23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından çocuklara armağan edilmiştir. Bu bayram, TBMM'nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan “Hakimiyet-i Milliye Bayramı” ve 1927'de ilan edilen, ilki de Atatürk'ün himayesinde düzenlenen “23 Nisan Çocuk Bayramı”nın birleşmesiyle oluştu. 1980 yılından itibaren de
"23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" ismi ile kutlanmaya başladı.
Hakimiyet-i Milliye Bayramı, saltanatın kaldırılışı ve TBMM'nin açılışını kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı da savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukları sevindirmek, daha önemlisi Milli Egemenliği ellerinde tutacak olan gelecek nesilleri bilinçlendirmek amacını taşımaktaydı. İşte bu sebepledir ki ilk defa 1933 yılında yapılan kutlamalarda Gazi Paşa makamını temsili olarak bir çocuğa bırakmıştı. Bu gün hala yaşayan güzel geleneklerimizden birisine de böylece kavuşmuş olduk.
Ulu önder belli ki “Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız bir tohum ekiniz, on yıl sonrasını düşünüyorsanız bir fidan dikiniz; ama yüzyıl sonrasını düşünüyorsanız, çağlar açıp çağlar kapatacak bir nesil istiyorsanız o zaman İNSAN YETİŞTİRİNİZ.” atasözünü kendisine şiar edinmişti. Bu sebepledir ki; kurduğu cumhuriyeti gençlere emanet etti. Bu sebepledir ki; 22 Eylül 1924 tarihinde Bursa’da öğretmenlere ”....En mühim, en esaslı nokta eğitim meselesidir. Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, müstakil, şanlı, yüksek bir cemiyet halinde yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder” demiştir.
Türk Milleti’nin Başöğretmeni 25 Ağustos 1924’te toplanan Muallimler Birliği Kongresi’ndeki konuşmasında; ”Cumhuriyet sizden; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister…” diyerek nasıl bir insan yetiştirmemiz gerektiğini açıklarken, “Efendiler! Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlana durmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre planlamak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatiyle, ecnebilerin planlarıyla yükseltilebilsin?” sözleriyle de Türk Milleti’ne egemenliğini korumanın sırlarını açıklamıştır.
Aradan geçen zamanda ne yazık ki Gazi Paşa’nın yol haritasını unuttuk. Dahası O’nu anladığını iddia edenler de O’na karşı çıkanlar da ecnebilerin planlarına sarıldılar. Sonuç ortada. Avrupa’nın en genç ve kalabalık nüfusuna sahip 70 milyonluk bir ülke ecnebi kapısında kurtuluş reçetesi yazdırmak için nöbet tutuyor.
Peki, bu durumdan nasıl kurtulur da Atatürk’ün bizlere koymuş olduğu çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkma hedefine ulaşırız? Çocuklarımızın emaneti milli egemenliği sağ-salim sahiplerine teslim ederiz? Bu konuda en büyük görev biz eğitimcilere düşüyor. Bakın Gazi Paşa 27 Ekim 1922 tarihinde Bursa’da öğretmenlere okulun görevlerini nasıl açıklamış? «…Mektep genç dimağlara; insanlığa hürmeti, millet ve memlekete sevgiyi, şerefi ve bağımsızlığı öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için izlenmesi uygun olan en doğru yolu belletir…» 14 Ekim 1925 tarihinde, İzmir Erkek Öğretmen Okulu’na yaptığı ziyarette de eğitimcilerin bunu nasıl başaracaklarını açıklamış. «Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.»
Ahmet AYKOL
TÜRKAV ŞUBE BAŞKANI
Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez!
Türkçe Düşün, Türkçe Konuş, Türkçe Sev, Umudun TÜRKÇE Olsun!





























