Müslümanlık, babadan oğla geçen bir padişahlık değildir. Olmamalıdır da… Kişioğlu, babasının alın teri ile değil, kendi gönül teri ile Müslüman olmalıdır. İslâm olmalıdır. Peki, ama İslâm nasıl olunur? İslâm olmanın yolu vahiyle başlar, sünnetle sürer cancağızlar. İnsan inleyip, zırvalayan değil; dinleyip, anlayan olmalıdır. Sonra kalbini, vicdanını, ruhunu dinlemelidir. Zira sükût altındır. Ve altın hiçbir zaman değerini kaybetmez.
Son Peygamberin, yanılmıyorsam Tebük seferinden dönerken “Küçük cihaddan, büyük cihada gidiyoruz.” diyerek, devamında nefisle mücadelenin en büyük cihat olduğunu belirtmesi; bunu da elde kılıç, savaştan dönerken yapması da gösteriyor ki İslâm olmanın yolu nefis terbiyesinden geçmektedir. Yani adam olmaktan… Peki, adam yani İslâm nasıl olunur? Zalim olmaktan sakınıp, âlim olmakla… ‘Ben kimseye zulüm etmiyorum, o halde mesele halloldu’ da diyebilirsiniz. Ya da ‘sırat korkusu’nun neden olduğu bir riyakârlık ile çok güzel rol de yapabilirsiniz. Oysa zalim illa başkalarına zulüm etmez ki… Ruhuna, kalbine, vicdanına, aklına kısacası imanına zulmeden de zalimdir. Hatta en büyük zulüm kendimize, kendi geleceğimize yaptığımız zulüm değil de nedir? “Kıyamet ne zaman kopacak?” diyen soytarılara, “Ben öldüğüm zaman!” diyen Hoca Nasreddin de bu gerçeğe parmak basmıyor muydu zaten?
Galiba Ebu Derda Hazretleri olacak... Eline geçen bütün parayı, pulu; neyi var, neyi yoksa götürüp yoksullara, zor durumda olanlara dağıtırmış. Sebebini soranlara da “Komşusu açken, tok yatan bizden değildir.” hadis-i şerifini hatırladıkça ürperdiğini söylermiş. ‘Ben’ merkezli madde âleminden, ‘biz’ merkezli mana âlemine geçişi yani Müslüman doğup, İslâm ölmeyi bu kıssa kadar güzel anlatabilir misiniz? Demem o ki, Müslüman doğmak, sonsuzluk katarında (tren) yolculuk yapmamıza yetmeyebilir cancağızlar. Asıl önemli olan, İslâm olabilmek; Âdem (a.s) gibi doğup, Muhammed (s.a.v) gibi ölebilmektir. Kısacası insan olabilmektir. Sahi, aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz?
Serik/Sarıabalı–26.07.2008
Aziz Dolu Atabey
Eğitimci-Yazar





























