Bu haftaki yazıma üniversite sınavlarına giren gençlerimize geçmiş olsun dileklerimle başlamak istiyorum. “Geçmiş olsun gençler!” ama sakın her şeyin bittiğini zannetmeyin özellikle de sınavda başarılı olup bir üniversiteye girmeyi başaracak olanlar daha yeni başlıyorsunuz haberiniz olsun.
Gelelim sistemin elediği gençlere. Sahi onlar başarısız mı yoksa sistemin azizliğine mi uğradılar? Daha altıncı sınıfta yarıştırmaya başladığımız bu gençler neye ve kime göre başarılı ya da başarısız hiç düşündünüz mü? En azından şartları eşit miydi? Hani şu meşhur “fırsat eşitliğini” bu gençlere sağlayabildik mi?
“Fırsat Eşitliği!” Kulaklarımıza oldukça hoş gelen bu iki kelimenin anlamını çok iyi bildiğimizi zanneder hatta bunu en iyi kendimizin sağladığını iddia edebiliriz. Oysa birazcık bu kavram üzerinde kafa yorduğumuzda durumun hiç de öyle olmadığını görürüz de görmezlikten geliriz. Hele içinde yaşadığımız toplumun bize sunduğu imkânları veya imkânsızlıkları düşününce umutsuzluğa kapılmamak mümkün mü?
Şöyle bir düşünün. Toplum içerisinde hepimiz başarılı olabilmek için eşit şansa sahip miyiz? Gelir düzeyi yüksek bir ailenin çocuğu ile orta ya da düşük gelir düzeyindeki bir ailenin çocuğunun şansları eşit mi? Üst düzey bürokrat tanıdıkları olan birisi ile olmayan birisinin o kurumdaki problemini çözme şansı aynı mı? Tanınmış bir futbolcu, manken ya da işadamı ile sokaktaki vatandaşa bakışımız arasında hiç fark yok mu?...
Oysa doğarken bu insanlarla eşit haklara sahip değil miydik? Yoksa biz mi öyle zannediyoruz! Bana kalırsa biz öyle zannediyoruz. Çünkü bazılarının daha çok fırsatı olduğundan bizden daha eşitler gibime geliyor. Nasıl mı? Gelir düzeyi normal bir aile çocuğunu yalnızca okula gönderirken gelir düzeyi yüksek bir aile okulun yanı sıra dershane, özel kurs hatta özel ders aldırıyor. Çocuğunun eksikliklerini tespit edip gidermek için maddi imkânlarını seferber ediyor. Sonra bu iki çocuğa aynı soruları soruyor, aynı cevapları istiyoruz. Sonuçta gelir düzeyi yüksek ailenin çocuğu biraz daha fırsat eşitliğine sahip olduğundan başarılı oluyor. Orta ya da düşük gelir gurubundaki çocukları ise başarısız ilân ediyoruz… Bir kurum ya da kuruluşta tanıdıklarımız varsa biraz daha eşit olduğumuzdan işlerimizin takibi çok daha kolay oluyor. Hele tanınmış biriysek değmeyin keyfimize. Hatta ayrıcalıklı davranılmadığında rahatsız oluyoruz. Rutin olarak yapılması gerekenlerden bile tepki gösterebiliyoruz. Trafik polisi evraklarımızı istese kıyameti koparıyoruz. Çünkü diğerlerinden biraz daha eşitiz.…
Sizin anlayacağınız hukuk karşısında eşit doğan insanların, sonradan eşit gelişmedikleri ortada. Çünkü daha işin başında yarışa eşit başlamıyoruz. Hepimiz farklı gelir guruplarından, farklı kültürlerden geliyoruz. Karakterlerimiz farklı. Fiziğimiz, kimyamız değişik. Doğuştan eşit değil aksine farklı olan insanların ortak amacı ise biraz daha eşit olabilmek.
Oysa demokratik toplumlarda herkesin eşit gelişme şansına sahip olması gerekiyor. En azından eğitimde “Fırsat Eşitliği” mutlaka sağlanmalı. Elbette kastımız tembel ile çalışkanın aynı kefeye konulması değil ama ikisine de eşit şans tanımak zorundayız. Bunu yapmazsak haksızlığa uğradığını düşünen şahıslar mutsuz olmakla kalmaz çevrelerini de mutsuz ederler. Dahası biraz daha eşit olabilmek için her yolu mübah sayarlar ki toplum için daha büyük tehlike yoktur. Hak etmediklerini almayı kendilerinde bir hak görmeye başlayanlar toplumun bütün değerlerini yerle bir edebilirler. Dahası haksızlığı kendilerinin ele geçirdikleri bir hakmış görmeye başlarlar ki yapacaklarını varın artık siz düşünün. Yok, yok düşünmeyin. Gençlerimizi, dizilerimizi, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine şöyle bir gözlemleyin yeter.
AHMET AYKOL
TÜRKAV ŞUBE BAŞKANI
“Fırsat Eşitliği!” Kulaklarımıza oldukça hoş gelen bu iki kelimenin anlamını çok iyi bildiğimizi zanneder hatta bunu en iyi kendimizin sağladığını iddia edebiliriz. Oysa birazcık bu kavram üzerinde kafa yorduğumuzda durumun hiç de öyle olmadığını görürüz de görmezlikten geliriz. Hele içinde yaşadığımız toplumun bize sunduğu imkânları veya imkânsızlıkları düşününce umutsuzluğa kapılmamak mümkün mü?
Şöyle bir düşünün. Toplum içerisinde hepimiz başarılı olabilmek için eşit şansa sahip miyiz? Gelir düzeyi yüksek bir ailenin çocuğu ile orta ya da düşük gelir düzeyindeki bir ailenin çocuğunun şansları eşit mi? Üst düzey bürokrat tanıdıkları olan birisi ile olmayan birisinin o kurumdaki problemini çözme şansı aynı mı? Tanınmış bir futbolcu, manken ya da işadamı ile sokaktaki vatandaşa bakışımız arasında hiç fark yok mu?...
Oysa doğarken bu insanlarla eşit haklara sahip değil miydik? Yoksa biz mi öyle zannediyoruz! Bana kalırsa biz öyle zannediyoruz. Çünkü bazılarının daha çok fırsatı olduğundan bizden daha eşitler gibime geliyor. Nasıl mı? Gelir düzeyi normal bir aile çocuğunu yalnızca okula gönderirken gelir düzeyi yüksek bir aile okulun yanı sıra dershane, özel kurs hatta özel ders aldırıyor. Çocuğunun eksikliklerini tespit edip gidermek için maddi imkânlarını seferber ediyor. Sonra bu iki çocuğa aynı soruları soruyor, aynı cevapları istiyoruz. Sonuçta gelir düzeyi yüksek ailenin çocuğu biraz daha fırsat eşitliğine sahip olduğundan başarılı oluyor. Orta ya da düşük gelir gurubundaki çocukları ise başarısız ilân ediyoruz… Bir kurum ya da kuruluşta tanıdıklarımız varsa biraz daha eşit olduğumuzdan işlerimizin takibi çok daha kolay oluyor. Hele tanınmış biriysek değmeyin keyfimize. Hatta ayrıcalıklı davranılmadığında rahatsız oluyoruz. Rutin olarak yapılması gerekenlerden bile tepki gösterebiliyoruz. Trafik polisi evraklarımızı istese kıyameti koparıyoruz. Çünkü diğerlerinden biraz daha eşitiz.…
Sizin anlayacağınız hukuk karşısında eşit doğan insanların, sonradan eşit gelişmedikleri ortada. Çünkü daha işin başında yarışa eşit başlamıyoruz. Hepimiz farklı gelir guruplarından, farklı kültürlerden geliyoruz. Karakterlerimiz farklı. Fiziğimiz, kimyamız değişik. Doğuştan eşit değil aksine farklı olan insanların ortak amacı ise biraz daha eşit olabilmek.
Oysa demokratik toplumlarda herkesin eşit gelişme şansına sahip olması gerekiyor. En azından eğitimde “Fırsat Eşitliği” mutlaka sağlanmalı. Elbette kastımız tembel ile çalışkanın aynı kefeye konulması değil ama ikisine de eşit şans tanımak zorundayız. Bunu yapmazsak haksızlığa uğradığını düşünen şahıslar mutsuz olmakla kalmaz çevrelerini de mutsuz ederler. Dahası biraz daha eşit olabilmek için her yolu mübah sayarlar ki toplum için daha büyük tehlike yoktur. Hak etmediklerini almayı kendilerinde bir hak görmeye başlayanlar toplumun bütün değerlerini yerle bir edebilirler. Dahası haksızlığı kendilerinin ele geçirdikleri bir hakmış görmeye başlarlar ki yapacaklarını varın artık siz düşünün. Yok, yok düşünmeyin. Gençlerimizi, dizilerimizi, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine şöyle bir gözlemleyin yeter.
AHMET AYKOL
TÜRKAV ŞUBE BAŞKANI




























