Avrupa Birliği, ülkemiz için onlarca yıldır süren daha doğrusu sürüncemede kalan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında Avrupa Birliği, Batılılar için bir nevi Yeni Roma özlemidir. Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu yani kutsal su denen, şaraba somun ekmek banma şeklindeki ayinle ilgili (ritüel) faraziyelerin dünya üzerinde ulaştığı en kudretli zaman diliminin, Batılıların gönlünü yakan sevda olduğu aşikardır. Nasıl ki Araplar, Emevili; Türkler, Osmanlılı günlerin özlemini duyuyorsa, Hıristiyan Batı da benzer bir özlemi yüreğinde taşımaktadır. Belki de Akdeniz, yeni bir cihan devletinin doğum sancılarını çekmektedir kim bilir?
“Su akar, yatağını bulur.” diyen atalarımız ne de güzel söylemiş. Onlarca yıldır Avrupa yatağına akmayan, akamayan Türkiye’miz belki de başka mecralara yönelmelidir. Çünkü biz ne kadar uğraşırsak uğraşalım, Türkiye, Batının gözüne bir Anadolu eyaleti; bir İncil ülkesi; Meryem Anaların, Noel Babaların yaşadığı yerler olarak görünmektedir. Kısacası Türk kanı, şarabın hammaddesi; Türk vatanı da ekmek ambarıdır adamlar için. Yine, Romalı Cesar’ın (Sezar) yatağını süsleyen Cleopatra’nın (Kıleopatra) memleketi Mısır ve neft (petrol) denizi üzerinde yüzen Ortadoğu ise Batının hayal dünyasında olsa olsa birer eyalet veya sömürge olarak yer bulmaktadır. Üstelik Selçuklunun, Osmanlının, nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bin yıldır kimlerle savaşıp durduğu da malumdur.
Bir kısım zevat (kişiler, insanlar) çıkıp, Batıyı medeniyetin beşiği olarak tanımlamakta; birçok aklıevvel de buna inanmaktadır. Oysa tarih kitaplarını biraz karıştıracak olursanız, Batının geçmiş tarihinde kültür ve medeniyetin esamisinin okunmadığını görürsünüz. Zaten bu yüzden Yunan ve Ege Medeniyetlerine mal bulmuş mağribi gibi sarılırlar. Oysa adı geçen medeniyetlerin çıkış noktaları bilindiği üzere Anadolu, Mezopotamya ve Mısır medeniyetleri olup; bu medeniyetlerin de Batı ile uzaktan yakından bir alakaları yoktur. Daha çarpıcı bir misal (Yeri gelmişken, kimilerinin, Arapça asıllı diye dudak büktüğü misal sözcüğüne karşılık gelen örnek sözcüğü de Ermenicedir cancağızlar.) verecek olursak, Türkler, Orkun (Orhun) anıtlarını; Kutadgu Bilig’i; Hikmet’i; Korkut Ata’yı; destanları okuyup dinlerken, Batıda doğru dürüst alfabe bile yoktu. Birunî’nin, dünyanın çapını hesaplamasından asırlar sonra, Batıda, “Dünya dönüyor.” diyenler idam ediliyordu. Batılılar 'papaz büyüsü' ile uğraşırken; İbn-i Sina, açık kalp ve göz ameliyatlarını gerçekleştiriyordu.
Aklı başında her insan, Batılıların biz Türklere karşı yüzyıllardır düşmanca (hasmane) ve ikiyüzlü (riyakâr) duygular beslediğini; bize karşı olan davranışlarını da, bu duyguların şekillendirdiğini bilir. Bunu, Avrupa Birliği sürecinde Türkiye’nin önüne konan ve hiçbir haklı gerekçeye dayanmayan engellerden de anlayabilirsiniz. 1856 yılında imzalanan Paris anlaşması ile Osmanlı Devleti’nin bir Avrupa Devleti olarak kabul edildiğini; Türkiye Cumhuriyeti’nin -Osmanlı’nın veliahdı olarak- Osmanlı’dan kalan borçları bile ödediğini; NATO bünyesinde, yıllarca Batının arkasını kolladığımızı; Galatasaray’ın, Avrupa’nın en büyük kupasını aldığını vs. düşünürsek, zaten Türkiye’nin de bir Avrupa devleti olduğu ortadadır. Hatta bunu abartıp, Avrupalı olmak adına, yarısı Türk, Rusya’yla; yarısı Türk, İran’la; bin yıl birlikte yaşadığımız Araplarla bir ticaret anlaşması yapmaktan bile sakınmadık (imtina etmek) mı? Bu noktada Türkiye ile Batı arasında bir sorun varsa, bu sorunun kaynağı Batılıların kafa yapılarındadır. “Avrupa Birliği bir Hıristiyan birliği olmamakla birlikte, Hıristiyanlık değerleri üzerinde yükselen bir birliktir.” diyen Almanya Başbakanı Merkel ve 'kokulu nameleri' ile hafızalarımızda yer etmiş bir ülke olan Fransa’nın Yahudi cumhurbaşkanı Sarkozy de gösteriyor ki, Avrupalılar, biz Türklerden rövanşı alma niyetlerini hiçbir zaman rafa kaldırmamışlardır. Onlar, “Yenilen pehlivan güreşe doymaz.” misali bu kafa yapılarını değiştirmedikleri müddetçe de, bizim üzengiler daha çok öpülecektir.
Onlarca yıldır bu ülkede -bazı odaklarca- Avrupa kültürünün, sanatının, müziğinin, yemeğinin vs. tanıtımı (propaganda) yapılır durur. Birileri çıkıp, “Bu zevatın (kişiler, insanlar) niyetleri, Türkiye Türklerini Macarlaştırmaktır.” diyecek olduğunda ise olanlar olur. Bir bakarsınız, herkes 'kavm-i sadıka'dan oluverir. Hatta Cuma namazına bile gitmezken, papazlığa terfi edenleri de görür, şaşakalırsınız. Yine bu zevat (kişiler, insanlar), Avrupa Birliği havariliğinde en önde giderler ama bırakın Türk-İslam Birliğini; Türklükle yahut da İslam’la ilgili bir şeyler dile getirdiğiniz zaman ise kabız olmuş gibi kıvranıp dururular.
“Hürriyetimiz için vermiş olduğumuz savaşta, Türk kardeşlerimizin gayreti daima bilinecek.” diyen Bosna-Hersek’in ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzet Begova, yaşasa idi, halimize şaşardı herhalde. Ha bu arada, ülkemizde bazı safsalaklar 'iç' takısının Sırpçada kullanıldığını bilmediklerinden olsa gerek, Begova’ya hala Begoviç diyorlar ya, küfreder gibi! Bunlara da, “Yuh artık!” demek gerekiyor bir yerde.
Batı, maddenin ve menfaatin cazibesine kapılmış, mahvolmaya doğru koşmakta… Materyalizm, ateizm, hümanizm… diye giden gönül fakiri akımların pençesinde, son demlerini yaşayan bir medeniyet… Türkiye’nin, iflasın eşiğindeki bu çöplükte nasıl bir geleceği olabilir ki? “Aynı dili konuşanlar değil; aynı duyguları paylaşanlar anlaşır.” diyen Mevlâna ne güzel söylemiş. Efendiler, dilinizi İngilizce, Fransızca vs. dillerin kıytırık sözcükleri ile doldurabilirsiniz. Batılılarla aynı dili de konuşabilirsiniz. Onlar gibi yiyip-içip, eğlenebilirsiniz de… Peki, aynı duyguları paylaşabilecek misiniz? Bu milletin, Haçlı seferlerinin; iki dünya savaşının; bölgesel savaşların; sömürgeciliğin ve de soykırımların vebalinden omuzları çökmüş olan Batı ile aynı ortak duyguları paylaşabileceğine gerçekten inanıyor musunuz? Bana sorarsanız, Türk’ün heybetli gücünün sırrı gönül zenginliğinde saklı; yüreğinin sağlamlığında... Bu zenginliği, sağlamlığı bize kazandıran da inancımızın güçlü olmasıdır haliyle… Haksız mıyım? Mehmet Akif’in deyimiyle “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın.” İlimizi, töremizi bozdurup da bizi otağsız koymasın. Ama hepsinden de önemlisi “Bir hilal uğruna…” batan güneşlere yazık olmasın. Gerisi Allah kerim!
Aziz Dolu Atabey
TES Serik İlçe Yönetimi






























