Ozan Nihat, Aşık Muhsin Yaralı ve Aşık Selahattin Kazanoğlu ramazan ayında gönüllerinin güzelliklerini Denizli ile paylaşmakla çok iyi ettiler. Neden mi? Çünkü bu necip millet, televizyonlarda sabah akşam kendisine sunulan; ama kendisiyle yakından uzaktan alakası olmayan saçma sapan şeylerden uzaklaşmak istediğini öz bağrından çıkmış, öz kültürünü anlatan Türk’çe çalıp Türk’çe söyleyen gönlü dağlardan yüce aşıklarının on yedi programının on yedisinde de alanları doldurarak ifade etmiş oldu.
Evet, insanımız kültürüne, değerlerine sahip çıkıyor. Unuttuğu güzellikleri hatırlamanın huzurunu yaşıyor. Millet olarak popüler diye isimlendirilen ne idüğü belirsiz, bizi anlatmayan ve Türk Kültürü ile hiçbir şekilde bağdaşmayan; ama yedi gün yirmi dört saat insanların bilinçaltına işlenmeye çalışılan ömrü kısa birtakım şeylerin kalitesizliğini, çirkinliğini anladık. Güzeli, kalıcı olanı, kaliteliyi yani kendi öz kültürümüzün ürünlerini arıyoruz. Yeter ki bize sunulsun. Bize, bizi biz eden; bizi başkalarından farklı kılan güzellikler sunulduğunda hem gönlümüz hem de beynimiz bayram ediyor. Ruhumuz dinleniyor. Bu aralar çok ihtiyaç duyduğumuz sohbetin, muhabbetin tadını alıyoruz. Her geçen gün biraz daha yalnızlaştığımız/yalnızlaştırıldığımız şu dünyada tekrar birbirimizi anlayabilmek için kökü çok derinlerde olan çok zengin bir birikimin ilacımız olduğunu fark ediyoruz.
Ozan Nihat’ın bu sene ülkemizde üçüncüsünü Aşık Muhsin Yaralı ve Aşık Selahattin Kazanoğlu ile birlikte düzenlediği gönül sohbetleri bize bizi anlattı. Bu sohbetlerde, dünyanın sadece maddeden ibaret olmadığı; maddenin bizi yalnızlaştırdığı, bunalıma götürdüğü, zaman zaman da doyumsuzlaştırdığı ifade edildi. Bu sohbetler ile gönlümüze hitap edildi; manevi yanımız; birlikteki beraberlikteki rahmet, ayrılıktaki azap hatırlatıldı. Gerçek güzellikleri görmemiz sağlandı. Milletimizden büyük ilgi gördüğünü gözlemlediğim bu güzel faaliyetler sürdükçe toplum hayatımıza çok büyük katkılar sağlayacak. Toplumdaki aksaklıklar, manevi hastalıklar düzelecek.
Ozanlar, aşıklar, gönlü Türk’ten yana olanlar, Türk’çe yaşayanlar, Türk’çe konuşanlar, Türk’ü söyleyenler susmasın. Onlar susarsa millet susar, şairin dediği gibi “sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibi olur.” Onların söyleyeceklerine ekmek kadar su kadar ihtiyacımız var. Onların haykırışına hepimiz kulak verelim. Bu güzel faaliyetlere sadece katılmakla yetinmeyelim. Çevremizdekileri haberdar edelim. Duyurabildiğimiz kadar çok kişiye duyurup başkalarının da katılmasını sağlayalım. Etkili ve yetkili olanlar da bu tür çok anlamlı, eğitici ve bana göre tedavi edici faaliyetlerin artması için her türlü desteği vermeli, her kolaylığı göstermeli. Allah aşıklarımızdan ve onların sesinin bize ulaşmasına vesile olanlardan binlerce kez razı olsun. Memleketin her köşesinde, Türk’ün Türk’çe yaşadığı günlerin daim olması temennisiyle…
Rüştü ÇAKIR






























