Ortam çok gergin. Toplumsal bir öfke girdabının ortasında kaldık. Duyduğumuz her cümlenin altında başka şeyler arar olduk! Şüpheleniyoruz, hem de her şeyden. Bunun en büyük sebebi elbette yaklaşan seçimler. Siyasi liderlerimizin sert üslubu toplumu da germiş durumda. Çevresinde olup bitenlerin farkında olan Türk toplumu rahatsız, gelecek korkusu yaşıyor. Yarınının belirsizliği, komşularımızdaki iç karışıklıkların ülkemize de sirayet etme kaygısı, anarşi ve terör zaten ekonomik sıkıntılarla boğuşan sıradan insanları çok daha fazla endişelendiriyor. Tansiyonun biran önce düşmesi, düşürülmesi lazım. Başta siyasetçilerimiz olmak üzere toplumda kanaat önderi konumundaki insanlar gerekli hassasiyetleri gösterip sorumluluklarını yerine getirmek zorunda. Birileri bu yüksek tansiyondan kısa vadede yarar görebilir. Ancak, ilerleyen zamanda hepimizin zarar göreceği aşikar. Önce “Ben” yerine önce “Ülkem” demeyi başaramazsak çocuklarımızın emaneti bu cennet vatana en büyük kötülüğü biz yaparız.
DMS, ALES, TUS, Açık Öğretim, son olarak da YGS sınavlarında yaşananlar, sonrasında yapılan tutarsız açıklamalar, sınavların mahkemelik olması insanımızın kafasını karıştırdı. Gencecik çocuklarımızın zihinlerinde soru işaretleri uyandı. En adil sınavda bile artık “Acaba?”ları olacak bir gençlik kazandık. Bu günün küçüğü yarının büyüğü olduğuna göre kafasında daima bir “Acaba”sı olacak bir nesil yetiştiriyoruz… Bayrağımıza, Türk büyüklerine, İstiklal Marşımıza saldırılar, terör örgütü maşalarının ülkemizin dört bir yanında huzur ve güven ortamını yok etmeye yönelik eylemleri, devletin resmi binalarına bile terör örgütünü simgeleyen bez parçalarının asılması, güvenlik kuvvetlerimize saldırılar canımızı çok sıkıyor, bizleri öfkelendiriyor. Hele minicik çocukların eline taş, sopa, molotof kokteyli verip devlet binalarının hedef gösterilmesi gelecek adına bizi kara kara düşündürüyor. Sözde bir milletvekili polisimize tokat atıyor, arkadaşları halkı sivil itaatsizliğe çağırıyor, bu şahıslar halkın ibadet özgürlüğünü kısıtlayıp Cuma Namazı gibi amacı Müslümanları bir araya toplamak olan bir ibadeti bölücülük unsuru olarak kullanmak için vatandaşlarımızı ibadethanelerde değil sokaklarda ibadete zorluyor, bu da yetmiyor koskoca devleti alenen tehdit ediyorlar…
Bütün bunlar halkın gözünün içine baka baka yapılıyor. Adeta devletimize ve milletimize meydan okunuyor. Böyle bir toplumda sinirlerin gerilmesi elbette normaldir. Hatta bu meselelerle uzaktan yakından ilgisi olmayanların bile bizim memlekette öfkelenecek bir şeyleri var. Almanya’da düzenlenecek 56.Eurovision Şarkı Yarışması yarı finallerinde ismini bilmediğim bana yabancı bir parça ile yarışıp elenmişiz! Demek ki parça yalnızca bana değil Avrupa’ya da yabancıymış ki bizi kapının dışına koyuvermişler. Türk halkını, başka bir milletin dili, kültürü, yaşam tarzı ile temsil etmeye kalkarsanız görüldüğü gibi elinize yüzünüze bulaştırıyorsunuz. Bu yarışmada ilk defa yabancı dil ile yarışıp birinci ilan edildiğimizde “Bu utanılacak bir durum. Verilen birincilik bize değil yarıştığımız diledir. Bizi buna alıştırdıklarında yabancı dil ile yarışmaya katılıp dünyanın en güzel müziğini de yapsak dereceye giremeyiz” iddiasında bulunmuştum. Üzgünüm… Haklı çıktım…
Görüldüğü gibi toplumda her kesiminin canını sıkacak bir olay bulmak mümkün. Biz zor olanı seçip birbirimize sabır ve tahammül göstermeyi başarmalıyız. Zararın neresinden dönülürse kardır. Hepimiz sorumlu davranmalı, iç ve dış düşmanlarımıza karşı Bir, İri ve Diri olmalıyız. Yoksa yarın çok geç olabilir…
Ahmet AYKOL
TÜRKAV Denizli Şube Başk.
Yorumlar