Eskiden zengin mi zengin bir ağa varmış. Çocuklarına sürekli öğütler verir mala, mülke tamah etmemelerini nasihat edermiş. Ama nerdeee?… Çocukların tek derdi bir an önce ağanın mallarının üzerine konmakmış. Üstelik malın çoğuna sahip olabilmek için ağaya türlü oyunlar oynarlarmış. Ağa da bunun farkındaymış ama elden ne gelir? Sonunda onlara bir ders vermeye karar vermiş. Hepsini toplayıp kendisi öldüğünde kim onunla mezarda bir gece geçirirse malının yarısını ona bırakacağını söylemiş. Çocuklar düşünüp taşınmışlar. Hiçbiri de buna razı olmamış. Ağa, bu teklifini ahaliye duyurmaya karar vermiş. Tellal çıkarıp öldüğünde kendisi ile bir gece geçirecek adam aramaya başlamış. Gel zaman git zaman bir hamal çıkagelmiş. Ağaya; “şu dünyada bir kırık urganla, yük taşıdığım semerden başka hiçbir şeyim yok. Ben bu işe talibim. Hiç olmazsa siz öldükten sonra rahat ederim” demiş. Ağa, hamalın bu açık sözlülüğünü çok beğenip onu yanına almış. Ölünceye kadar da geçimini temin etmiş.
Gün gelip hak vaki olduğunda mezarlıkta iki tane kabir kazılmış. Birisine ağa, diğerine deelleri ve ayakları bağlanarak bizim hamal konulmuş. Hamalın kabrinin üstü açık bırakılmış. Defin işleri tamamlandıktan sonra herkes mezarlığı terk etmiş. Sıra meleklerdeymiş. Hikâye bu ya melekler iki ayrı mezar görünce şaşırmışlar. Önce üstü açık kabirden sorguya başlamaya karar vermişler. İşini, geçim kaynaklarını, mal varlığını sual etmişler. Hamal gayet rahat; bu güne kadar hamallık yaptığını, dünyada kırık bir ipi ile eski bir semerinden başka malı olmadığını söylemiş. Bu defada bunları nereden bulduğunu sormuşlar. Neyse adamcağız bir kırık ip, eski bir semerle sabahı etmiş. Günün ağarması ile ağanın çocukları ve yörenin ileri gelenleri mezarlığa gelmişler. Bakmışlar hamal sözünde durmuş, ağa ile mezarlıkta yan yana bir gece geçirmiş. Hamalı tebrik edip elini ayağını çözmüşler. Serbest kalan hamal başlamış koşmaya. Mezarlıktakiler şaşkın. Hamalın arkasından; “Dur, nereye gidiyorsun? Ağanın malının yarısını sana devredeceğiz!” diye bağırmaya başlamışlar. Hamal hem koşuyor hem de cevap veriyormuş. “İstemeeem, istemem! Malınız sizin olsun. Ben gece sabaha kadar kırık bir ip ile eski bir semerin hesabını bile veremedim. O kadar malın hesabını nereden vereceğim?”
Ben günümüz insanını ağanını çocuklarına benzetiyorum. Özellikle bir takım insanlar bütün değerlerini paraya tahvil etmiş durumdalar. Dünya menfaatlerini her şeyin üzerinde tutuyorlar. Ülkemiz çok zor bir dönemeçten geçiyor. Birlik ve beraberliğe her zamankinden çok ihtiyacımız var. İşte bu durumda bile ticareti, siyaseti, sahip oldukları banknotları korumayı düşünen benim adlandırmakta güçlük çektiğim şahıslar var. Bütün malınızı mülkünüzü verseniz bir tek Mehmetçiği geri getirebilir misiniz? Şehit ailelerini teselli edebilir misiniz? “Ağlayıp da vatan hainlerini sevindirmeyeceğim!” diyen şehit eşlerinin yüreklerindeki yangını söndürebilir misiniz?...
Aklınızı başınıza alın, Ey Birtakım Zevat! Ali Kemalleri unutmayın! Sonunuz onlarınkine benzemesin. Tarih tekerrürden ibaretmiş. Türk Milletini kutuplara ayıranlar, bölücülük yapanlar, bölücülükten beslenenler, Mehmetçiğin kanının akmasına seyirci kalanlar şüphesiz ki akıttıkları kanda boğulacaktır. Siz, siz olun hamalın durumuna düşmeden kendi değerlerinize sahip çıkın. Para, mal, mülk, makama değişilmeyecek değerleriniz olsun!
AHMET AYKOL
TÜRKAV Denizli Şube Başkanı





























