İnsanlar birbirleri ile anlaşabilmek adına yaklaşık 5.000 değişik dil kullanmaktadır. Bunlardan yalnızca 160 tanesi resmi dil özelliği taşımaktadır.
Yapılan bir araştırmaya göre dünyada en çok kullanılan beş dilden birisi de Türkçe’dir. (Çince, Hintçe, İngilizce, Arapça ve Türkçe) Türkçe, Doğu Türkistan’dan Amerikaya kadar çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Yaklaşık olarak 300.000 milyon insan tarafından kullanılmaktadır. Daha önemlisi son araştırmalar ışığında Türk Dilinin yazılı tarihi 16.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Birçok tarihçi Türklerin Orta Asya’dan yeryüzüne dağıldığı konusunu tartışmakta, Orta Asya’ya sonradan gidildiğine dair tarihi belgeleri buna kanıt göstermektedir. Eğer bu tarihçiler haklı çıkarsa yalnızca Türk Dil Tarihinin değil insanlık tarihinin yeniden yazılması gerekecektir. Oysa yalnızca 1300 yıl önce taşlara yazılmış olan Orhun Yazıtları için dil bilimcilerin; “Mısır piramitlerinin dünya mimarisi için önemi neyse, dil ve edebiyat için Orhun Abideleri de odur” dediği düşünülürse dilimizin önemini ve dünya tarihindeki yerimizi daha iyi kavrarız diye düşünüyorum.
Dilin hayat damarlarımızdan belki de en önemlisi olduğunu gören Karamanoğlu Mehmet Bey bir ferman yayınlayarak olayı kökünden çözümlemiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey 13 Mayıs 1272’de yayınladığı fermanda “Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmaya!” emrini vererek “Türk demek, Türkçe demektir gerçeğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Bu suretle resmi devlet işlerinde kullanılan Arapça ve bilhassa Farsça’nın hâkimiyetine büyük darbe vurulmuştur. Osmanlının, topraklarında Türkçenin hâkimiyetini ancak 16. yüzyılın sonlarında sağladığını göz önüne alırsak bu fermanın önemi kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında aynı tehlikeyi gören Mustafa Kemâl ATATÜRK, Türk Dil Kurumunu kurmak suretiyle Türk Dilinin geleceğini teminat altına almak istemiştir.
İçinde yaşadığımız dönemde dilimiz belki de tarih boyunca olmadığı kadar Karamanoğlu Mehmet Beylere ihtiyaç duymaktadır. Sokağa çıktığınızda bunu çok açık görebilirsiniz. Dükkân-store, bakkal-market olmuş. Beldelerin girişine welcome, çıkışına goodbye yazmışız. İşyerlerimize yabancı isimler vermişiz. Yetmemiş çocuklarımızın isimlerini yabancı dillerden koymayı neredeyse marifet saymışız. Özellikle son dönemlerde gençlerimizin bilgisayar üzerinden haberleşirken kullandıkları semboller(dil demeye elim varmadı!) tabiri caizse tam bir dil ihanetidir. “Slm (selam), mrb(merhaba), ok(evet), nbr(ne haber?)…
Yazıma Alman dilbilimci Max Müller’in dilimiz hakkında söyledikleri ile son verirken; “Türkçe düşünün, Türkçe konuşun, Türkçe sevin. Umudunuz Türkçe olsun!” diyor, hiç olmazsa yabancı bilim adamları kadar ana dilimize saygı göstermenizi temenni ediyorum.
“Kişi, Türkçe dil bilgisini tat alarak okur. İnsan bilincinin büyük bir beceri ve ustalığı ile biçimlendirilmiştir. Kurallar yalındır, saydamdır. İnsan bilinci en usta biçimde sese, söze yansımıştır... Türkçe dilbilgisi düzeninde düşüncenin oluşumunu birim birim izleriz. O anda billur bir kovanda bal peteklerinin oluşumunu seyreder gibiyizdir. Türkçe, bir bilim kurumunun uzun tartışmaları sonucu yaratılmış gibidir. Ancak bir başına kalmış insanın Türkistan bozkırlarında yaratılıştan kaynaklanan yasalarla yarattığı anıtı, hiçbir bilim kurulu yaratamaz.”
AHMET AYKOL
TÜRKAV ŞUBE BAŞKANI






























Yorumlar
Gerçekten Karamanoğlu Mehmet Beyler aranıyor, aranmalı...