Köprü Çayı Neylesin Yürek Yangınına

  • e-Posta

 

31 Ağustos 2008 Perşembe… Karabük’te, öğle saatlerinde başlayan yangın ormana sirayet ediyor. Gece boyu Akbaş Köyü istikametinde ilerleyen yangın, ertesi gün sabah saat-lerinde Karataş Köyüne yöneliyor. Köylüleri hazırlıksız yakalayan yangına, -köylülerin iddiasına göre- görevliler tarafından da gereken müdahale yapılmıyor. Hatta alevler, evleri bi-rer birer yutarken; görevleri ‘yangın söndürme’ olan araçların, personeliyle birlikte Cuma Me-zarlığı olarak adlandırılan ve köyün 2–3 km uzağında bulunan meydanlık alanda bekleyerek, bu faciaya seyirci kaldıkları da bir başka iddia olarak ortaya atılmaktadır. ‘Şeref’ mahallesinin bulunduğu dağı aşan yangın Cuma sabahı Sarıabalı Köyünü etkisi altına almıştır. Özellikle Dolular, Karaboyunlu (Vurallar), Ekşilibelen, Koyak mahalleleri ateşin ortasında kalmış; Cu-ma günü akşam saatlerine kadar süren bir can pazarı yaşanmıştır. Yangın, adı geçen mahal-lelerdeki evlerin 5–6 m kadar yakınına kadar gelmiştir. Hatta yangın sırasında Kaymakamlık, Orman İşletmeleri, köy ihtiyar heyeti gibi yerler defalarca aranmasına rağmen, ikamet ettiği-miz Dolular mahallesine herhangi bir uçak veya helikopter gönderilmemiştir. Dahası öğle so-nu gibi mahalleye gelen iki orman itfaiye aracının (arazör) olay yerine yanlışlıkla geldiği ger-çeğidir ki bu ifade, araç çalışanlarınca (personel) dile getirilmiştir. Yeri gelmişken Belek ve Kadriye beldelerinde bulunan otellerden gönüllü olarak gelen insanlara da köyde yaşayanlar adına minnet ve şükran duygularımızı ifade etmem gerekiyor.
 
Yangında iki mahallesi de haritadan silinen Karataş Köyü ile ilgili birkaç cümle sarf et-mek istiyorum. Bu köy, annemin köyü olduğu için çocukluğumdan bu yana sürekli gidip geldi-ğim bir yerdir. Hatta yangında kocasını kaybeden Ayşe Teyze de bizzat annemin akrabasıdır. Haliyle hem insani hem de ailevi yönden bu yangında taraf olmak gibi durumla karşı karşıya kaldığımı belirtmem gerekiyor. Yangın, köyü neredeyse savunmasız bir halde yakalamıştır. Köyün geçimi büyük ölçüde tarıma, özellikle de pamuk üretimine dayanırken; yıllar içinde bu ekmek kapısının kapanması yüzünden Karataş, ‘geçici ve/veya sürekli göç’ vermeye başla-mıştır. Köyün genç ve orta yaşlı erkeklerinin neredeyse tamamı ekmek parası için köy dışına çalışmaya gitmektedirler. Haliyle köy facia sırasında yaşlılar, kadınlar ve ilköğretim çağındaki çocuklardan ibaretti.
 
Köyün adı –rivayetlere göre- Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar uzanıyor. Köyde bulunan siyah taşların kömür olabileceğini düşünen köylüler, yetkililere haber veriyor. İncelemeler so-nucunda, istenen nitelikte kömür bulunamıyor. Ama köyün adı da Karataş olarak kalıyor. Yi-ne köyle ilgili bir ayrıntıyı daha paylaşayım. Köyün Macarlar Mahallesi -ki annemin doğup, büyüdüğü mahalledir- ile ilgili rivayetlerde bu adın ‘muhacir’ yani göçmen sözcüğünün bozul-muş hali olmadığı ‘MACAR’ sözcüğünün özgün (original) olduğu ile ilgilidir. Şöyle ki Macaris-tan’ın batı yarısı Avusturya’ya geçince; orada kalan Macarlar, hem doğuda kalanlarla birleş-mek hem de Osmanlı tebaası olmak için ayaklanırlar. Avusturya, ayaklanmayı kanlı bir şekil-de bastırır. Canlarını kurtarmak isteyen Macarlar da Osmanlı’ya sığınırlar. Osmanlı, bu yüre-ği yanmış insanları Anadolu’ya; devletin en güvenli yerlerine yerleştirir. Bugün İstanbul Geb-ze ve Serik Gebiz başta olmak üzere Anadolu’da bir kısım kasaba ve köylerin bu ‘Tanrı misa-firi’ insanlarca meskûn olduğu iddia edilir. Ki Osmanlı tapu ve sicil kayıtlarında bu tür iddiala-ra dayanak olan belge ve bilgiler bulunmaktadır. Macarlar Mahallesi ile ilgili olarak da, buna benzer bir durum söz konusu olabilir. Yine Akbaş-Kızılbük-Karataş hudutları içerisine Kara-hacılı Yörüklerinin, Hacı Hamzalı kolunun yoğun olarak yerleştiği de -yöredeki yaşlıların anlatımları ile- sabittir. Dolayısı ile Karataş cana yakın, güler yüzlü misafirperver insanların yaşadığı güzel, şirin bir yurt köşesi idi dostlar. Umarım yine öyle olur.
 
Velhasıl-ı kelam (sözün kısası) sebep olduğu acılarla, yürek yangınlarıyla bu son afet ülkemizde mahalli idareler (yerel yönetim) yasası, uygulamaları adını ne koyarsanız koyun, bir düzensizliğin, başıbozukluğun olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Adapazarı-Gölcük depreminde, bu orman yangınında ve daha nicelerinde de görülmektedir ki ülkemizde taa Osmanlı’dan beri süregelen bir yönetim zafiyeti vardır. Bu zafiyet taşrada (Ankara dışı) bütün çıplaklığı ile gözlemlenebilmektedir. Üstelik bu zafiyet meselesinin Ankara merkezli bir yöne-tim anlayışı ile çözülemeyeceği de açıktır. Osmanlı’nın -özellikle- ‘Gerileme dönemi’nde, dev-letin bütünlüğü ile ilgili kaygıların artması sonucu, taşra yetkileri merkezde (İstanbul) toplan-maya başlanmış; bu durum Cumhuriyet döneminde de aynen kabul görmüştür. Yalnız, Os-manlı üç kıta ve yedi denizde arz-ı endam eyleyen; çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü… bir devlet olması hasebiyle bu yola istemeden girmek zorunda kalmıştır. Oysa Cumhuriyet döne-mi dediğimizde millî devlet, millî sınırlar ve büyük ölçüde özdeş (muadil, homojen) olan insan ların yaşadığı bir devir söz konusudur. Hal böyle olunca, özellikle uygulamaya yönelik yetkile-rin yerel makamlara devredilmesi, devlet yönetiminin daha seri ve işlevsel hale getirilmesi ge-rekmektedir. Bu gerçeği, Ayşe Teyze, boynuma sarılıp, için için ağlarken; içim içimi yerken bir kez daha idrak ettim. Yıllar önce, Yozgat-Saraykentli Nuri Doğan kardeşimin hediye ettiği Aksekili Osman Zeki Yüksel Bey’in (Nam-ı diğer Serdengeçti’dir.) ‘Bu Millet Neden Ağlar’ adlı kitabını okumuştum. Gerçekten de bu millet çok ağlamıştır. Hatta kültürümüz bir yerde göz-yaşı kültürüdür. Oysa artık bu çağda, bu bilim ve teknoloji çağında gözlerimizden biraz da se-vinç gözyaşları akması hiç de zor olmasa gerek? Öyle ya, hep mi ağlayacak bu millet? Daha kaç Karataş’ın bahtı kararacak? Yürekler yanıyor cancağızlar, yürekler… Ve bu yürek yangın larına Köprü Çayı da çare olamıyor…
 
 Serik/Sarıabalı–06.08.2008
Aziz Dolu Atabey
 
 

Yorum Ekle


ÇANAKKALE
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Orhun Kitapevi

Destan Romanlar

BARIŞÇI ALP
Saka Türklerinin Alp Er Tonga Destanı, 116 sayfa.
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
 
Reklam

URUMÇİ OLAYLARI

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Misafirlerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün306
mod_vvisit_counterDün504
mod_vvisit_counterBu Hafta2159
mod_vvisit_counterGeçen Hafta3166
mod_vvisit_counterBu Ay4418
mod_vvisit_counterGeçen Ay14373
mod_vvisit_counterToplam203489

Çevrimiçi: 38
IP: 38.107.179.238
Tarih: 10 / 02 / 2012