Puslu, buğulu bir camın ardında iç çekerek, tahta kızaklarda kayan arkadaşlarımı hasta olacağım korkusuyla seyretmek zorunda kaldığım günleri özledim. Bir fırsatını bulup sokağa fırladığım, eski kızağımın azizliğine uğrayıp kar yığınları arasında kaybolduğum, hatta soğuktan moraran ellerimi nefesimle ısıtmaya çalıştığım anları özledim.
Lastik ayakkabılarımın içine kar dolmasın, ninemin Kınalı’nın yününden ördüğü çoraplarım ıslanmasın diye naylon poşet giydiğim, yinede sinsi kar tanelerinin ayaklarımla temas etmesini önleyemediğim günleri özledim…
Rahmetli dedemle ninemin dışarıdaki bozkırın ayazına inat içimi ısıtan sohbetlerini, Zümrüdüanka Kuşu’yla yolculuk yaptığım masalları, Kara Murat ile fethettiğim kaleleri, Ferhat olup murada erdiğim geceleri özledim…
İşgal günleri anlatılırken nemlenen gözleri, Gazi Paşa ismiyle selam duran sözleri, Akşehir’den yurdun dört bir yanına yayılan Köyün Delilerini özledim. Ali İhsan Paşaları, Kara Fatmaları, Hasan Tahsinleri özledim. Sakarya’yı, Eskişehir-Kütahya’yı, Dokuz Eylüldeki İzmir’i, özledim…
Teneke sobanın içinde kavrulan odunların feryatlarını, hasetlerinden çatır çatır çatlayan kestaneleri, gövdesini kemiren kurtlardan kurtulmak için çırpınan kirişlerin inleyen nağmelerini, kar yumaklarında kaybolmamak için kendisini odanın içine zor atan kil zerreciklerini özledim…
Ocağın başında kıvrılan Tekir’in horlamasını, kınalı kekliğin karlı dağları anlatan gak gak guburaklarını, içeriyi merak eden serçelerin camdan bizi süzüşlerini, kapı önünde bir kaç buğday tanesi için güvercinlerle kapışmalarını özledim…
Yumurtalarını saklayan tavukları, kümesin kapısını açmamıza bozulan çil horozu, ahırda yan yana bağlanmış atları, eşekleri, inekleri hatta dışarıdaki soğuğa inat ahırın sıcaklığını özledim…
Ajans dinlediğimiz, yanık türkülerine eşlik ettiğimiz iradiyoları, ışığını güneş zannettiğimiz idareleri, gaz lambalarını, misafir geldiğinde yanan lüküsleri özledim. Dedemin özenle yaptığı tahta arabaları, ninemin çerçiden aldığı cep aynasını, anamın karşılıksız sevgi dolu bakışlarını özledim…
Rüzgârın sesini, babamın tütün kokan nefesini, içimdeki “Ben”in beni korkutan duvardaki gölgesini özledim… Zifiri karanlığa hançer gibi saplanan köpek ulumalarını, akşam vakti öten uğursuz baykuşları, komşunun aldığı kuru soğana karşılık getirdiği tuzu özledim…
Kardelenlerin bedeninde yeniden doğduğum yirmi bir martları, gurbeti anlatan komşu kadının gözündeki ebr-i nisan-ı, badem çiçeklerini, akasya kokularını, toprak kokan yağmurları özledim…
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olduğu günleri, küçükleri canlarından çok seven büyükleri, komşusu açken tok uyumayı ayıp sayan köylüleri, gören gözün hakkı vardır diyen gönlü zenginleri özledim…
Ben insanlığı, ya daaa, ya da insan olmayı, TÜRK olmayı, TÜRK gibi yaşamayı, aleme TÜRK gibi bakmayı özledim…
AHMET AYKOL
TÜRKAV ŞUBE BAŞKANI
Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez!
Türkçe Düşün, Türkçe Konuş, Türkçe Sev, Umudun TÜRKÇE Olsun!





























Yorumlar