Anadolu’nun Rahminden Düşen Yavru

  • e-Posta

 

Kıbrıs denilince, yazının başlığından da anlaşılacağı üzere önad (sıfat) olarak ‘yavru vatan’ söyleminin kullanıldığı malumunuzdur. Gerçekten de, yerbilimi (coğrafya) verilerini incelediğinizde Kıbrıs’ın, bir yavru gibi Anado-lu’ya sokulduğunu görürsünüz. Biraz abartı (mübalağa) olacak ama aradaki yakınlığa bakınca, Yeşilyurtlu biri hapşırsa, Anamurluların “Çok yaşa!” diye-ceğini bile düşünebilirsiniz. 1974’te olan da, bir ‘Geçmiş olsun!’; bir ‘Başın sağ olsun!’ demek değil midir zaten.
 
Kıbrıs, Türkiye’ye çok yakın olduğu halde en son fethedilen adalar-dan biridir. Üstelik fethi bir hayli de kanlı olmuştur. Osmanlı’nın, adaya Müslüman Türklerle birlikte Endülüs (İspanya) ’ten göçüp gelen Yahudileri de yerleştirdiği söylenir. Bilindiği üzere Hıristiyanlar, bundan beş asır önce, Endülüs’te Müslümanları ve Yahudileri soykırıma tabi tutmuşlar; bunun ü-zerine Osmanlı devreye girerek bu insanları kurtarmıştır. Ekseriyeti Arap veya Afrikalı olan Müslümanlar Kuzey Afrika kıyılarına giderken, Yahudile-rin, Araplarca hoş karşılanmayacağını düşünen Osmanlı -gerçi Yahudilerin de çölü istemedikleri bir tarihi vakadır- onları Ege, Akdeniz, Kıbrıs gibi yö-relere yerleştirmiştir. Çoğunluğu ticaretle uğraşan bu insanların da, iskân politikasına dünden razı oldukları söylenebilir. Üstelik kimi araştırmacılar, sarayda görev yapan bir Yahudi’nin Kıbrıs’ın fethine etki ettiğini, hatta Pa-dişah’ın bir sohbet sırasında, bu Yahudi’ye hitaben “Kıbrıs’ı alıp, seni oraya emir yapacağım.” gibilerden bir söz söylediğini de dile getirmektedirler. Sonuçta ne olursa olsun, orası yavru vatandır. Ve Gazi Mustafa Kemal’in de dediği gibi “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır.”
 
Kıbrıs, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin maalesef elde kalan tek milli davasıdır. Atatürk’ün erken ölümü ile birlikte, onun görüş ve düşüncelerin-den hızla uzaklaşılmış; ne Türkistan’la, ne de Osmanlı’nın mirası, emaneti olan yurtlarla ilgilenilmiştir. Hatta devlet birimlerimizde (kademe), “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” kurulduğunda “Al bayraktan, Gök bayrağa selam olsun!” diye kutlama ve tanıma bildirisi (mesaj) gönderebilecek bir babayiğit (Gazi Mustafa Kemal) de çıkmamıştır o tarihten sonra. “Musul ve Kerkük bizimdir. Alacağız!” dedikten on gün sonra, Hakkın rahmetine ka-vuşan Turgut Özal’ı ve Rahmetli Alpaslan Türkeş’i saymazsak tabi… Ne di-yelim, Turan’a gönül verenler ya kalp nöbetinden (kriz), ya da yol (trafik, seyir) kazasından ölür zaten… Akıncı torunu Sadık Ahmet; “Bizim bağımsız olmamız için Amerika ve IMF’den (Dünya Para Fonu) kurtulmamız lazım.” dedikten iki gün sonra şüpheli bir yol kazasında ölen Adnan Kahveci; Azer-baycan’ın Karabağ vilayetine giderek oradaki Türklere ateşli silahlar konu-sunda hızlı eğitim veren (Bu bilgi, bizzat Ebulfeyz Elçibey’e aittir.) Abdullah Çatlı… diye giden misaller saymakla bitmez. Neyleyeyim ki (maalesef), bi-zim de Cuma’dan Cuma’ya, o da İmam Efendinin hatırlatmasıyla bir Fatiha okumaktan gayrı elimizden bir şey gelmemektedir.
 
Kıbrıs meselesinin çıkışı ta İngilizlere kiralandığı yıllara kadar gider. Meşhur 93 Harbi sırasında, Ruslara karşı yardım etmesinin karşılığı olarak; adanın, mülkiyetinin Osmanlı’da kalması şartıyla bir süreliğine İngiltere’ye kiralandığını biliyorsunuz. Yani bir nevi kapitülasyon anlaşması diyebilece-ğimiz bir durum söz konusudur. İngiltere, bir yandan adanın gelirlerini ala-cak, diğer yandan da adayı ticaret kolonisi olarak kullanacaktır. İngiltere’-den yüz bulan Rumlar, 1890’larda örgütlenmeye başlarlar. Hatta Baf’ta Türklere saldırarak, ölümlere yol açarlar. Osmanlı, Baf limanına “Nimet” adlı savaş gemisini göndererek sükûneti sağlar. 1911 yılında bu kez olay-lar Limasol’da patlak verir. Olaylarda, onlarca Türk ölür veya yaralanır. Osmanlı, İngiltere nezdinde girişimlerde bulunarak Rum saldırılarının dur-durulmasını ister. Bu tarihten sonra da sürtüşmeler, kavgalar sürüp gider. 1958 yılına gelindiğinde, Rumların örgütlü saldırılarından bunalan Türkler de örgütlenmeye başlarlar. 1959’da Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın ka-tılımı ile Zürih’te yapılan toplantılarda “Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti” fikri kabul edilir. Bu fikir, aynı yıl (1959) Amerika’da yapılan görüşmeler sıra-sında karar altına alınır. 1960 yılında “Kıbrıs Cumhuriyeti” kurulur. Cum-hurbaşkanı, Rumlardan; “karşı oy (veto)” yetkisi de olan Başbakan Türk-lerden olacaktır. Ama bu durum çok uzun sürmez. 1963 yılında EOKA ör-gütüne bağlı (mensup) Rumlar, Akritas planını devreye sokarlar. Kanlı No-el olarak da tarihe geçen toplu kıyımlarda (katliam) Türklerden 146 kişi ö-lürken, 648 soydaşımız da yaralanır. Türkiye, savaş uçaklarını adaya gön-dererek, uyarı (ihtar) uçuşları yaptırır. Ancak bu bile Rumları ancak birkaç gün dizginler. A dada TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı)’yi çoktan kurmuş o-lan Türkiye, istihbarat birimleri kanalı ile adadaki Türklere ateşli silah des-teği sağlamaya başlar. Türk subayları - nın öncülüğünde, saldırılara ateşle karşılık vermeye başlarlar. İlk olarak da, bugün “ yeşil hat ” olarak bilinen yerde “Lokmacı Barikatı” oluşturularak direniş başlatılır. Yani cancağızlar, Anadolu için, Konak iskelesi ve Osman Nevres (Hasan Tahsin) ne anlam i-fade ediyorsa; Kıbrıs Türkü için de, Lokmacı Kapısı o anlamı ifade etmek-tedir. Özgürlük simgesidir anlayacağınız. Çanakkale’deki Şehitler abidesini yıkmakla aynı kefededir bize göre. Üstelik Lokmacı Kapısının 300–350 m. ilerisinde Leadre kapısı hizmet verirken hem de… Kısacası mesele, Batılı-ların bizim sinir (moral) uçlarımızla oynamasından başka bir şey değildir.
 
Makarios’un, 1964 yılında, adadaki Rum Milli Muhafız Alayının sayısı-nı 12 bine çıkarma kararına, Türkiye şiddetle tepki gösterir. 1967’de Ke-şan’da yapılan Türk-Yunan görüşmeleri, Yunanlıların ENOSİS ısrarı yüzün-den sonuçsuz kalır. Ardından da adadaki Türklere ait yerleşim birimlerine yoğun saldırılar başlar. Makarios’u yumuşak davranmakla suçlayan EOKA’-cı Samson, 1974’te darbe yaparak yönetime el koyar. Darbeyi izleyen bir iki gün içinde 146 Türk öldürülürken, sayısız insanımız da yaralanır. Türk-leri yok etmeyi kafasına koyan Samson, soydaşlarımızı neredeyse adanın yüzde üçlük-dörtlük bir bölümünde hapsederek soykırım uygulamaya baş-lar. Bu arada tarihi hatasını yaparak, adayı Yunanistan’a ilhak etmek (ula-mak, eklemek) için Kıbrıs Cumhuriyeti’ne son verir. Bugün çözüm diye Kıbrıs Türküne dayatılan da, Rumların kendi elleriyle son verdikleri bu dev-letin canlandırılmasına yönelik çabalardır.
 
Kıbrıs’ın, Yunanistan’a ilhak edilmesi kararına Türkiye’nin tepkisi çok sert olur. I. ve II. Kıbrıs Barış Harekâtları ile adadaki Rum eşkıyalığına (terror) son verilir. Türk Barışı, adadaki Türklere, dolayısı ile de Rumlara otuz dört yıldır mutlu ve huzurlu ya şamanın kapılarını açar. Balkanlar, Or-tadoğu ve Kafkaslarda Türk egemenliğinin sona ermesinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu da biliyorsunuzdur sanırım. Kısacası, Kıbrıs bir milli mesele-dir ve hep öyle kalacaktır cancağızlar. Üstelik Müslüman kimliğinden ötürü Türkiye’yi birliğe almayan Avrupalıların, Kıbrıs Türkünü hangi sıfatla kabul edebileceği ile ilgili bir fikre sahip misiniz acaba? Ya da Kıbrıs’a benzer bir geçmişe sahip olup, yüzyıl önce Çin Hükümdarı tarafından İngiltere’ye ki-ralanmış olan Hong Kong’u, Çin Halk Cumhuriyeti’nin -savaşı da göze alarak- nasıl geri aldığına biraz kafa yorabilir misiniz? Ağalar, cüretimi ba-ğışlayın ama devlet siyaseti (politika) süreklilik arz eder. Dün, hanedanlık-tı; bugün, cumhuriyet; yarın bilmem ne ola… gibi aymazlıklarla bir yere varılamaz. İzin verirseniz, bu görüşüme karşı (aksi) yönde bir fikre sahip olanlar hakkındaki değerlendirmeyi, PKK tarafından öldürüldüğü ileri sürü-len (Bu iddi ayı seslendirenlerden biri de bizzat yazarın kardeşidir.) gaze-teci-yazar Uğur Mumcu’nun bir sözü ile yapayım. Bu gibi kişilerle ilgili ola-rak “Bilgisi yok, ama fikri var.” diyor rahmetli… Ben de diyorum ki, bir fi-kir ortaya atacaksan, önce biraz bilgi edinmelisin a canım. Zira esinlen-mekle (ilham) olsa olsa güzel şiirler yazılır. Konusu hamaset (kahramanlık) olan şiirler… Ama unutulmasın ki, bu millet destan yazanları daha çok se-ver. Bilmem anlatabildim mi?
 
Serik/Sarıabalı:02.04.2008
     Aziz Dolu Atabey
azizdolu.blogcu.com

 

 

Yorum Ekle


ÇANAKKALE
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Orhun Kitapevi

Destan Romanlar

ANADOLU’DAN YÜKSELEN SES
Türkiye Türklerinin İstiklâl Destanı, 192 sayfa .
Temin Adresi:
22 Kitaplık Setin Kampanya Fiyatı: 45 TL 
Reklam

URUMÇİ OLAYLARI

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Misafirlerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün305
mod_vvisit_counterDün504
mod_vvisit_counterBu Hafta2158
mod_vvisit_counterGeçen Hafta3166
mod_vvisit_counterBu Ay4417
mod_vvisit_counterGeçen Ay14373
mod_vvisit_counterToplam203488

Çevrimiçi: 38
IP: 38.107.179.238
Tarih: 10 / 02 / 2012