|
ÖNSÖZ
İşte hayat…
Savaşmaktır bir bakıma hayat… Hızar değmiş hezen gibi devrilmek en kolayı, yalın yaba sapa samana tutunmak marifet… Bir deri bir kemik karşı koymak aç gözlü saldırılara, dev cüsseli dalgalara cılız bilek kürek çekmek zafer niyet…
Kısmetiyle doğmaktır kimine göre… Dediği dedik çaldığı düdük yaşamak beynelmilel… Kimine göre kederin dar surlarında sıkışıp kalmaktır. İşaret parmağıyla damıtılmış öfke, sıcak çermiklerde çimdirilmiş sevdalar, gül şurubu şafaklarda ölmektir faili meçhul…
Ağlamaktır bazen eriyik tuz tadında, solgun dudaklarda… Gidene ağlamak kalana koyarcasına, Vuslata dair gelene ağlamak mütebessim… Bazen gülmek zıvanadan çıkmış kalburüstü zamanlarda, alalamak aksayan yanları alelacele, reçetesiz gülmek gün aşırı dert dozajında… Öylesine gülmek bir de kadere, alayımsı…
Bir kuşkanadı gölgesinde düşlemektir özgürlüğü kanımca… Karınca kararınca emeği gözetmektir. Demir perdeleri aralayarak umudun aynasına denk düşürmektir ışığı… Ahını aldığı mazlumun öcünü ala ala, ciğere işleyen acının gücüyle vura vura, ibret-i âlem bir kaşık suda boğmaktır karanlığı… Sarıyı maviye beleyip, yeşile benzetmektir…
Belki yeryüzünden yedi kat arşa çekilen afsunlu aşktır hayat… Gönül vermek endamına özge bir duruşun… Yer yer hissedebilmek içindeki artçı depremi… At izini it izinden aracısız ayırt edebilmektir. Yavuzca keskin bir kılıç gibi düşmanına parlamak ve dostuna taze bir gül gibi sunmak kendini Yunusça… Mana ötesini tek kalemde silebilmektir…
Belki de, basit bir labirenttir ip üstünde avare gezinilen, ara kesittir yaşanmışlık adına, üstünkörü doldurulan ankettir… Yer yurt bilmeyen haylaz coşku, dur durak dinlemeyen arsız arzu, göz açıp kapayıncaya kadar geçen vakittir kim bilir…
Hayat bu… Zor zanaat…
Hayatın sırrına mazhar olanlara…
Ali YAŞAR
|