Osmanlı Devleti, tarihin gördüğü en büyük, en kudretli ve de en istikrarlı cihan (dünya) devletidir. Kendisiyle kıyaslanan devletlerle karşılaştırıldığında, ne Emeviler gibi saman alevine benzer ne de Roma gibi, bir iki imparatorun kalp atışları mucibince, Akdeniz kıyılarında balık avlar. İrlanda bağımsızlık hareketlerinden, Amerikan iç savaşlarına; Ümit Burnundan, Hindistan’a; hatta Doğu Türkistan’a, Japonya’ya kadar uzanan bir dünya siyasetini başarıyla yürütmüş ilk ve son cihan (dünya) devletidir. Ki Kore’de, denize dökülmekten son anda kurtardığımız; Vietnam’da kadın ve çocuklara tecavüz edip, öldürmekten sabıkalı; Irak’ta ise, korkusundan ‘tarla faresi kılıklı’ Peşmergelerin şalvarına sinecek duruma gelmiş Amerika ile kıyaslanmaksa, şanlı tarihimiz için olsa olsa züldür. Hele de zamanında birkaç şamar atıp, vergiye bağladığımız bir devletse karşımızdaki…
Osmanlı’nın, egemenlik kurduğu ülkelere bakacak olursanız; neredeyse eski dünya olarak nitelendirilen Asya, Avrupa ve Afrika’ya ipotek koyduğunu görürsünüz. Buna rağmen Osmanlı neyi devralmışsa, onu bırakmıştır çıkarken… Din, kültür, inanç vs (ve saire) diye giden bu tür misaller saymakla bitmez. Oysa medeni Batı, geride, eli böğründe insanlar bırakır. Koltuk altlarında, bir beşerin kaleminden çıkan ve İznik’te, fi tarihinde yapılan bir 'masa sallama' eğlencesinin (Balo veya ayin de diyebilirsiniz. ) sonrasında, kutsallık tacını takınıveren İncil taslağı olduğu halde…
Gönüller sultanı Osmanlı’nın son dönemleri hayli sıkıntılı geçmiştir. Zira güçten düştüğü, zayıfladığı anlardır. Yine de Çanakkale önlerine gelip afra-tafra yapan Yedi Düveli, şahsına münhasır (kendine özgü) bir tokatla def eyleyecek kadar dinçtir. Ama ne yazık ki İslam’a, Emeviler ile giren ırkçılık mikrobu, nüksetmiştir bir kere. Arap, Kürt, Arnavut gibi Müslüman halklar, İslam’ın son kalesi; İslam’ın hamisi Devlet-i Ali’ye (Osmanlı) ihanet eder. Halk katmanları ayaklanmalara (isyan) müdane etmese de, önderlerden çıkar ihanet… Kırım Hanı’nın, sırf kibrine yenilerek yaptığı hatadan da ders almazlar. Sonuçta tekerrür etmeyi seven tarih, Kırım’dan sonra Ortadoğu’da da tekerrür edecektir. Üstelik bu kez Peygamberin peşine takılacak bir Yavuz da yoktur artık!
Bugün Irak’ta olup bitenlere baktığınızda, aklınıza Osmanlı gelmiyor mu? Bir ülkeyi fethetmek marifet ister cancağızlar. Ama o ülkede yaşayan insanların gönüllerini fethetmek ise keramet ister. Yeryüzünde de, bu kerameti ancak Türkler gösterebilmiştir. Irak’ı işgal eden Amerika’nın, üç yıl içinde ne hallere düştüğüne bir bakın. Bir de Osmanlı’nın üç yüz yıl Mısır’da başardıklarına… Türk olmak budur işte! Türk olmak, bir kalıp meselesi değil; öz meselesidir. Sırrını, Allah’ın inayetinden ve Peygamberin ruhaniyetinden alan bir ruh birliği meselesidir. Gönül birliği hareketidir.
Bugün İslam ülkelerine baktığımızda, ne devlet idaresinden ne de millet iradesinden bahsedebiliriz. Bunun tek istisnası Türkiye’dir. İslam ülkeleri -özellikle de Araplar- ihtilallerin öldüren cazibesine kapılmışlar; bedevi Emirlerden kurtulacağız derken, kışla emirlerinin emir-komuta zincirlerine girmişlerdir. Misal bir Suriye’nin, ondan fazla ihtilale rağmen, devlet olarak hala kurumsallaşamaması da göstermektedir ki, İslam ülkelerinin bir çekiciye (lokomotif) ihtiyaçları vardır. Bu da ancak Türkiye olabilir. Gök bayraklı Doğu Türkistan’dan, Al bayraklı Türkiye’ye kadar olan yerlerde yaşayan ve Necip Fazıl’ın söylemiyle “Allah’ın seçtiği kurtulmuş millet” olan yüce Türk milleti; Tanrı dağlarının, Hıra dağlarının almaktan çekindiği kutsal emaneti alıp, alnına kader yapacaktır. Ara verdiği o kutlu yolculuğa çıkacak, hasret kaldığı muştulu yarınlara varacaktır. Sabır, şükür ve dua ile; himmetle, gayretle, çalışmakla, üretmekle… bu mucize gerçekleştirilecektir. Ne diyelim, milletçe hem niyetimiz hem de akıbetimiz hayırlı olur inşallah. Üstelik Allah’tan umut kesilmez. Hele de imanınız sağlamsa!
Serik/Sarıabalı–09.04.2008
Aziz Dolu Atabey
azizdolu.blogcu.com





























