Son dönemde gün geçmiyor ki basın yayında bir ya da birkaç intihar veya cinnet olayına rastlamayalım. Üçüncü sayfa haberleri almış başını gidiyor. Toplumsal olarak galiba cinnet geçiriyoruz. Bunun sebepleri elbette tartışılabilir ama görünen köy kılavuz istemez. Ciddi tedbirler almazsak durumun daha da kötüye gideceği aşikar. Çünkü çok küçük yaştaki çocuklar bile kurtuluşu ölümde görüyorsa bu toplumsal çaresizliğin geldiği noktanın acı bir göstergesidir.
Toplum olarak geldiğimiz noktaya bakar mısınız? Kurtuluşu ölümde bulan bir topluma sağlıklı demek mümkün mü? Elbette intihar eden insanların kendilerine göre çok önemli sebepleri vardır. Çözümsüz problemleri mevcuttur. Ancak hiçbir sebep yaşam hakkından daha önemli olamaz. Hele müslüman bir toplumda bu tür olayların çoğalmasını hiçbir şekilde açıklayamazsınız. Çünkü dinimiz de yaşam hakkını kutsal saymıştır. Doğumda olduğu gibi ölüm de insana bırakılmamıştır. O halde neler oluyor bize? İnsanımız nasıl oluyor da kendi yaşamına kendi elleri ile son veriyor?
Ülkenin içinde bulunduğu sorunların en önemlilerinden birisi kuşkusuz ekonomik sorunlar. Lakin bu size yaşam hakkınızı sonlandırmak hakkı verir mi? İntiharı psikologlar; önlenebilecek bir ölüm nedeni olarak tanımlarlar. Genelde birkaç neden bir arada bu eylemin ortaya çıkmasına yol açar. Kendisini öldüren insanların %90’ı depresyon hastasıdır. Depresyon ve diğer ruhsal hastalıklar yanında kötü yaşam olayları da intihar riskini artırmaktadır. İntiharın bireysel olduğu kadar toplumsal boyutu da vardır. Toplumun sosyal yapısı ve toplumsal kaynaşma durumuna bağlı olarak intihar oranları ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Aile bağları zayıf toplumsal etkileşimin az olduğu kişilerde intihar olasılığı artmaktadır. Sosyal ve ekonomik krizlerde ise toplum içinde intihar oranları yükselmektedir. Örneğin her iki dünya savaşında da tüm Avrupa da intihar oranları diğer zamanlara göre çok artmıştır.
Bu bilimsel verilerin ışığında geldiğimiz nokta ise çok acil olarak çözüm üretmek zorunda olduğumuz bir problemle karşı karşıya olduğumuz gerçeğidir. Yoksa yetişmiş değerlerimizi kaybetmekle yüzyüzeyiz. Uzun vadede Türk Aile Yapısı yeniden tesis edilerek bu hastalıktan kurtulabiliriz ama acil olarak almamız gereken tedbirler olduğu da bir gerçektir.
Okullar, din adamları, üniversiteler, sağlık bakanlığı bu konuya çok ciddi olarak eğilmeli, intihar sebepleri belirlenmeli, bu sebepleri ortadan kaldıracak projeler hazırlanıp hızla hayata geçirilmelidir. Din adamları yaşam hakkının kutsallığına vurgu yapmalı halkı bu konuda bilinçlendirmelidir. Okulların rehberlik servisleri, hastanelerin psikiyatri bölümleri bu tür eğilimi olanlara psikolojik destek vermelidir. Devletimiz de sosyal devlet olduğu bilinciyle hareket etmeli, sosyallik ilkesinin gereklerini yerine getirmelidir. Avrupa’nın bundan yıllar önce gördüğü gerçeği bizler de bir an önce görmeli, ailenin korunması ile ilgili tedbirleri belirleyip bir an önce hayata geçirmeliyiz. Türk Aile Yapısı yeniden tesis edilirse bu tür istenmeyen olayların da kolayca önüne geçebiliriz.