“Ben, sizin YALANLARINIZLA baş edemedim, bu bana dert oldu,
ama karşınızda diz çökmedim ya bu da size DERT olsun!”
ama karşınızda diz çökmedim ya bu da size DERT olsun!”
Sus, Konuşma! Yazma diyorum. Sövme, değmez boş ver diyorum. Ama olmuyor, oldurmuyorlar işte.İnsan vardır adam sanırsın, konuşunca aldanır inanırsın. Yaptıkları alçaklık saymakla bitmez, peş peşe sıralar ifrit olursun.
Yazıya girişim bir tuhaf oldu, olsun. Bazıları vardır sövdürmek zevk verir onlara. Yalan, dolan, iftira, yalakalık, gammazlık, yandaşlık, sefillik genlerinden geliyor olsa gerek çirkeflik yapmadan duramıyorlar.
Geçenlerde sendikal faaliyette bulunmak için bir okula gittik. Benim tanıyamadığım ama kendisinin beni tanıdığı bir bayan öğretmen arkadaşı sendikam Türk Eğitim-Sen’e üye yaptık. Sağ olsun, beni kırmadı, üye oldu. Aslında hiç bir sendikaya üye olmayı düşünmüyormuş, memleketine gidince orda bir sendikaya üye olacakmış. Ben mevzua girip üye olması gerektiğini, sendikalılığın bir ihtiyaç olduğunu anlatınca; hatırıma binaen üye olduğunu söyledi. Tabi ben hatır için değil, bizzat ihtiyaç olarak görmesi gerektiğini ve bunun için üye olması lazım geldiğini belirtmeden de edemedim. Neyse üyelik formunu imzaladı. Peşinden mevzuat gereği işlemler ve sonrası İl Milli Eğitim Müdürlüğüne Türk Eğitim-Sen’e üye olduğuna dair yazı ulaşınca Milli Eğitim Müdürlüğünün cevval yalakaları durumdan vazife çıkarmak için hemen bir sendikanın şube yönetim kuruluna haber verirler.
Eeee, efendim işte şu şahıs Türk Eğitim-Sen’e üye oldu.Nasıl olur efendim!?
Ardından apar topar şirketi toplayıp haydi o okula… Ani bir baskın. Şiddetli bir sendikal çıkarma operasyonu…
Gerisi ‘Hak Getire’ yalanın, iftiranın bini bir para, kırıla gitmiş.
İşin ilginç olanı ise operasyonun yapıldığı okulda müfettişler teftiş yapıyorlar. Yeni üye yaptığımız öğretmeni hemen bulup, başlarlar yalan-dolan edebiyatına.
“E… biz malum sendikadan geliyoruz. İşte, siz Türk Eğitim-Sen’e üye olmuşsunuz. Biz sizi bizim sendikaya üye yapmaya geldik. İsrafil Bey’in haberi var, onun ve şube başkanının bilgisi dâhilinde geldik. Şunları imzalayın, sizi bizim sendikaya üye yapacağız.”
Ancak, kıymetli öğretmen arkadaşım, ‘olmaz!’ falan gibilerden reddediyor. Tabi müfettişler teftişte, devam denetime… Ama bizim hızlı sendikacılar kararlılar, illa Türk Eğitim-Sen’den istifa ettirip kendi sendikalarına üye yapacaklar.
Nihayetinde değerli öğretmen arkadaşım teftişini rahat geçirebilmek için ve bir an önce defolup gitmeleri için o formlara imzayı atıyor. Ama aynı günün akşamı beni arıyor ve “böyle böyle oldu hocam” diyor.
Şimdi ben buradan, o benim adımı kullanarak Türk Eğitim-Sen’den istifa ettiren bayan sendikacı arkadaşa sormak istiyorum.
-
Ey! Benim haberimin ve bilgimin olduğunu söyleyen sözde sendikacı bayan arkadaş, beni hayatınızda hiç gördünüz mü?
-
Benim sizinle yaşamınızın herhangi bir anında herhangi bir yerde birlikte bir şeyler konuşmuşluğumuz oldu mu?
-
Benimle görüştüğünüzü söylemişsiniz, yüz yüze mi yoksa telefonla mı görüştük?
-
Benim ve benim gibi düşünenlerin türbana/başörtüsüne karşı olduğumuzu, türbanlılara başlarını açtırdığımızı söylemişsiniz. Benim eşimi hiç gördünüz mü? Başı açık ya da türbanlı mı?
-
Bu söylediklerinizden sonra benim dinimin de ne olduğunu ayrıca hangi inanca mensup olduğumu da söyleyebilir misiniz? Mesela: “Patates Dini” gibi bir inanca mensup olabileceğim düşünceleriniz de var mıdır?
Bu sorularıma cevap vereceğiniz anı dört gözle bekliyorum.Yüzünüzün kızarması ihtimali olursa şayet, elektronik posta adresime mail olarak da atabilirsiniz.(E-posta adresim:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
)
Yıktınız perdeyi, ettiniz viran. Ne ahlak bıraktınız, ne de hayâ. Ne diyeyim ben şimdi size? Menfaatleri de putlaştırdınız ya!
Bir bayana sert bir yazı yazmaktan utanırım, sıkılırım, yüzüm kızarır. Edep ya, Edep Ya Hû!
Söylemiyorum size bir şey. Üstadın şu sözleri sizin de olsun artık…
“…
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
…”
Hülasa, dokuz yıldır köy köy, ilçe ilçe, okul okul dolaşıp sendikayı, sendikacılığı ve sendikaya üyeliğin gerekliliğini anlatarak yüzlerce üye yaptık. Zamanımızı, hayatımızı, eşimizi, çocuklarımızı, emeğimizi ve alın terimizi harcadık. Birileri sıcak makam koltuklarında taptıkları güçten medet umup telefonlar açarak, baskı, yalan, iftira, yıldırma ve yalan vaatlerle emeğimizi çaldılar. Emek hırsızlığı yapanlar. Bütün bu yaptıklarınızdan sonra mezara nasıl gireceksiniz?
İsrafil BAYRAK
TES Artvin Şube Sekreteri
KamuGazetesi.com






























