-TÜRKAV, millet olarak büyük ihtiyaç duyduğumuz, 1915 Çanakkale ruhunun yaşatılması ve yayılması hususunda, yaptığı çalışmaları artırmak azim ve kararlılığında olacaktır.
-Terörle mücadele sırasında, şehit düşen kahramanlarımıza ve aziz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, milletimize de başsağlığı diliyoruz. Terör, yoksulluk ve yolsuzlukla sonuna kadar mücadele edeceğiz ve edenleri destekleyeceğiz.
-Türk milletinin iradesi dışında, yabancı başkentlerde hazırlanarak, yerli işbirlikçiler vasıtasıyla dayatılan, her türlü siyasal ve toplumsal projeyi reddediyoruz.
-TÜRKAV, Kamu Çalışanlarının kötüye giden ekonomik ve sosyal durumlarının, iyileştirmesi konusunda, etkili ve kararlı mücadelesine devam edecektir.
-TÜRKAV, üniter ve milli devlet yapısının tartışılmaya açıldığı, milli varlığımızın tehdit altında olduğu, etnik kimliklerin kaşındığı, bu kaos ortamında yüzlerce yıllık kardeşliğimizin muhafaza edilmesinin en büyük teminatıdır.
-Türk ve İslam dünyasında devam eden zulüm ve katliamları şiddetle kınar, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin bu coğrafyalara da ilgi göstermesini bekler…
Çanakkale’ye gidilir de Şehitler unutulur mu? Elbette unutulmadı. Bu kadar yoğun gündem arasında Gelibolu Yarımadasında bulunan şehitlikler de ziyaret edildi. Bazı duygular anlatılmaz, yaşanır. Bu da onlardan birisiydi. Ancak bu konuda biraz dertliyim. Çanakkale her ziyaretimde beni farklı bir sürpriz ile karşılıyor. 25 yıl önce Çanakkale’ye kızardım. Şimdilerde kızdığım o eski Çanakkale’yi mumla arar hale gelmenin üzüntüsünü yaşıyorum. O yıllarda terk edilmiş, unutulmuş şehitler gözlerimizi yaşartırdı. Şimdilerde “şehitlik ruhunun” terk edilmişliğine kahroluyoruz.
Şehitliklerin bir kısım ziyaretçileri turistik amaçla geliyor, bir kısmı hayal kurmaya, bir kısmı samimi ziyaretçi. Öyle bir kısım var ki onlar bana göre en tehlikelileri. Onlar 1915’te başaramadıklarını bu gün başarmanın gururunu yaşamaya geliyorlar. Her geçen gün de mutlulukları eminim bir kat daha artıyordur. Neden mi? Anlatayım da öğrenin. 25 yıl önce yalnızca İngiliz abidesinin tepesinde bir haç işareti vardı. İki yıl önce gittiğimde gözlerime inanamamıştım. Yalnızca gezdiğim bölgede 6 tane haç işaretli abide yükselmişti. Geçen hafta ise kelimenin tam anlamıyla kahroldum. Haç işaretleri artık abidelere yerleştirilmekle kalmamış, haç işareti şeklinde abideler yükselmeye başlamıştı. Hele birisi var ki 253 bin şehidin bağrına saplanmış hançerden farksız. Mustafa Kemal Paşa’nın gözetleme yaptığı Gelibolu Yarımadasının en hakim noktasına, hem de Atatürk anıtının üç-beş metre karşısında inşası devam ediyor. Sizin anlayacağınız Gelibolu Yarımadası adım adım işgal ediliyor. Gerekçe de hazır, Lozan Anlaşmasının 129. Maddesi. Peki, kardeşim adama sormazlar mı; Lozan Anlaşması yeni mi imzalandı? 1985 yılında bir elin parmaklarını geçmeyen yabancı abideler ne oldu da mantar gibi çoğalmaya başladı? Yanlış anlamayın, kimsenin inancı ile uğraştığımız falan yok. Haç işaretini kutsal kabul eden vatandaşlarımıza da saygı duyuyoruz. Ancaaak, Çanakkale’de 253 bin şehidi bu topraklara haç işareti dikilsin diye mi verdik? Atatürk Abidesinin karşına İngiliz anıtının yapılmasına izin vermek egemenlik haklarımıza saldırı değil de nedir?... Yarın Seyit Onbaşının, Yahya Çavuşun, Yüzbaşı Hakkı Beyin ve binlerce isimsiz kahramanın yüzüne nasıl bakacaksınız?..
Bir başka üzüntü kaynağım da Gelibolu Yarımadasına girişte 1 Hazirandan itibaren alınmaya başlanılan ücret. 12 kişinin üzerindeki gruplar rehbersiz gezemiyor. Bunun bedeli de araç başı 140 lira. Sizin anlayacağınız 140 liranız yoksa şehitlerimizi de ziyaret edemeyeceksiniz haberiniz ola.
Gördüklerimizin bir bölümü bizleri üzse de bu güç koşullarda böyle bir toplantıya ev sahipliği yapan TÜRKAV Çanakkale Şube Başkanı Mehmet Patan ve Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum. İyi ki varsınız sayın başkan!
Ahmet AYKOL
TÜRKAV Denizli Şube Başkanı
Türkçe Düşün, Türkçe Konuş, Türkçe Sev, Umudun TÜRKÇE Olsun!



























