İster Türk-i iman’dan gelsin, ister Türk-menend’den; Türkmen demek, Türk de mektir. Oğuz Türkü demektir. Bu nedenle, nerede olursa olsun; Türkmen toplumunun maruz kaldığı soykırım, haksızlık, zulüm, insan hakları ihlâli… türü ne olursa olsun, büyük meseledir. Damarımda Türk kanı taşıyorum diyen herkesin gütmesi gereken bir millî davadır. Türk-İslâm davasıdır.
Bugün Irak’ta sayıları 2,5 milyonu aşan bir Türkmen topluluğu bulunmaktadır. Üstelik bu topluluk, bin yıldan fazla bir tarihi geçmişe de sahiptir. Türkler, Musul ve Kerkük dolaylarını, Anadolu’dan çok önceleri yurt yapmıştır. Irak Türkleri, Anadolu Türkleri ile yüzlerce yıldır kader birliği içerisinde olmuştur. Ta ki 1. Dünya Savaşı son rasında Irak, İngiliz sömürgesi olana kadar… O tarihten sonra Türkmenlerin kaderi kan ve gözyaşı ile yoğrulmuştur.
Irak’taki Türklerin (Türkmenler) yaşadığı yerler, Türkiye sınırlarından başlayıp, Bağdat’a kadar uzanan geniş bir sahayı kapsamaktadır. Irak Türklerinin başlıca yerle şim alanları Musul, Kerkük, Erbil, Altunköprü, Telafer, Diyala, Selahaddin, Mendeli gi bi yerleşim birimleridir. Yine Bağdat’ın belli başlı mahallelerinde 100 binin üzerinde Türk yaşar. Kısacası Türkiye sınırındaki Telafer’den başlayıp, İran sınırındaki Mendeli ’ye kadar uzanan coğrafyada üç milyonu bulan sayıları ile Türkler, ülkedeki üçüncü büyük etnik topluluğu oluşturmaktadır.
Irak’taki Türkler, ülkenin her tarafında zengin bir kültür varlığı meydana getirmi şlerdir. Özellikle Musul, Kerkük, Bağdat, Basra, Erbil, Telafer gibi şehirler de Türkler’e ait mimari yapılar sayılamayacak kadar çoktur. Ama ne yazık ki Arapların denetimin deki (control) Irak yönetimleri bu eserleri korumadıkları gibi, bu eserlerden rahatsız dahi olmuşlardır. Misal, Osmanlılar tarafından yaptırılan Kerkük’teki tarihi Taşköprü 1954 yılında yıktırılmıştır. Ama en büyük yıkım geçmişi M.Ö. 2600 yıllarına kadar uza nan, nerede ise 4600 yıllık bir geçmişe sahip olan Kerkük Kalesi ile birlikte Ulu Camii, Danyal Peygamber Camii, Yeşil Kümbet gibi tarihi yapıların, geleneksel sokakların, köşklerin, konakların kısacası Türklere ait kültürel dokunun 1995 yılında yok edilmesi ile yaşanmıştır. Bu yıkımların ne anlama geldiğini havsalanız da canlandıramıyorsa nız, bir Antalya Kaleiçi’nin, bir İstanbul Sultanahmet’in, ya da bir Karabük Safranbolu ’nun bir an için yok olduğunu düşünün. O zaman durumun vahametini daha iyi anlar sınız.
Irak’taki Türklerin sadece kültürleri yok edilmemiştir. Çeşitli tarihlerde binlerce soydaşımız da öldürülmüştür. Bu toplu kıyımlardan (katliam) ilki 1924’teki Teyyari top lu kıyımıdır. Bunu 1946’da Gavurbağı toplu kıyımı izlemiştir. Ardından 14 Temmuz 1959’daki Kerkük toplu kıyımı yaşanan acıların en büyüğüdür. Toplu kıyım üç gün üç gece sürmüş ve Albay Ata Hayrullah, Hekim (doctor) Yarbay İhsan Hayrullah, işada mı Kasım Neftçi gibi Türk ileri gelenlerinin de içinde bulunduğu birçok soydaşımız şe hit edilmiştir. Hatta vahşet öyle bir hâl almıştır ki, motorlu araçlara ayaklarından bağla nan cesetler sokaklarda sürüklenmiştir. Şehit edilen kimi Türklerin cesetleri, üç gün boyunca elektrik direklerinde asılı bırakılmıştır. Soysuz katiller insanlıktan o kadar çık mışlardır ki, kimi Türkleri, ayaklarından farklı araçlara bağladıktan sonra bu araçları ters yönde hareket ettirmek sureti ile parçalamışlardır. Canlı canlı, kimilerinin gözleri oyulmuş, kimileri de diri diri toprağa gömülmüştür. Irak Türklerini en çok yaralayan i-se, devrin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin bu vahşete kayıtsız kalması olmuştur. Bu ülkede Kore’ye, Küba’ya, Peşmerge’ye gösterilen ilgi ne yazık ki kendi kanımız dan canımızdan olan insanlardan esirgenmiştir.
1959 toplu kıyımı daha unutulmamış iken, 16 Ocak 1980’de, Bağdat yönetimi tarafından Türk ileri gelenleri idam edilmiştir. Şehit edilenler arasında, merkezi Bağ dat’ta bulunan Türkmen Kardaşlık Ocağı’nın başkanı, emekli Albay Abdullah Abdur rahman, büyük dava ve bilim adamı Doç. Dr. Necdet Koçak, işadamı Adil Şerif ilk akla gelen kardeşlerimizdir. Yine bu toplu kıyımda, hekim (doctor) Rıza Demirci iş kencede can verenlerden biridir.
1. Körfez Savaşı ile birlikte, Iraklı Türkler yine büyük acılar yaşamıştır. 28 Mart 1991’de Türklerin yaşadığı Altunköprü’de tam bir toplu kıyım yapılarak, bir saat gibi kı sa bir süre de, içinde öğrencilerin de olduğu yüzden fazla gencimiz kurşuna dizilmiştir
Saddam sonrasını az çok biliyorsunuzdur sanırım. Peşmergeler tarafından Milli Eğitim Müdürlerine varıncaya kadar yüzlerce Türk şehit edilmiş, binlercesi de yaşa dığı topraklardan göç etmeye zorlanmışlardır. Tapu daireleri, kütüphaneler, müzeler, ya yağmalanmış ya da yakılıp yıkılmıştır. Türklere ait ne varsa yok edilmeye çalışıl-mıştır. Irak Türkleri denince ilk akla gelen şehir olan Kerkük’ün nüfus yapısı ile oynan-mış, büyük çoğunluğu Türk olan şehirde, Türklerin azınlık durumuna düşmesi için her türlü baskı uygulanmıştır.
Son zamanlarda olaylar Telafer’e de sıçramıştır. Telafer, nüfusunun tamamına yakını Türk olan ve ayrıca Türkiye’ye çok yakın olan bir yerleşim yeridir. Ayrıca zen gin neft (petrol) ve doğalgaz yataklarına sahiptir. Yine Telafer, Kerkük-Yumurtalık bo ru hattının geçtiği güzergâhtır. 300 bini bulan nüfusunun tamamına yakını Şiî Türkler den oluşmaktadır. Telâfer, son aylarda toplu kıyımlara, baskı ve tutuklamalara sahne olmaktadır. Misal meydana gelen son bombalama eylemlerinden birinde 172 soydaşı mız ölmüş, yüzlercesi de yaralanmıştır. Son gelen haberler de şehrin yarı yarıya bo şaldığı, Türklerin göç etmek zorunda kaldığı yönündedir. Yeri gelmişken Telafer’in, Türkiye ile Irak arasında bir geçiş bölgesi olduğunu ve Osmanlı’nın bölgeye yaptığı bütün askeri seferlerde bu yöreyi kullandığını da belirteyim.
Amerikalı General Mc. Arthur (Mek Artur) anılarında, Ankara’da yaptıkları görü şme sırasında, Atatürk’ün kendisine “Musul ve Kerkük’ü almadan ölürsem, gözüm a-çık gider.” anlamına gelecek sözler sarf ettiğini yazıyor. Haliyle Kıbrıs bizim için ne an lam ifade ediyorsa, Kerkük de aynı anlamı ifade etmelidir cancağızlar. Çünkü Gazi Mustafa Kemal’in vasiyetidir. Kıbrıs namus ise; Onikiada, Batı Trakya, Batum, Türk -meneli de namus olmalıdır. Çünkü misak-ı millîdir. Tarihimizin bize yüklediği bir millî sözleşme, millî antlaşmadır. Ünlü sanatçılarımızdan Mustafa Yıldızdoğan Bey, bir ese rinde “Kerkük, elden ele düştü.” diyor. Kerkük’ün elden ele düşmesi demek, atalarımı zın içtiği andın ayaklar altına alınması demektir. Şanlı tarihimizden bize bir miras, bir emanet olan Türkmeneli’ye (Kerkük ve civarı) sahip çıkmak, bizim hem görevimiz hem de şerefimizdir. Sahi şerefiniz olmadan yaşayabilir misiniz? Sözü, Anadolu Türk leri’ne hitaben söylenmiş sitem dolu bir Kerkük türküsü ile noktalayalım.
“Gül açtı hendan oldu.
Dermedim dendan oldu.
Men senden ayrılmazdım.
Ayrılık senden oldu.”
Aziz Dolu






























