Günlerdir bir Referandum konusudur aldı başını gidiyor. Evet-Hayır ile yatıp, Halk Oylaması kalkıyoruz. Böyük adamlar televizyon ekranlarından Anayasa değişikliğinin faydalarını ya da zararlarını anlatıp duruyorlar. İşin garibi genellikle de içeriğe dokunan yok. Son dönemlerde halk olarak tartıştırıldığımız şeyleri şöyle bir düşünün. İlk olarak “Ergenekon” ortalığa atıldı. Ne zaman gerçek gündeme dönmeye çalışsak yeni bir “Ergenekon” denizine düşürüldük. Ardından başka bir yapay deniz icat edildi. “Açılım!” Aylardır tartıştırılıyoruz ama daha ismini bile net olarak koyamadık. Açıldık ya yetmez mi?... Arada kuş gribi, keneler, domuz aşısı… gibi dönemlik içerisine atıldığımız göller de cabası.
Gerçekten vatandaş olarak bu konuları bilmezsek çok şey mi kaybederiz? Böyle teknik konuları tartışmakla ne kazanacağımız? Anayasa; ya benim anlayacağım kadar sade ve basit olmalı (bana göre böyle olmalı) ya da haklarımı hukukçular koruyacaksa onların bilmesi yeter de artar bile. Peki, böyle teknik bir konu neden bana havale ediliyor? Yeterince bilmediğim, anlamadığım bir konuda fikir beyan etmek zorunda bırakılmam doğru mu? Dahası neden benim anlayacağım dille açıklamalar yapılmıyor da siyasi mülahazalarla kafam karıştırılıyor? Bütün bunların iyi niyetli girişimler olmadığını düşünüyorum. Hele iki tarafın da bu meseleyi ölüm-kalım meselesi olarak görmesi aklımı iyice karıştırıyor. Sözde sivil toplum örgütlerinin bazıları, birtakım akil adamlar yollara düşmüş toplumu etkilemek için var güçleri ile çalışıyorlar. Dedim ya durum böyle olunca aklım karışıyor. “Yapılacak Anayasa değişikliklerinde benim göremediğim ne var?” Diye düşünmeden edemiyorum. Her iki görüşün de bakış açısı ile değişiklikleri incelemeye çalışıyorum. 26 maddeden beni direk olarak ilgilendiren hiçbir şey göremiyorum. Çoğunluğunun rötuştan ibaret olduğunu düşünüyorum. En dikkat çekici değişiklikler Yargı ile ilgili maddelerde yapılmış. Bu konuda da hukukçular arasında bile derin uçurumların olması beni kaygılandırıyor.
Oysa bizim tartışmamız gereken öyle ciddi meseleler var ki!!! Sonuçları daha yeni açıklanan yüksek öğretime giriş sınavına giren birbuçuk milyon gencin durumunu tartışmamız gerekmez mi? İyi yetişmiş, eli kalem tutan, erdemli insanların yetişmesi için bunu tartışmak zorunda değil miyiz? Geleceğe umutla bakan, gözlerinin içi gülen çocuklar istemeyeniniz var mı? Terör belasından nasıl kurtuluruz diye kafa patlatsak olmaz mı? Evine ekmek götüremediği için intihar edenlerin, işsizlik kıskacında inim inleyenlerin problemlerinin çözümü bizi daha mı az ilgilendiriyor? İşçinin, memurun, emeklinin hiç mi derdi kalmadı? Tarımın, hayvancılığın, köylünün problemlerini çözdük mü? Esnafımızın, tüccarımızın işleri halk tabiri ile çok mu tıkırında?...
Birlik ve beraberliğe o kadar çok ihtiyacımızın olduğu bir dönemde bu kadar keskin kutuplara ayrılmamız sizce doğru mu? En sevdiğimiz kişileri bile kırmak kime, ne kazandırır? Geçtiğimiz günlerde bir tanıdığım öyle laflar etti ki ilk anda sinirlerime nasıl hakim olduğuma hala inanamıyorum. Herhalde Allah-ü Teâlâ ramazan ayının yüzü suyu hürmetine nutkumu tuttu. Uzun süre kendime gelemedim. Sonradan olayı daha sakin düşündüğümde o şahsa inanın acıdım. Çünkü karşısındakini anlık olaylarla ya da şahsi ilişkileriyle değerlendiriyordu. Oysa benim davam o kadar küçük olamaz. Sevdiğimizi de sevmediğimizi de duygularımızla değil, günübirlik hiç değil inandığımız dava uğruna severiz.
Ne diyelim, tek temennimiz daha fazla kutuplara ayrılmadan, kin ve nefret duygularını daha fazla körüklemeden bu işin biran önce sağ-salim sona ermesi ve ülkemizin gerçek gündemine dönmesi.
Ahmet AYKOL
TÜRKAV Denizli Şube Başk.
Gerçekten vatandaş olarak bu konuları bilmezsek çok şey mi kaybederiz? Böyle teknik konuları tartışmakla ne kazanacağımız? Anayasa; ya benim anlayacağım kadar sade ve basit olmalı (bana göre böyle olmalı) ya da haklarımı hukukçular koruyacaksa onların bilmesi yeter de artar bile. Peki, böyle teknik bir konu neden bana havale ediliyor? Yeterince bilmediğim, anlamadığım bir konuda fikir beyan etmek zorunda bırakılmam doğru mu? Dahası neden benim anlayacağım dille açıklamalar yapılmıyor da siyasi mülahazalarla kafam karıştırılıyor? Bütün bunların iyi niyetli girişimler olmadığını düşünüyorum. Hele iki tarafın da bu meseleyi ölüm-kalım meselesi olarak görmesi aklımı iyice karıştırıyor. Sözde sivil toplum örgütlerinin bazıları, birtakım akil adamlar yollara düşmüş toplumu etkilemek için var güçleri ile çalışıyorlar. Dedim ya durum böyle olunca aklım karışıyor. “Yapılacak Anayasa değişikliklerinde benim göremediğim ne var?” Diye düşünmeden edemiyorum. Her iki görüşün de bakış açısı ile değişiklikleri incelemeye çalışıyorum. 26 maddeden beni direk olarak ilgilendiren hiçbir şey göremiyorum. Çoğunluğunun rötuştan ibaret olduğunu düşünüyorum. En dikkat çekici değişiklikler Yargı ile ilgili maddelerde yapılmış. Bu konuda da hukukçular arasında bile derin uçurumların olması beni kaygılandırıyor.
Oysa bizim tartışmamız gereken öyle ciddi meseleler var ki!!! Sonuçları daha yeni açıklanan yüksek öğretime giriş sınavına giren birbuçuk milyon gencin durumunu tartışmamız gerekmez mi? İyi yetişmiş, eli kalem tutan, erdemli insanların yetişmesi için bunu tartışmak zorunda değil miyiz? Geleceğe umutla bakan, gözlerinin içi gülen çocuklar istemeyeniniz var mı? Terör belasından nasıl kurtuluruz diye kafa patlatsak olmaz mı? Evine ekmek götüremediği için intihar edenlerin, işsizlik kıskacında inim inleyenlerin problemlerinin çözümü bizi daha mı az ilgilendiriyor? İşçinin, memurun, emeklinin hiç mi derdi kalmadı? Tarımın, hayvancılığın, köylünün problemlerini çözdük mü? Esnafımızın, tüccarımızın işleri halk tabiri ile çok mu tıkırında?...
Birlik ve beraberliğe o kadar çok ihtiyacımızın olduğu bir dönemde bu kadar keskin kutuplara ayrılmamız sizce doğru mu? En sevdiğimiz kişileri bile kırmak kime, ne kazandırır? Geçtiğimiz günlerde bir tanıdığım öyle laflar etti ki ilk anda sinirlerime nasıl hakim olduğuma hala inanamıyorum. Herhalde Allah-ü Teâlâ ramazan ayının yüzü suyu hürmetine nutkumu tuttu. Uzun süre kendime gelemedim. Sonradan olayı daha sakin düşündüğümde o şahsa inanın acıdım. Çünkü karşısındakini anlık olaylarla ya da şahsi ilişkileriyle değerlendiriyordu. Oysa benim davam o kadar küçük olamaz. Sevdiğimizi de sevmediğimizi de duygularımızla değil, günübirlik hiç değil inandığımız dava uğruna severiz.
Ne diyelim, tek temennimiz daha fazla kutuplara ayrılmadan, kin ve nefret duygularını daha fazla körüklemeden bu işin biran önce sağ-salim sona ermesi ve ülkemizin gerçek gündemine dönmesi.
Ahmet AYKOL
TÜRKAV Denizli Şube Başk.
Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez!
Türkçe Düşün, Türkçe Konuş, Türkçe Sev, Umudun TÜRKÇE Olsun!




























