Çocuğunun başarılı olmasını istemeyen bir aile düşünemiyorum. Hemen hepimiz hayatımızı onlara göre planladığımızı dile getirir, bütün çalışmalarımızı onların gelecekleri için yaptığımızı söyleriz. Sözde onlar için kazanır, onlar için harcar, hatta onlar için yaşarız. Gerçekten öyle mi yapıyoruz? Yoksa… öyle yaptığımızı mı zannediyoruz?
Mayıs ayında başlayan sınav maratonu ilköğretim öğrencilerimiz için geçtiğimiz hafta sonu 6. Sınıf SBS ile tamamlandı. Şimdi büyük bir heyecanla sınav sonuçlarının açıklanacağı 8 Temmuz’u bekliyorlar. Arkasından başka bir telaşa merhaba diyecekler. Özellikle 8. Sınıflar tercihlerini yapmak için okul okul, dershane dershane gezecekler. Yerleştirmeler tamamlandığında büyük ihtimalle tatilin de son günleri yaklaşmış olacak. Ara sınıflardaki öğrenciler ise; hangi dershane? Sorusunu çoktandır cevaplamaya çalışıyorlar. Çünkü iyi bir meslek sahibi olmanın, iyi bir iş bulmanın tek yolunun iyi bir üniversiteden geçtiğine inanılıyor. İyi bir üniversite için de iyi bir lise şart. İyi bir lise içinse SBS’den yüksek puan almak gerekli…
Ortaöğretim öğrencilerimiz ise 11 Nisan’da başladıkları Yükseköğretime Geçiş Sınav maratonunu 27 Haziran’da hem de tam beş aşamalı bir final ile tamamlayacaklar. LYS’nin bu yıl ilk defa yapılacak olması öğrencilerin büyük bir bölümünü kara kara düşündürüyor. Çünkü torbadan ne çıkacağını onlar da merak ediyor. Ardından sonuçların açıklanması, tercihler, istediğini elde etme başarısını gösteren minnacık mutlu azınlığın kayıt telaşı, zorunluluktan kayıt yaptıranlara kayıt işkencesi, tam her şeyin bitti zannedildiği noktada karşılarına çıkacak olan dev gibi barınma, yerleşme gibi meseleler… dahası bir başka bahara ertelenen umutlar…
Bütün bu hengâme içerisinde çocuklarımız önümüzdeki cuma günü karnelerini alarak sözde tatile merhaba diyecekler. Nasıl bir tatilse?.. Hayat üç saatlik bir sınava sığmaz dedikçe üç saatlik sınavları çoğalttık. Hatta işi iyice abartıp ilköğretimin birinci kademesine kadar indirdik. Çocukluklarını büyüklerinin hatıralarında yaşayabilen sınav mağduru çocuklar, başarılı olabilmek için o dershane senin bu dershane benim kendilerine hayat öpücüğü arıyorlar. Böyle bir imkânı olmayanların büyük bir çoğunluğu hayata başlarken bir sıfır mağlup başladığı inancıyla mücadeleye bile gerek duymuyor. Maça başlamadan yenilgiyi kabullenip zorunlu eğitimini tamamlamanın hesabını yapıyor. Ne yazık ki eğitim kurumlarımız hızla; öğretme amaçlı, sınav araçlı yerler halini alıyor.
Hemen her konuda arkadaşlarıyla yarış ortamına sokulan, en yakın arkadaşını en büyük rakibi olarak gören bu çocuklar; gergin, huzursuz ve tahammülsüz. Hedefe ulaşamadığı zaman kendisini yetersiz hisseden, suçluluk duygusunun pençesinde inim inim inleyen bir nesil yetiştiriyoruz. İçinde yaşadığı topluma düşman, yönünü bulmaktan aciz, bütün enerjisini sınavlara odaklamış, çocukken büyümeye zorlanmış bir nesil yetiştiriyoruz…
Gelecekte bu çocuklar üçüncü sayfa haberlerinde başrol oynarsa suçlu kim olacak? Şimdi sıra sözde çocuklarını çok seven biz büyüklerde. Anne-baba olmak sorumluluk gerektirir. Ülkemizin umudu yavrularımızı yetiştirirken sözde onların geleceği adına geleceklerini ellerinden alma hakkımız var mı? Bu çocukların karneleri nasıl olursa olsun, sınavlardan kaç puan alırlarsa alsınlar bu çocuklar bizim. Amacımız onları hayata hazırlamaksa işin biraz da eğitim yönüne bakalım. Başarıyı yalnızca rakamlarda aramayalım. Üçüncü sayfa haberlerine konu olmuş yüksek öğretimli bir çocuk sahibi olmaktansa az diplomalı ama saygın bir evlat sahibi olmayı onur sayalım. Onlara, kendilerinin başlı başına bir değer olduğunu hissettirelim. Seviyoruz diyelim. Ne kaybederiz?...
Ahmet AYKOL
TÜRKAV ŞUBE BAŞKANI





























