Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmalarıyla vatanımızın dört bir yanı düşman çizmeleri altında çiğnenmiş, “öz yurdumuzda esir, öz yurdumuzda parya” yapılmak istenmiştik. Dahası her karış toprağı şehit kanıyla sulanmış bu cennet vatanda yaşayanların bir kısmının zihni satın alınmış, köleleştirilmiş bir kısmının da zihinleri işgal edilmişti.
Düşmanlarımız ve işbirlikçilerin; “her şey tamam, bu iş bitti” dedikleri anda binlerce yıllık tarih tekerrür etti. Türk’e birçok şeyi yaptırabilirsiniz ama asla köleleştiremezsiniz. “Namık Kemâl’in;
Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” Dizelerine
“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
Çıkar elbet kurtaracak bahtı kara maderini” dizeleriyle bir başka Kemâl,
MUSTAFA KEMÂL cevap veriyordu. Bu cevap elbette dizelerde kalmadı. Mustafa Kemâl 19 Mayıs 1919´da Samsun´a çıkarak Anadolu halkı ile kucaklaştı. Amasya Genelgesi´ni yayınlayıp ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri ile önce işgal altındaki beyinlerin esaret zincirlerini kırdı. 27 Aralık 1919´da Ankara´ya gelip 23 Nisan 1920´de TBMM´yi kurdu. Mustafa Kemâl böylece Türk Milletinin kaderini yine Türk Milletine emanet ediyordu.
Ankara’ya gelişinin ertesi günü yaptığı toplantıda; "Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz... Bu sebeple teşkilatımızda milli güçlerin etken ve milli iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Milli egemenlik..." sözleriyle dile getiriyordu. Atatürk´ün milli egemenlik ilkesine sadece düşünceleriyle değil, derin kişisel duygularıyla da ne kadar bağlı olduğu, annesinin ölümünden birkaç gün sonra onun mezarı başında yaptığı konuşmada; “Validemin mezarı önünde ve Allah huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve belirttiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icap ederse canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun" diyerek ortaya koymuştur.
Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı (TÜRKAV) Denizli Şubesi olarak bütün Türk Milletinin 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramını canı gönülden kutlarken 1920’nin şartlarında koruduğumuz bağımsızlığımızı bu günün şartlarında kimseye vermeyeceğimiz tüm dünyaya birkez daha ilan etmenin gururunu yaşıyoruz. Biz Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı Denizli Şubesi üyeleri olarak geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türkiye Cumhuriyetinin yılmaz bekçileri olmaya devam edeceğiz. Bayramınız Kutlu Olsun!






























