Asl’olan Vatandaşlık Bağıdır

  • e-Posta

 

Güzel ülkemiz Türkiye, adını, Eski Yunanca’da “doğu, gün doğusu” gibi anlam lara gelen “anatole” sözcüğünden alan Anadolu yarımadası üzerinde varlığını sürdü- ren bir devlettir. Küçük Asya, Ön Asya, Yakın Doğu gibi adlar da verilen Türkiye’mize, eski cumhurbaşkanlarımızdan Celal Bayar da “Küçük Amerika” adını takmıştı maale sef… Hatta “Anadolu Federe İslam Devleti” diyen meczuplar bile olmuştu. Denizli ya- kınlarında yapılan Miryokefalon Savaşı (17 Eylül 1176) ile, Anadolu’nun tapusunu Türkler’in üzerine kestiren; bu güzel vatanı “Türkeli” yapan II. Kılıçaslan’ın hatırasına saygısızlık yapılarak… Oysa “Türkiye Türklerindir.” diyordu, büyük önder Gazi Musta-fa Kemal. Adam gibi adamdı zira. Bir de aramızdan erken ayrılmasa idi.
 
Batı Türk Devleti, Selçuklu ve Osmanlı hanedanlıklarının ardından Cumhuriyet idaresine geçmiş; bu geçiş, binlerce yıllık Türk tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Mete Han, Bilge Kağan, Alpaslan, Fatih… diye süregelen altın silsile Gazi Mustafa Kemal ile yeni bir çığır açmıştır. Ve bu çığırın adı Cumhuriyet idaresidir.
 
Bildiğiniz gibi, ileriye dönük olarak birlikte yaşama isteği güden insanlara millet denir. Milletin oluşturduğu siyasi birlikteliğe ise devlet… Bu noktada, sonu Sakarya- lar’da biten vatan-millet sevdasının mantıklı bir çerçeveye oturtulması hayati önem ta- şımaktadır. Misal, milletin tanımını birkaç damla kan ile yapmaya kalkmak “kör kuyu- ya taş atmak”la aynı kapıya çıkar. Niye derseniz, Dünya tarihinin ana temasını oluş -turan Türk tarihi, bu tanımı çürütür de ondan. Zirâ Türk tarihinin her safhasında mil -leti oluşturan temel bağ “vatandaşlık bağı” olmuştur.
 
Her ne kadar, bazı akl-ı evveller, “Vatandaşlık bağı, devlet geleneğimize Cum- huriyet Türkiye’si ile birlikte girdi.” gibilerden iddiaları dillendirseler de, Büyük Hun De vleti’nin hakanı Mete Han, Çin hükümdarına yazdığı mektupta “Yirmi altı devleti (ül ke?) aldım. Onlar artık Hun oldular.” demektedir. Orkun (Orhun) anıtlarında (kitabe), Bilge Kağan, üstte göğün, altta yerin yaratıldığını; ikisi arasında kişioğlunun (insanoğ-lu) yaratıldığını (Dikkat buyurun, Hunlar yahut Göktürkler demiyor.); Türk anadan-ba badan olan atalarının ise, bunları yönetmek için Tanrı tarafından, görevlendirildiğini uzun uzun anlatmaktadır. İslâm öncesi döneme ait bu iki misâl de gösteriyor ki; Türk devlet geleneğinde asl’olan vatandaşlık bağıdır.
 
İslâm dini, Türk devlet geleneğinde pek bir değişiklik yapmamıştır. İslâm önce- si dönemdeki çok dinli, çok kültürlü… yapı korunmuş; Müslüman Türk hükümdarı, kendisine biat eden halkı (tabâ) “Allah’ın bir emaneti” olarak görmüştür. Misal, Devlet-i Ali Osmanî’de (Büyük Osmanlı Devleti) rengine, diline, dinine… bakılmaksızın bütün halk “Osmanlı”dır. Allah, âleme nizam vermek için Osmanlı’yı; dolayısı ile de Türkleri görevlendirmiştir. Devleti yönetenlerin ana felsefesi budur.
 
Cumhuriyet Türkiye’si, kâğıt üzerinde ulus devlet modelini esas alan bir yöne- tim biçimini benimsemiştir. Ya da en azından buna inanılır. Oysa geçmişten gelen bir büyük devlet geleneği, büyük millet olma hasleti (özellik), bunun bir yanılsama oldu- ğunu ortaya koymaktadır. Neden derseniz, “Makedonyalının, Erzurumlunun, Vanlının … hep bir cevherin damarları olması; Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin kültür olma- sı; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka, Türk halkı denmesi…” diye giden misâller, biz-zat Atatürk’e ait ifâdeler olup, beş bin yıllık devlet geleneğimizin, Cumhuriyet’le kesin- tiye uğramadığının, aksine daha da sistemli bir hâle geldiğinin apaçık ispatıdır. Sistem, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü ile de son sözü söylemiştir.
 
Her milletin bir millî gayesinin (ülkü, ideal) olduğu malûmunuzdur. Rusların, Ak -deniz hayalî; Yunanlıların megalo idea’sı (büyük ülkü); Fransa’nın, Napolyonlu günle re dönme çabaları… ilk akla gelen misâllerdir. Günümüzde ise, Avrupa Birliği, Batılı lar için bir nevi Yeni Roma özlemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ki bu özlemler; emel-ler, milletleri zinde tutan en önemli unsurların başında gelmektedir. Hâliyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, daha doğrusu Türk Milleti’nin de bir millî gâyesinin olması ha yati öneme sahiptir. Çünkü bu, milletimizin, yeryüzündeki varlık sebebinin bir nevi açı klaması olacaktır. Adı, ister “Kızıl Elma” olsun, ister “Yedi İklime Hakanlık”; ister “Ni zam-ı Alem” olsun, ister “Maide’deki Müjde” sonuçta aynı anlama gelecektir. Bu nok tada, başta devlet erkini elinde bulunduranlar olmak üzere, milletçe büyük düşünme li; büyüklük göstermeli; şanlı tarihimize, köklü medeniyetimize sahip çıkıp; birliğimizi ve dirliğimizi koruyarak, yeni bir Osmanlı, yeni bir Selçuklu vücuda getirmeliyiz. Bu da, ayrışmakla değil; ancak kaynaşmakla mümkün olabilir. Kaynaşmanın mümkün olabilmesi içinse vatandaşlık bağlarının çok güçlü olması gerekmektedir. Şimdi gelin de, eteklerimizdeki taşları dökerek; şapkalarımızı önümüze koyup, biraz düşünelim. Çünkü ilerde yüz yüze bakacağız. Bilmem anlatabildim mi?
 
                          Aziz Dolu
 
 

Yorum Ekle


ÇANAKKALE
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Orhun Kitapevi

Destan Romanlar

Manas

Kırgız Türklerinin Manas Destanı'nın ilk bölümü, 109 sayfa.

Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL  
Reklam

URUMÇİ OLAYLARI

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Misafirlerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün284
mod_vvisit_counterDün504
mod_vvisit_counterBu Hafta2137
mod_vvisit_counterGeçen Hafta3166
mod_vvisit_counterBu Ay4396
mod_vvisit_counterGeçen Ay14373
mod_vvisit_counterToplam203467

Çevrimiçi: 33
IP: 38.107.179.239
Tarih: 10 / 02 / 2012