EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU’NUN “TÜRKOĞLU TÜRKLERİZ BİZ” ADLI ŞİİRİNİ TAHLİL
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi,
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi
Prof. Dr. Nurullah ÇETİN
Hain bir sessizlik var ülkemin üstünde
Issızlığında yol alıyor umutsuz yarınlar
Taştan duvar örülmüş sanki düşlere
O düşler ki yok olmuş sessiz gecelerde
Emanet yürekte saklanır ülkemin değerleri
Ben Türk genciyim iyi bilirim Gençliğe Hitabeyi
İndiremez hiç kimse göklerden bayrağımı
Türkoğlu Türk'üz biz vermeyiz bu vatanı
İstiklal Marşı'nın her satırı bizim kanımız
Bu vatanın askerleri bizim evlatlarımız
Şehit kanıyla sulanmıştır her karış toprağımız
Öyle yiğitleriz ki göz dikenin gözünü oyarız
Saygıda kusur etmem şanlı bayrağıma ve sancağıma
İstiklal Marşı okunurken beklerim "hazır ol" da
Türk ordusu bu vatanın en sağlam kalesidir
Türkoğlu Türk'leriz biz gururumuzdur askerimiz
Bu vatan yavrularımıza tek emanetimiz
Atatürk'ün yolunda giden yılmaz bekçileriz
Biz canız kanız her şeyden önce vatanız
Bu vatanı satanların karşısındayız
Gözümüz karadır bizim yediden yetmişe dek
Müslüman'ız elhamdülillah inancımız tektir tek
Bu vatan için gerekirse bütün kuşak
Ölür ve de öldürürüz vermeyiz zerre toprak
Vatanıma göz dikenler çeksin gözünü şimdi
Dadaloğlu Pir Sultan Yunus Emre ile biz
Her iki cihanda da karşı konulmaz askerleriz
Bu vatanı koruyan Türkoğlu Türk'leriz biz
09.11.2007 / Ankara
(Düşler Sokağı, Ürün Yayınları, Ankara 2008, s.85)
Konu: Türk millî ve manevî değerlerini korumak
İzlek: Türk milleti, uzun tarihinden süzülüp gelen tam bağımsız ve bağlantısız hür bir millet ve devlet olarak yaşama azim ve iradesini korumada kararlıdır. Türk, millî ve manevî kimliğini oluşturan tüm değerlerini tahrip ve yok etmeye yeltenenlere karşı en sert bir şekilde tepki vermeye hazırdır.
Düşünce: Şiir, barındırdığı düşünce unsuru bakımından ideolojik bir şiirdir ve Türk-İslam ideolojisini hemen hemen bütün boyutlarıyla yansıtmaktadır. Ayrıca şairenin bütün millî değerlerle adeta onlarda fani olurcasına özdeşlemesi, onu bir millet mistiği hâline getiriyor.
Olay: Şiirin yüzey yapısında belirli bir olay yok. Ancak derin yapısında Türk milletinin tarihte ve günümüzde yaşadığı, yüzyüze kaldığı bazı millî olaylara parça parça göndermeler yapılmaktadır.
Varlık: Şiirde öne çıkan bir varlık anlayışı yok. Yalnız bayrak, vatan, toprak gibi somut nesneler, millî değerleri ve önemleri bakımından ele alınmaktadır. Bu da sezgici/idealist yaklaşıma bağlıdır.
Duygu: Şiirde millî hassasiyetler bağlamında heyecan duygusu ağır basmaktadır. Kendi heyecanını en yüksek düzeyde yansıtan şaire, bunu okuyucuya yansıtmaktadır. Ayrıca tabii, bütün millî değerlerimizi sonuna kadar koruma ümidi duygusu da belirgindir.
*Simge ve İmgeler Dünyası
*”Hain bir sessizlik var ülkemin üstünde”: Bu mısrada iki temel unsur var. 1. İhanet, 2. Sessizlik. Bunları biraz açalım. Ülkemizin üzerine karabasan gibi çöken hainlik ya da ihanet, şairenin çok iyi yakaladığı güncel bir sorunumuzdur. O hâlde sormamız gereken şey, hainler kimler ve yaptıkları ihanet nedir? Emperyalist Batı, ta Tanzimat’tan beri milletimiz ve ülkemiz üzerinde hesap, kitap, oyun içindedir. Bizi sömürgeleştirmek, zamanla yok etmek plan ve projelerini hiç aksatmadan uygulamaya çalışıyorlar. Atatürk’ün ifadesiyle “haricî bedhâhlar” yani dışardan bu emperyalist Batı, yine Atatürk’ün ifadesiyle “dâhilî bedhâhlar” yani içerdeki işbirlikçileri, birlikte Türk milleti aleyhine olanca gayretleriyle çalışmaktadırlar. İçimizdeki hainler, emperyalist Batının parayla satın alınmış, kandırılmış ya da bir şekilde ikna edilmiş truva atlarıdır. Emperyalist batının yani Amerika ve Avrupa Birliği’nin gazetelerde, televizyonlarda, siyasette, üniversitede, sivil (pardon “sefil”) toplum kuruluşlarında, orada burada aydın yaftasıyla dolaşan, Türklüğü yok etmek için her türlü kumpasın içinde yer alan bu şahsiyetsiz ve milliyetsiz adamlar, milletine ve ülkesine tam bir ihanet içindedirler. Emine Hanım, bunları çok iyi fark etmiştir. Hainler sessizce, alttan alta, derinden derine ihanetlerine, milletimizin altını oymaya pervasızca devam ediyorlar. Ama öte yandan bu milletin de kendisine ve vatanına sahip çıkma konusundaki insanı kahreden duyarsızlığı, sessizliği de gerçekliğin bir başka boyutu. Şaire Emine Hanım, her iki durumu milliyetçi bir hassasiyetle sezebilmiş gerçek bir edebiyatçı olduğunu, bu milletin sahih bir evladı olduğunu gösterebilmiştir.
*”Issızlığında yol alıyor umutsuz yarınlar”: Bir taraftan vatan hainlerinin, ihanet şebekelerinin her koldan icra-yı faaliyetleri, öbür yandan vatana ve millete sahip çıkma bilincinde, sorumluluk ve görevinde olanların sessizliği, duyarsızlığı şaireyi geleceğimize dair endişeye sevk ediyor. Zifirî karanlığın en koyu anını idrak eden duyarlı bir şairenin yarınlara dair umutlarının kaybolduğunu hissediyoruz bu mısradan. Bir milletin, vatanın ve bu milletin bütün değerlerinin sessizce tasfiye ediliyor olması karşısındaki tedirginliğini dile getiren şaire, aslında dolaylı olarak “kalkın ey ehl-i vatan!” uyarısında bulunuyor. Şairler, bir milletin uyarıcı vicdanıdır. Güçlü sezgileriyle ferdî, millî ve insanî tehlikeleri sezerler ve mensup oldukları milleti sarsıcı bir şekilde uyarırlar. Biz burada bu uyarıyı hissediyoruz. Yoksa Emine Hanım, tam bir ümitsizlik içinde felaket tellallığı yapıyor değildir. Zira o, Türk milletinin son öldürücü darbeyle tamamen yok edilmek istenmesi projesi olan mütareke ve işgal dönemi ve akabinde gelen Millî Mücadelemizde büyük Türk Atatürk’ün önderliğindeki şanlı direniş örgütümüz olan Kuva-yı Milliyye şahlanışıyla küllerimizden tekrar nasıl doğduğumuzu, bizim millet olarak yaşama irademizi hiçbir zaman kaybetmediğimizi bilen bir kültürel birikime ve altyapıya sahiptir.
*”Taştan duvar örülmüş sanki düşlere / O düşler ki yok olmuş sessiz gecelerde”: Burada çok güçlü ve çarpıcı bir imge var. Buradaki ”düş” simgesi, bizim Türk milleti olarak geleceğe dair tahayyül ve tasavvurlarımızı, mutlu, iyi, güzel yarınlar hayallerimizi ifade eder. Bizim bu topraklarda geleceğe dair güzel kurgularımız var. Bizim bu vatan topraklarında gelecekte yeniden büyük bir Türk kültür ve medeniyeti, büyük Türk insanlık medeniyeti inşa etme iddiamız var. Bunlar bizim millî düşlerimizdir. Fakat dışardan ve içerden bütün ihanet şebekeleri, milletimizi kıskıvrak öyle sarmış, faaliyetlerini öyle yoğunlaştırmışlar ki önümüzü göremez olmuşuz. Geleceğe dair hayal kuramaz olmuşuz.
Buradaki “taştan duvar” simgesi, bizim tarihsel yolculuğumuz önündeki şer ittifaklarının oluşturduğu engellerdir. Haksız ve mesnetsiz Avrupa Birliği dayatmalarıdır, Türk düşmanlığına dayalı PKK kaynaklı ve ona benzer Kürtçülüklerdir, Türk’ten intikam almak isteyen Ermeniciliklerdir. Türk milleti ve Türk tarihi düşmanlığıdır. Kültür emperyalizmi kapsamında Türk’ün dinî ve millî bütün kültürel değerlerinin yok edilmesi çalışmalarıdır. Ağır dış borçlar altında ezilmemizdir, ülkemizin bütün zenginliklerinin gâvura peşkeş çekilmesidir. Daha da çoğaltılabilir. Üzerimizdeki bütün bu ağır baskılar, düşlerimizin sessiz gecelerde kaybolup gitmesine sebep olmaktadır. O hâlde yepyeni bir silkiniş ve uyanış dönemi başlamalıdır.
*”Emanet yürekte saklanır ülkemin değerleri”: Emine Hanımın Türk millî değerlerine olan sorumlu ve bilinçli bir şaire yüreğiyle bağlılığının kararlı bir ifadesini görüyoruz. Milletimizin yüzyıllara uzanan ve tarihsel derinliği olan millî ve dinî değerlerimiz, bizim var oluşumuzu anlamlandıran temel değerlerimizdir. Onurumuzdur, gururumuzdur, şerefimizdir, yaşama amacımızdır. Bunlar, iç veya dış kaynaklı hiçbir düşmanın yok edemeyeceği değerlerdir. Bütün bir Türk milletinin yüreklerinde bu değerler, kutsal bir emanet olarak korunmaktadır. Yüreklerimiz emanettir, elbette bir gün biz de fani olacağız. Ama bizden sonra gelecek nesiller bu emanetleri korumaya devam edecektir.
*”Ben Türk genciyim iyi bilirim Gençliğe Hitabeyi”: Şaire ilk dörtlükte koyu karanlığa işaret etti. Bir bakıma vaziyet, durum ve şartlara dikkat çekti. Bu dörtlükte de bu kadar kötü ve olumsuz şartlara teslim olmama kararlılığını ortaya koymaktadır.
Şairenin Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”sine gönderme yapması son derece anlamlıdır. Zira günümüz Türkiye’sinin genel gidişatı, Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü teyit eden bir yapıya sahip. Gençliğe Hitabe’de vurgulanan hususların neredeyse tamamının günümüzde var olması, Atatürk’ün dehasının ve güçlü sezgilerinin bir yansımasıdır.
Emine Hanım, günümüz Türkiye’sinin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel vb alanlardaki genel görünümünü en çarpıcı bir şekilde yansıtabilmek için metinler arası bir ilişki kurarak Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe’sine gönderme yapmaktadır ve bu son derece anlamlıdır. Bu bağlamda Gençliğe Hitabe’yi ana hatlarıyla hatırlatmak ve günümüze dönük yüzüyle güncel bir okumaya tabi tutmak gerekir. Cümle cümle Atatürk nelere dikkat çekmiş bakalım:
1.“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.”: Türk istiklali yani Türk bağımsızlığı ve onun kurumsallaşmış hâli olan Türk Cumhuriyeti tehdit altındadır. Türk gençliği bunu sonsuza dek koruyup savunmak mecburiyetindedir. “Türk istiklali” demek, Türk’ün kendi ülkesinde, kendi idaresinin kendi elinde olduğu, Avrupa Birliği’nin, Amerika’nın, şunun bunun kanun ve anayasa dayatamadığı, siyasetimize, idaremize ortak olmadığı, kendi anayasamızı ve kanunlarımızı tamamen kendi hür irademizle yaptığımız, tam bağımsız ve bağlantısız hür bir Türk idaresi olması demektir. Atatürk burada “Türkiye Cumhuriyeti” demiyor, “Türk Cumhuriyeti” diyor. Bu, bu vatana ve devlete Türk iradesinin, ruhunun, yaklaşımının, bakış açısının hâkim olması demektir. Bugün bu irade, bazıları tarafından devre dışı bırakılarak “Türkiyelilik” adı altında kozmopolit bir yapıya devredilmek istenmektedir. Anayasamızdan, kanunlarımızdan, devlet yapımızdan Türklük motiflerinin tasfiye edilerek, vatan ve devlet Türk dışı ya da Türklüğü bir millî kimlik olarak benimsemek istemeyen unsurlara teslim edilmek istenmektedir. “Türk istiklali” yani Türk’ün bağımsız bir millet ve devlet olma durumu ortadan kaldırılarak Avrupa Birliği’ne bağımlı, Amerika’ya bağımlı, ya da başka bir devlete ve oluşuma bağımlı uydu, köle bir millet yapılma süreci işlemektedir. Atatürk, Türk gençliğinin bu durumun farkına varmasını ve kendi bağımsızlığını korumasını istemiştir.
Emine Hanım, bu görev bilinciyle kendisinin bunun farkında olan bir Türk genci olduğunu ifade ediyor.
2.”Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.”: Türk milletinin var oluşunun ve geleceğinin tek temeli budur; yani bağımsız bir Türk milleti ve bu bağımsız Türk milletine ait bir Türk cumhuriyetidir. Bu temel en değerli hazinedir. Maalesef bugün Türk milletinin elindeki bu hazine sessizce kayıp gitme sürecindedir. Türk milleti emperyalizme bağımlı hâle getiriliyor, bağımsız Türk Cumhuriyeti de Avrupa Birliği’ne, Amerika’ya, Talabani’ye, Barzani’ye, Soros’a, şuna buna bağımlı hâle getirilmeye çalışılıyor.
3.“İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve harici bedhahların olacaktır.”: Atatürk bu hitabeyi, 20 Ekim 1927 tarihinde söylemiş. İstikbalde yani gelecekte dediği bugünler oluyor. Bugün Türk milletinin siyasi, ekonomik, kültürel; her anlamdaki tam bağımsızlık hazinesi, dış emperyalist ülkeler, çok uluslu şirketler (yani haricî bedhahlar) ve onların yerli işbirlikçileri (yani dâhilî bedhahlar) tarafından elinden alınmak üzeredir. Bankalarından madenlerine, fabrikalarından alışveriş kurumlarına, limanlarından iletişim ve ulaşım kuruluşlarına kadar bütün ekonomik değerleri, stratejik kurumları, kültürü, siyaseti Türk’ün elinden alınarak bağımsızlığı yok edilmek üzeredir.
4.“Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!”: Türk milleti ve onun en dinamik unsuru olan Türk genci, kendi vatanında sömürge, köle, esir olmamak, bağımsızlığını, istiklalini korumak ve savunmak için içinde bulunduğu şart ve imkanların elverişli olup olmadığını düşünmeyecektir. Gücünün azlığına çokluğuna bakmayacaktır. İmkânsızı mümkün kılmak için var gücüyle Türk vatanında bağımsız ve hür Türk olarak yaşama kararlılığını ortaya koyacak ve bunun gereği neyse onu yapacaktır. Zira Atatürk ve arkadaşları şanlı ve destanî Millî Mücadele’yi en zor şartlar altında, en uygunsuz şartlarda, imkânsızlıklar, yokluklar içinde verdi ve başardı. Demek ki mühim olan güç, imkân ve şart değil; imandır, inanmaktır, Allah’a ve kendine güvenmektir. Emine Hanım, şiirinde bu imanı kuvvetle vurguluyor.
5.“Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezâhür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir gâlibiyetin mümessili olabilirler.”: Bugün bağımsız Türk devletine ve Türk millet varlığına kasteden Avrupa Birliği, Amerika, İsrail gibi devletimsi yapılar, sinsi bir düşmanlık içindedirler ve para, silah, diplomasi gibi hususlarda benzeri görülmemiş bir galibiyetin temsilcisi yani üstün gibi görünüyorlar.
6.“Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.”: Bugün vatanımızın pek çok önemli kurumu, bankalarından limanlarına, fabrikalarından Telekom’una kadar önemli pek çok kalemiz yabancılar tarafından ele geçirilmiş durumdadır. Türk vatanının ticaretinden kültürüne kadar her alanı neredeyse işgal edilmiş gibidir. Sokakta, çarşıda Türkçe isim taşıyan dükkân bulmak zordur. Her gün birçok gazete, radyo, televizyon ve başka türlü mevzilendikleri inlerinden gâvur parasıyla semirmiş ve şımarmış satılık kalemler ya da Müslümanlık adı altında etnik köken ırkçılığı yapan siyasetçi kılıklı yerli millet haini Türk düşmanları, ordu düşmanlığı yapmaktadırlar. Bunlar, şerefli Türk subaylarına olmadık iftiralar atıp hakaretler ederek Türk ordusunu dağıtmak, etkisiz hâle getirmek, böylece Türk milletini savunmasız ve güvencesiz bırakmak, sonuçta da Türk milletini kolaylıkla tasfiye etmek, vatanımızda da Kürdistan, Ermenistan, Pontus Rum devleti gibi Batı emperyalizminin güdümünde uydu eyaletler kurmak istemektedirler.
7.“Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”: Sadece şimdi değil; Atatürk’ten sonraki devrelerden beri uzun zamandır memleketin siyasi iktidarını ele geçirenlerin, emperyalist Batıyla kol kola girerek vatan ve millet zararına ne gibi icraatlar yaptıklarını, kişisel çıkarlarını, millet çıkarlarının önüne nasıl geçirdiklerini burada tek tek anlatmayayım. Bunu bütün vatandaşlar biliyor ve görüyor.
8.“Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”: Emperyalizmin hedefi Türk milletini fakirlik ve zaruret içinde bırakacak projeler üretip uygulamaktır. Bugün Türk milletinin elinden bütün zenginlikleri, topraklarına varıncaya kadar bütün ekonomik kaynakları alınıyor. Fabrikasından marketine kadar her şeyi elinden alınıyor. Zamanla kuru soğana muhtaç yiğitler hâline getirileceğiz. Gidişat bu yönde.
9.“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahvâl ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”: Geleceğin Türk gençliği bu olumsuz şartlarda ümidini kaybetmeden bağımsız Türk Cumhuriyetini kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Bunun için hız alacağı kaynak, asil Türklük kanıdır, Türk şuurudur, Türk milliyetçi ruhudur.
*”İndiremez hiç kimse göklerden bayrağımı”: Türk vatanında Türk milletinin hür, başı dik, alnı ak, emperyalizme köle olmadan yaşama iradesinin bir simgesi olan Türk bayrağını hür Türk semalarından hiç kimse indiremeyecektir. Bir kısım çapulcuların çakal ulumaları hâlindeki toplaşmalarında, gösterilerinde Türk bayrağını yakma densizlikleri affedilmeyecektir. Türk bayrağının yanına hiçbir yabancı bayrak asılmayacaktır. Ne Avrupa Birliği bayrağı, ne Amerika bayrağı, ne Kürdistan bayrağı, ne Ermenistan bayrağı; hiçbir bayrak Türk vatanının özgür semalarında kendine yer bulamayacaktır.
*”Türkoğlu Türk'üz biz vermeyiz bu vatanı”: Türkoğlu Türk, kendisini tamamen Türk kabul eden, Türklük değerlerine bağlı olan herkestir. Türklüğünden utanmayan, millî değerlerine sonuna kadar bağlı olan, sadece Türk milletinin menfaatlerini savunan insanlardır. Türkoğlu Türkler, vatanlarını hiçbir şekilde satmazlar. Türkoğlu Türk olmayanlar, Türklükten çıkmış olanlar ya da Türk kimliğini benimsemeyenler, şehit kanlarıyla sulanmış olan bu kutsal vatan topraklarını ucuz pahalı demeden yabancılara, emperyalist Avrupalılara satmakta bir beis görmezler. Bu milliyetini reddetmiş, kozmopolit kişiler, kendilerini “Türk” değil; “Türkiyeli” olarak tanımlamaktadırlar ve Türk milletinin vatanı dâhil bütün ekonomik değerlerini, neyi var nesi yoksa hepsini satıp savma derdindeler.
*”İstiklal Marşı'nın her satırı bizim kanımız”: Büyük Türk şairi Mehmet Âkif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşımız, bizim tam bağımsız ve bağlantısız, hür bir Türk milleti ve devleti olarak var olma, var kalma irademizin, bağımsızlık arzumuzun bir belgesidir, bir manifestosudur. Millî irademizin en gür sesle söylenmiş bildirgesidir. Hür vatanımızın tapusudur. Türk milleti, Millî Mücadele sırasında dinî ve millî değerlerimizi yani vatanımızı, dinimizi, Türklüğümüzü, tarihimizi, kültürümüzü, bize ait bütün değerlerimizi gâvurun ayağı altında çiğnetmemek için canını dişine takarak verdiği destanî bir mücadeledir. İstiklal Marşımızı biz, bu yüzden bir bakıma kanımızla yazdık. Kadınıyla erkeğiyle, çoluğuyla çocuğuyla bütün Türk milletinin topyekûn verdiği bir bağımsızlık mücadelesinin şiir şeklinde ifade edilmiş şeklidir.
*”Bu vatanın askerleri bizim evlatlarımız”: Ta Millî Mücadele döneminden beri Batılı emperyalist devletler ve onların yerli işbirlikçileri, Türk ordusundan, Türk askerinden hazzetmemişlerdir. Çünkü Atatürk’ün kurduğu bugünkü Türk ordusu, emperyalist Batının ve onların yerli işbirlikçileri olan Ermenici, Rumcu, PKK’lı, Kürtçü gibi ayrılıkçı ve Türk düşmanı oluşumların bütün projelerini çöpe atmıştır. Millî Mücadeleyi destansı bir şekilde yürüten Türk ordusu, emperyalistlerin Sevr planı doğrultusunda vatanımızda Ermenistan, Kürdistan, Pontus Rum devleti gibi işgal kondular kurmasına izin vermedi. Bugün de Türk ordusu, emperyalistlerin ve yine onların işbirlikçilerinin hedefidir. Türk ordusu demek, şairenin ifade ettiği gibi bu vatanın askerleridir. Yani bu vatanı gâvura teslim etmeme, gâvura satmama kararlılığının yorulmaz bekçileridir. Hür ve bağımsız millî Türk devletini tasfiye etmek isteyen emperyalistler, önlerinde engel olarak bu vatanın askerleri olan Türk evlatlarını görüyorlar. Türk ordusunu bu vatanın askeri olarak değil, emperyalist Batının emrinde görmek istiyorlar. Türk ordusunu teslim alamayınca bu sefer yıpratmaya, etkisiz hâle getirmeye çalışıyorlar.
*”Şehit kanıyla sulanmıştır her karış toprağımız”: Türk vatanının her karışının şehit kanlarıyla sulanmış olması demek, bu toprakların bize atalarımızın olağanüstü mücadeleleri sonucu miras kaldığının bir izahıdır. Biz bu toprakları kan dökerek vatan hâline getirdik. Atalarımızın yapılabilecek en büyük fedakârlığı yaparak yani kanlarını dökerek bize miras bıraktığı bu vatan toprakları, üç dolara beş euroya satılamaz.
*”Öyle yiğitleriz ki göz dikenin gözünü oyarız”: Bugün Türk toprakları üzerinde dışardan ve içerden birçok akbabanın gözü vardır. Emperyalist Batı, politikayla, diplomasiyle, parayla, alavere dalavere ile vatan topraklarını, vatanın fabrikalarını, vatanın para kaynağı olan bütün kurumlarını almaktadır. İçerden de PKK eşkıyası, gerek terörle gerekse Batı dünyasını arkasına alarak siyaset yoluyla Türk vatanını ele geçirme çabası içindedir. Damarlarında Türk kanını hâlâ hisseden yiğit Türk milleti, Türk vatanına göz diken bu dış ve iç mihraklara teslim olmayacak, onların heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Bu mısra, Türk vatanını sonuna kadar koruma azim ve iradesinin en keskin ifadesidir.
*”Saygıda kusur etmem şanlı bayrağıma ve sancağıma”: Şanlı Türk bayrağı, Türk milletinin hür ve bağımsız yaşama iradesinin bir simgesidir. O sadece basit bir bez parçası değildir. Türk bayrağı, Türk vatanında, Türk milleti ne Avrupa’nın, ne Amerika’nın kölesi olmaz; kendi kendisinin efendisi olarak özgürce yaşar kararlılığını simgeler. Bu bayrağa saygıda kusur etmemek, Avrupa Birliği, Amerika ya da başka bir dış gücün ya da Türk düşmanı iç hain odakların kölesi olmama kararlılığını ortaya koymak demektir. Siyasetinden ekonomisine kadar her şeyimizi batının emrine vermeme iradesi demektir.
*”İstiklal Marşı okunurken beklerim "hazır ol" da”: İstiklal Marşını hazır olda beklemek demek, bu marşın ifade ettiği bütün değerlere sonsuz saygıda bulunmak demektir. İstiklal Marşımız bizim bütün millî ve dinî değerlerimize sahip çıkma azmimizi ifade eder. Onun için İstiklal Marşı okunurken samimi bir saygı içinde oluruz. Çünkü bu marş, Türk’ün hür ufuklarda özgürce yaşama isteğini dillendiriyor.
*”Türk ordusu bu vatanın en sağlam kalesidir”: Nerdeyse bütün kaleler emperyalist Batılılarca ve onların yerli işbirlikçilerince teslim alınmış gibidir. Ama Allah’a şükür ki henüz Türk ordusu teslim alınamamıştır. Atatürk’ün kurduğu ordu, Atatürk’ün emperyalist karşıtı milliyetçi ruhuna bağlı kaldıkça teslim alınamayacaktır. Türk milletinin ve Türk vatanının bütün değerlerini koruyan ve koruma azminde olan Türk ordusu, bu vatanın en sağlam kalesi olmaya devam edecektir. Türk ordusu kalesi de emperyalistlerce ele geçirildiğinde Türk milletinin tek dayanağı olarak sadece Allah kalacaktır. Emperyalist Haçlı-Siyon ittifakının karşısında en sağlam kale olarak Türk ordusu vardı. Bu kaleyi o zaman geçemedikleri için Türk vatanını ve Türk milletini sömürgeleştiremediler. Bugün de fiilen bizi sömürge yapmak istiyorlar ama Allah’a şükür ki Türk ordusu, Atatürk’ün milliyetçi direnişini koruyarak, en sağlam kale olarak var olmaya devam ediyor.
*”Türkoğlu Türk'leriz biz gururumuzdur askerimiz”: Bu mısra, basit gibi görünebilir. Ama çok önemli bir tepkisel tavrı içeriyor. Türk askeri, Türk ordusu bu günlerde dışardan emperyalist batılılar, içerden onların yerli işbirlikçileri tarafından hedef tahtasına oturtulmuş durumdadır. Olur olmaz iftiralarla Türk askeri aşağılanıyor, suçlanıyor. Böylelikle etkisizleştirilmek, gözden düşürülerek Türk milleti savunmasız bırakılmak isteniyor. Karanlık odaklar tarafından Türk ordusu, faili meçhul cinayetler işleyen bir odak olarak takdim edilerek ağır bir suç ile suçlanmaktadır. Yerli emperyalist işbirlikçileri, Avrupa’nın her kurumumuza burunlarını sokma, her işimize karışma zeminini hazırladığı gibi bu gidişle ordumuzu da bu Avrupa’nın teftişine, emrine, insafına, yargılamasına terk etmeye çalışacaklardır. Bu hainliğe izin verilemez. Şerefli Türk ordusu, yalan yanlış suçlarla, şeytanca iftiralarla ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde, ne şurada, ne burada yargılanmaya bırakılamaz.
Emine Hanımın Türk askerinin bizim gururumuz olduğunu vurgulaması, bu bakımdan anlamlıdır. Çünkü Türk askeri, her zaman gurur verici işler yapmıştır. Türk milletinin köleleşmesine, Türk vatanının gavura peşkeş çekilmesine, Türk’ün kendi vatanında batının uşağı durumuna düşürülmesine izin vermemiştir, bundan sonra da vermeyecektir. Millî Mücadelemizde bu kararlılığı gösterdi, şimdi de ne PKK’ya ne onların ağababalarına fırsat vermeyecektir. Dolayısıyla kim ne derse desin, Türk askeri, Türk milletinin gurur kaynağıdır.
*”Bu vatan yavrularımıza tek emanetimiz”: Bu vatan toprakları, kuru birer toprak, taş, kaya, dağ, tepe, ova değildir. Bu vatan, üzerinde yiyip içip, yatıp, öldüğümüz, anlamsız, donuk, sıradan bir madde değildir. Bu vatan, atalarımızın büyük bir Türk-İslam medeniyeti ve kültürü üretmesine zemin olan kutsal bir mekândır. Bu vatan, nesiller boyu millet olarak gülüp ağladığımız, millî kültür değerleri ürettiğimiz, birleşip kaynaşarak millet olduğumuz kutsal bir mekândır. Biri birinden kopuk Türk kavimlerinin şuurlu bir şekilde dayanışmacı, yardımlaşmacı bir millet olmasını sağlayan etmenlerden biri vatandır. Kısaca vatanımız, ecdat ruhlarıyla, bıraktıkları büyük hatıralarla temasa geçtiğimiz bir yerdir. Dolayısıyla torunlarımıza, yavrularımıza Türk kültür ve medeniyetinin en güzel eserlerini barındıran, hatıralarımıza yuva olan bir kutsal mekân emanet ediyoruz. O bakımdan vatan bilinci demek insan olma, millet olma, Türk olma bilinci demektir.
Din ve milliyet bilincini kaybetmiş bir takım kozmopolitler, menfaatperestler, tarih ve gelecek ruhunu kaybetmiş ve robotlaşmış kişiler için vatan, üç beş dolara ya da euroya satılabilecek bir metadır.
Şairenin buradaki vatan duyarlığı derinlemesine düşünülürse ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir.
*”Atatürk'ün yolunda giden yılmaz bekçileriz”: Türk milleti, toptan Atatürk’ün çizdiği tam bağımsız ve bağlantısız hür bir Türk devleti ve milleti idealinin yılmaz bekçileri olmalıdır. Atatürk, en zor şartlar altında Türk’ü gâvurun çizmeleri altında ezdirmeme mücadelesi verdi. Atatürk, Türk milletini onurlu, kendi vatanında, kendi kararlarıyla kendi kendisini idare eden, köle ve sömürge olmayan, kendi kültürünü yaşayabilen özgür bir millet olarak var olmasını sağlayan bir devlet kurdu. Türk milleti, bu hür Türk devleti ve bağımsız yaşama iradesi mirasına sahip çıkmalıdır.
Batıya teslim olan işbirlikçiler, efendileriyle işbirliği hâlinde sürekli Atatürk’e ve onun millî Türk devlet yapısını yıpratmaya çalışıyorlar. Bunlar Atatürk’ün devlet dairelerindeki resminden tutun da Anayasamızdaki Atatürk milliyetçiliği unsurlarına ve motiflerine kadar her şeyinden rahatsızlık duymaktadırlar. Atatürk’ün yolundan gidecek yılmaz bekçiler, Atatürk’ün temsilciliğindeki Türklük değerlerini, kurumlarını, simgelerini ve bağımsız devletini korumak zorundadır. Yoksa bunlar elden çıktıktan sonra Türk milleti gâvurun ve onun beslemelerinin ayağı altında paspas olacaktır.
Emine Hanım, güçlü bir şaire hassasiyetiyle tehlikeyi sezmekte ve uyarmaktadır. Şair, hisseden, sezen ve uyarandır.
*”Biz canız, kanız, her şeyden önce vatanız”: Türk milleti, maddi ve manevi varlığıyla yani “kan”ın temsilciliğindeki maddi değerleriyle, “can”ın temsilciliğindeki manevi değerleriyle yani cesediyle ve ruhuyla, ekonomik değerleriyle ve kültür değerleriyle bir bütündür. Maddeyi ve manayı bir bütünlük hâlinde algılarız. Kanımızla, canımızla biz bir bütünüz ve bu bütünlüğümüz, vatanımızla özdeşleşmiştir. Biz bu vatan toprakları üzerinde “kan” yani ekonomik değerler ürettik. Yine bu vatan torakları üzerinde “can” yani manevi kültür değerleri ürettik. Dolayısıyla vatana sahip çıkmak demek, bütünüyle kendimize sahip çıkmak demektir.
*”Bu vatanı satanların karşısındayız”: Yine burada güçlü bir uyarı var. Türk vatanı satılıyor. Hem toprakları parça parça gâvura satılıyor, hem siyaseten idaresi batıya teslim edilerek siyasi bağımsızlık iradesi satılıyor, hem bankalarından sigorta kurumlarına, limanlarından fabrikalarına kadar her şeyi satılıyor, hem de millî ve İslamî bütün kültür değerleri aşındırıla aşındırıla satılıyor; yerine ne idüğü belirsiz bir batıcı yoz kültür ikame edilmeye çalışılıyor.
Emine Hanım, Türk vatanını her anlamda satanlara karşı kararlı bir duruş sergiliyor ki duyarlı her Türk vatandaşının yapması gereken de budur.
*”Gözümüz karadır bizim yediden yetmişe dek”: Türk milleti, çocuğundan yaşlısına, kadınından erkeğine her ferdiyle vatanını, kimliğini, kültürünü, ekonomik değerlerini, bütünüyle kendisini korumak için hiç düşünmeden mücadele meydanına atılır. Atatürk’ün önderliğindeki Millî Mücadelemiz bunun en iyi örneğini vermiştir. Biz, hür yaşama irademize tasallut edildiğinde, gâvur bizi köleleştirmeye kalktığında, vatanımız işgal edildiğinde gücümüz yeter mi, yetmez mi diye hesap kitap yapmayız. Allah’a ve kendimize güvenerek ölümüne savaşırız. Kendi vatanımızda kendi devletimiz altında hür bir Türk milleti olarak yaşamayacaksak ölelim daha iyidir diye düşünürüz. Gâvurun kölesi olarak sömürge bir şekilde rezilce yaşamaktansa onurluca, şerefimizle ölmeyi yeğ tutarız.
*”Müslüman'ız elhamdülillah inancımız tektir tek”: Türk milleti Müslüman’dır, tek ve gerçek bir tanrı olan İslam Allah’ına inanır. Tevhit dininin çocuklarıyız. İnancımızın tek olmasını şaire Emine Hanım şunun için vurguluyor: İnancı üç olanlar yani Hıristiyanlar, bizi kültür emperyalizmi ile dinler arası diyalogla, ılımlı İslam’la, bilmem neyle bizi aldatıp tek inançtan üçlü inanca döndürmeye çalışıyorlar. Biz tek gerçek ve saf din olan İslam’a inanan millet olarak bu oyunlara gelmeyiz. Müslümanlığımızdan şikâyetimiz yok, dinimiz diyalogla falan tamamlanacak bir eksikliğe sahip değildir. Bize tek Allah yeter, üç tanrıya ihtiyacımız yok.
Şaire burada yine çok duyarlı bir bilinçle emperyalist Batının bizim üzerimizdeki misyonerlik faaliyetlerine, kültür emperyalizmi çalışmalarına karşı uyanık olmaya çağırıyor.
*”Bu vatan için gerekirse bütün kuşak / Ölür ve de öldürürüz vermeyiz zerre toprak”: Yine yukarılarda ifade edilen kararlı duruş, yiğit bir Türk tavrı burada da teyiden tekrarlanıyor.
*”Vatanıma göz dikenler çeksin gözünü şimdi”: İlk ihtar, sözlü uyarıdır. Türk vatanı ve Türk milleti üzerinde hesabı olan dış düşmanlar ve onların uzantısı olan PKK gibi oluşumlar, bir an önce Türk’e karşı kumpaslarından, alavere dalaverelerinden vazgeçsinler. Bize göz dikenler bunun karşılığını en ağır şekilde alırlar. Burada ihtar ve tehdit bir aradadır.
*”Dadaloğlu, Pir Sultan, Yunus Emre ile biz”: Bu mısrada yer alan Türk tarihinin övünç kaynağı olan büyük değerleri, birer simgedir. Alevisiyle sünnisiyle Türk milleti birdir beraberdir. Emperyalizme karşı, dış ve iç düşmanlara karşı omuz omuzadır. Kimse Türk milletini mezhep, kültür, coğrafya farklılıklarına göre ayıramaz.
*”Her iki cihanda da karşı konulmaz askerleriz”: Türk milleti hem dünyasını hem ahiretini ihmal etmeyen, her ikisine de sahip çıkan, doğru, dürüst, kararlı, yiğit, mert, medeni bir millettir.
*”Bu vatanı koruyan Türkoğlu Türk'leriz biz”: Biz hem maddi vatanımız olan Türk topraklarını hem manevi vatanımız olan millî kültür dünyamızı Haçlı-Siyon saldırılarına karşı sonuna kadar savunmaya, korumaya kararlıyız. Kimse bizi bu konuda gevşetemeyecektir.
Nazım şekli: Şiir, mısra kümelenmesi bakımından yedi dörtlükten oluşmaktadır. Kafiye düzeni bakımından ise karışıktır.
Dil ve Üslup Özellikleri:
Dili: Şiirin dili oldukça yalın, anlaşılabilir bir Türkçedir. Dil sapmaları görülmemektedir. Şaire, Türkçeyi kurallarına uygun olarak düzgün bir şekilde kullanmaktadır.
Üslubu: Şiirde kuvvetli bir hitabet ve hamaset üslubu görülmektedir. Okuyucularını millî değerlerimize sahip çıkma konusunda heyecanlandırıcı, hatta harekete geçirici bir söylem ortaya koyuyor. Ayrıca bazı tarihî ve güncel siyasi ve toplumsal olay ve durumları tanımlayan, belirleyen tanımlayıcı bir üslup türünü de görüyoruz. Tabii bu arada şiirin anlaşılabilirliliğini sağlayan belirgin bir yalın üslup da göz ardı edilemez.
Ahenk Özellikleri: Şiirde çok güçlü bir ahenk hissedemiyoruz. Şaire, ahenk üreten unsurlar üzerinde fazla yoğunlaşmamış. Lirizmi değil mesajı ön plana almış. O lirik bir şiir yazmaktan ziyade hamaset şiiri yazdığı için ahenk de hamaset üslubunun imkânları içinde hissedilebiliyor.
Kafiye konusunda belirli bir düzen anlayışı görülmüyor. Şaire bu konuda kendisini serbest çağrışımların akışına bırakmış. Ahengi daha çok rediflerle, kelime tekrarlarıyla, ikilemelerle sağlamaya çalışıyor.
Şiirin vezni ise serbesttir.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Nurullah Çetin tarafından şiir tahlil çalışması yapılmıştır.































Yorumlar